birgün

15° KAPALI

SPOR 10.04.2020 04:00

Ekol ve BJK

Yazıya yeni yazmaya başladığı kitaptan küçük bir alıntı ile başlamak istiyorum. Bir analiz ya da bir tasvir olarak kabul edebilirsiniz.

“Bir bilim dalının etkisi, toplumsal yapı içerisindeki diğer bilimsel fenomenler ile kurduğu iletişim ile anlam ve etki kazanır. Antropolojinin ortaya koyduğu veriler ışığında, coğrafi ve genetik kodlara kadar geniş bir bilim yelpazesinin bir bütünlük oluşturması neticesinde, bir toplumsal yaşam kültürü ve bunun etkilerinin her alanda kullanılması sonucunda ekole ait parametreler oluşur. Bu bütünlük sağlanmadığı taktirde de ortaya çıkan kurgu, gelip geçici ve görev başındaki kişilerin donanımları kadar etki yapar. Kalıcı bir istikrara bırakmadığı gibi sürdürebilir başarıda sağlayamaz.

Spor alnında ‘ekol’ kurgusu üzerinden yapılarını kuran ülkeler, sosyal, siyasi ve ekonomik alanlarda da aynı kurgu sayesinde spor ile beraber bir toplumsal bütünlük sağlarlar. Bu kurgu sayesinde, istikrar ve sürdürebilir gelişime etkisi, yıllar içinde kendini belli ederek bir değer ortaya çıkartır. Bu toplumsal mutabakattır.”

‘Ekol’ denen kavramın oluşmasını sağlayan parametreler tarihsel bir sürece tabii olurlar. Süreç içerisindeki, kurumsal kültür yapısı ‘kod’ haline gelmesiyle, toplumsal mutabakat neticesinde kabul görür ve sürecin tüm kurgusu bunun üzerinden dizayn edilmeye başlanır. İşte bu oluşum, ülkelerdeki toplumsal bütünlüğün farklılıklarını da ortaya koyar.

‘Ekol’ sadece sahada oynanması gereken bir oyun karakteri değildir. Aksine, toplumun tüm fenomenleri tarafından kabul gören bir tavır alma şeklidir.

Bu, ülkeni yönetilmesinden federasyonların yönetilmesine, kulüplerin yönetilmesinden takımların yönetilmesine kadar ortak tavır alma içeriğini ortaya koyar.

Beşiktaş Kulübündeki son olayları, sokağa ait bir jargon ile değil de biraz daha usturuplu izah çabamın nedeni, bu anlatılanların sadece Beşiktaş’ı değil tüm kurumları da bağladığında dolayı gerekli. Çünkü alt kültür başlıkları etrafında dönüp durmak, bir kısır döngü içine sıkışıp kalmak sonucunu ortaya koyduğu için bir neticeye varmak mümkün olmuyor.

Sporu bir ‘ekol haline getiremeyip kurumsallaştıramadıktan sonra, süreç, günlük ve dönemlik müdahaleler çerçevesinde, sorumlu kişinin donanımları kadar organize edilip yürütülür. Burada ortaya konan geçici istikrar ya da kalıcı istikrarsızlık (!), kulüpleri ve federasyonları yönetenlerin ülke bütünlüğündeki bir kesitini ortaya koyarlar. Çünkü her şey birbirine bağlıdır.

Yukarıdaki saptamanın bir bölümünü burada bir kez daha belirtmek istiyorum ki konu netleşsin.

“…Bu bütünlük sağlanmadığı taktirde ortaya çıkan kurgu, gelip geçici ve görev başındaki kişilerin donanımları kadar etki yapar. Kalıcı bir istikrara bırakmadığı gibi sürdürebilir başarıda sağlayamaz”

Bu Beşiktaş’ın son 20 senesinin özetidir.

Bilgili’den Demirören’e, Demirören’den Orman’a, Orman’dan Çebi’ye geçişlerin, sekteye uğramadan sağlanması, futbol ile ilgisi olmayan bir kurgunun, kulüp üzerindeki beklentilerinin devamlılığını sağlamaktan başka bir şey değildir.

Şafak Mahmutyazıcıoğlu’da bu kurgunun bir parçasıdır.

Yaşanan son olaylar, şaşılacak yenilikte değil, aksine, aleni olarak bilinenlerin üzerinden bir kişi tarafından resmilik kazandırılması ile etkisini göstermektedir. Hani kimse Amerika’yı yeniden keşfetmiyor.

Tüm bu 20 yıllık süreçten Beşiktaş Genel Kurul Üyeleri sorumludur. Galatasaray ve Fenerbahçe Genel Kurulları gibi bir irade ortaya koyamamışlardır.

Son seçimdeki Çebi’ye karşı gösterilen ilgi bir tepki değil, aksine, aynı beklentilerin el değiştirme operasyonuydu.

Eğer öyle olmasa Ahmet Nur Çebi’nin, son anlatılanlar çerçevesinde istifa etmesi gerekir. Ya da elindeki tüm belgeleri ortaya koyarak Beşiktaş’ın çıkarlarını son 20 yıl üzerinden geri kazandırır.

Ölü taklidi virüse ait bir özelliktir!

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız