Gazeteciliğin zor zamanları
GÜRAY ÖZ GÜRAY ÖZ

Çok bilinmeyenli denklemler de çözülebilir, ama konu devletler ve onların çok bilinmeyenli politikaları olunca iş zorlaşıyor. Bu, öncelikle bilgi akışındaki sıkıntılar, daha doğrusu kısıntılar nedeniyle böyle. Doğru ya da yanlış, olan oldu; gazeteciler de durumu aktarmaya çalıştılar. Şimdiki durumun nedenini, nasılını araştırmak yorumcuların, gazetecilerin, akademinin, siyasetçilerin işi.

Gazeteci açısından öncelik hiç kuşkusuz haberdir.

Harekatı değerlendirmek, eleştirmek, hukukla çatışıyor olsa bile Carl Schmitt’ten mülhem, “istisnanın yasallığı” anlayışının güç kazanması nedeniyle zorlaştı. Böyle zamanlarda insan haklarının ağır yara aldığı bir gerçek ve bu kabul edilebilir, doğal, meşru karşılanabilir bir durum değildir. Çatışmaların doğrudan ya da dolaylı, eylemli özneleri, kara propagandadan ve görmezden gelinen gerçek insan hakları ihlallerinden sorumludurlar.

İnsan hakları ihlallerini kayda geçirmesi gerekenler gazetecilerdir.

Askeri harekat ve benzeri durumlarda insanların haber alma haklarının kısıtlanmasının doğal olduğu söylenir. Kuşkusuz bu gibi durumlarda kimi bilgilerin saklanması doğal karşılanabilir ama bunun yaygınlaştırılması yanlış, sakıncalı, gerçeği çarpıtan ve hiç kimseye yarar getirmeyen “haberleri”, dedikoduyu çoğaltır. Harekatları yönetenlerin zorunlu, gerekli gördükleri bilgi saklamayı, gazeteciler için de doğal saymaları, bu nedenle gazetecileri yönlendirmeye çalışmaları kabul edilebilir bir durum değildir.

Bu türden sansüre hizmet etmeyi gazetecilik sayan anlayışla, embedded gazetecilikle mücadele etmek de, kılığı kıyafeti boş verin, işte bu nedenle önemlidir.

Kısıtlı bilgi akışı bilgilerin güvenilmezliği, propaganda özelliği taşıması yorum yaparken kuşkulu davranmayı gerektiriyor. Bu gibi durumlarda yol gösterici olan teorik yaklaşımdır. Neler olabileceğini harekatın yönünü ve sürekliliğini ya da sınırlılığını teorik çıkarsamalarla kavramaya çalışırsınız. Örneğin egemen bir ülkenin sınırlarını koruma çabasının haklılığını veri olarak alırsanız; Türkiye’nin de sınırlarını terörist saldırılara karşı koruma kaygısının bu türden bir yaklaşıma dayandığını bilirsiniz. Bu nedenle de komşu ülke toprakları ile ilgili herhangi bir ilhak düşüncesinin söz konusu olmadığını rahatlıkla söylersiniz. Ama bu sizin olguları görmezden gelmenize yol açmamalıdır.

Dikkatli, araştırıcı, ayrıntıyı gözden kaçırmayan, somutun peşinde olmalıdır gazeteci.

Beklenen, belirlenen amaçlara ulaşan harekatın, diplomasiyi kolaylaştırmak için hedefler gözden geçirilerek sonlandırılmasıdır. Askerlerin burnu kanamadan ülke sınırları içindeki asli görevlerine yani sınırları koruma görevlerine dönmeleri, sivillerin zarar görmemesi istenen bir şeydir. Harekatın, çatışmanın iç, dış ve etkin öznelerinin söylemi henüz bu konudaki beklentileri güçlendirmekten ne yazık ki uzak.

Öyleyse boş umut yaratmak gibi bir görevi de olmamalı gazetecinin.

Halka, kamuya hızla duyurulacak haber, kahramanca olan yerine akıllıca olanı öne çıkartabilir, ülkenin, halkın yararına sonuçlar doğurabilir. Denklemin çok bilinmeyenli oluğunu biliyoruz. Ama bu türden denklemler de öyle ya da böyle çözülüyor...

Gazetecinin görevi denklemi çözmek değil, somut durumu, muhtemel çözüm önerilerini halka iletmek, onun da kararın, çözümün etkin öznesi haline gelmesine hizmet etmektir.

Zordur gazetecinin işi... Savaş gazeteciliği daha da zor olmalı... Örnekler var bizde, embeddedlere değil, onlara bakmalı, onları örnek almalı...