birgün

12° AÇIK

BİRGÜN PAZAR 25.10.2020 09:16

Erdoğan ve AKP'nin 'fikrî iktidarı'

Gerçek şu ki, AKP yönetimi, on sekiz yıllık iktidarı boyunca kendisini hiçbir zaman açıkça “anlatmak” istemedi ve bu yüzden de “fikrî iktidarını” kuramadı. Temel fikirlerini hep gizledi ve sonuç olarak da ülkeyi hep başkalarının fikirleriyle yönetti. Oysa bu durumda medyanın yüzde seksen veya doksanına değil, yüzde yüzüne de hükmetseniz, yine “fikrî iktidar”ınızı kuramazsınız!

Erdoğan ve AKP'nin 'fikrî iktidarı'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan birkaç gün önce tarihi bir konuşma yaptı; yankıları hâlâ sürüyor. Öyle görünüyor ki bazı sözleri belleklere çakılacak ve aylar, yıllar sonra da hatırlanacak.

Bu yarı itiraf, yarı özeleştiri havasındaki konuşmasında, Tayyip Bey, önce “hükümet olmakla, muktedir olmak; muktedir olmakla da iktidar olmak” arasında bir ayrım yapmış, sonra da “gerçek iktidarın fikrî iktidar olduğunu” vurgulamıştı. İzleyen cümlelerde ise şu saptamayı yapıyordu: "Medyamız en modern altyapıya sahip ama bizim sesimizi ve nefesimizi yansıtmıyor (...) En haklı olduğumuz konularda bile dünyaya kendimizi anlatamıyoruz. İşte bunun için de fikri iktidarımızı hâlâ tesis edemediğimiz kanaatindeyim”.

Görüldüğü gibi, adı yurtta ve dünyada en otokrat liderler arasında geçen bir Cumhurbaşkanı yıllarca “hükümet ettiğini” fakat aslında iktidar olamadığını söylüyordu. Bu “itiraf” gerçekten de şaşırtıcıydı.

Oysa bana kalırsa söyledikleri hiç de yanlış değildi; sadece eksikti ve gerçeğin yarısını ifade ediyordu. Çünkü Tayyip Bey bu “kendini anlatamama”nın -aslında çok iyi bildiği- nedenini açıklamıyor ve böyle bir açıklamayı da herhalde zamana ve zemine uygun bulmuyordu.

***

Gerçek şu ki, AKP yönetimi, on sekiz yıllık iktidarı boyunca kendisini hiçbir zaman açıkça “anlatmak” istemedi ve bu yüzden de “fikrî iktidarını” kuramadı. Temel fikirlerini hep gizledi ve sonuç olarak da ülkeyi hep başkalarının fikirleriyle yönetti. Tek bir şartla! Bu fikirlerin, parti kurucularının -hatta onların da bir kısmının- nihaî hedeflerine aykırı düşmemesi koşuluyla! “Yeter ki kan uyuşmazlığı olmasın!” diyordu Abdullah Gül; kendisi de “uyuşmazlığa” düşmeden önce! Oysa bu durumda medyanın yüzde seksen veya doksanına değil, yüzde yüzüne de hükmetseniz, yine “fikrî iktidar”ınızı kuramazsınız!

***

Gerçekten de Adalet ve Kalkınma Partisi, on sekiz yıllık iktidarında hep başkalarının diliyle konuştu; liberal oldu, Gülenci oldu, popülist oldu, antiemperyalist oldu, Avrasyacı oldu ve sonunda da Ülkücü oldu. Ne var ki hepsini de başarıyla birbirine karşı kullanmasını bildi. Liberal solu ve Gülencileri yanına alarak Avrasyacıları; Avrasyacı ve Ülkücüleri yanına alarak da liberalleri ve Gülencileri ezdi. Bu arada her müttefiki de günü gelip “balyoz”u yiyinceye kadar, kendisini iktidarda sanıyor ve Tayyip Bey’i alkışlıyordu. Erdoğan’ı “Reis” yapan en büyük “ustalık” bu oldu.

***

Peki, R. T. Erdoğan’ı ülkenin değilse de iktidar partisinin “tek adamı” haline getiren gerçek ideoloji neydi? Böyle bir ideoloji var mıydı?

Hayır, herhalde yoktu. Aslında Erdoğan “kitabî” bir siyasetçi değil; ortaya sistematik bir “dünya görüşü” koymadı; geniş çerçeveli bir din anlayışı vardı; yeri geldi, çok farklı İslamcı akımlarla dostluk kurmada bir sakınca görmedi. Uzun iktidar yıllarında Nakşibendiler, Menzilciler, Gülenciler, İhvan hareketi vb. hep bu dinci eklektizmin parçaları oldular. Hatta geçmiş yıllarda Esad Suriye’sinin Aleviliği ve son dönemde de Aliyev Azerbaycan’ının Şiiliği dostluk ve kardeşliğe hiç engel teşkil etmedi. Ne var ki Tayyip Bey az çok kutsallaştırdığı iki temel referansını da hiç gizlemedi. Aksine bunları her fırsatta açıkladı; övdü; göklere çıkardı.

***

Bunlardan Sultan Hamid, yönetim anlayışını; Necip Fazıl da “ideolocya” idealini temsil ediyordu. Oysa ikisinin de lügatlarında “demokrasi” diye bir sözcük yoktu. Birincinin saltanatında tüm özgürlük savaşçıları sürgüne yollandılar; ikincinin kuramında da “Führer”den esinlenen İslami bir “Başyüce rejimi” dizayn edildi. Bunlar açıkça anlatılıp övülemediği için başka diller kullanılıyor, sansür ve gizlilik de burada devreye giriyordu.

Erdoğan Necip Fazıl’ın gençlere dindarlık ve kindarlık telkin eden “Gençliğe Hitabe”sini daha lise yıllarında okumuş, özümsemiş ve ezberlemişti. İktidar yıllarında da bunu AKP gençlerine okudu. Ne var ki Hitabe’de Mürşid’in “dindarlık ve kindarlık” telkin eden sözlerini okuyor; gerisini okumuyordu. Ve okunmayan kısımda da, laik cumhuriyet, “işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde planında kurtarıldıktan sonra ruh planında ebedî helâke mahkûmiyet” şeklinde tanımlanıyordu!

***

Bu susuş aslında bir “imkânsızlığın” anlaşılması mıydı; yoksa ileri-geri adımlarla taktik bir arayışı mı ifade ediyordu? Bunu belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Hatta bu konuda ola ki Tayyip Bey’in kendisi bile kesin bir kanıya varamadı ve hep tereddütler içinde bocaladı. Oysa bu arada boş da durulmuyor, eğitimde, Diyanet’te, tarikatlaşmada her türlü fırsat kullanılıyordu. Hatta komşu ülkelerde cihatçı ordular bile kuruldu.

Oysa bütün bunlara rağmen şu gerçek de ortaya çıktı: 2000’li yıllarda, Cumhuriyet'imizde, şeriatçı bir rejime olanak sağlayacak koşullar artık aşılmış bulunuyor. Ve aslında bu hiç de yeni bir şey değil! Unutmayalım ki AKP döneminde göklere çıkarılan Necip Fazıl’ın kendisi de en fazla mahkûmiyete, tek parti dönemini din düşmanlığıyla suçlayarak iktidara gelen Menderes yıllarında uğramıştı. Bugün hiç hoşlanmadıkları “Atatürk’ü Koruma Kanunu” da yine DP yıllarında çıkarılmıştı. Sanırım bunları bugünlerde en çok hatırlaması gereken de herhalde AKP iktidarı olmalı!

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız