Mucizeler ve sorumlular…
L. DOĞAN TILIÇ L. DOĞAN TILIÇ

Bu aralar, 31 Mart seçimine kadar, büyük devlet törenleriyle açılan yerlerden aman uzak durun. Sorumlusu olmayan bir mucizenin kurbanı olmak istemiyorsanız!

Yapay zekâ ve algoritmalar üzerine çalışanların demokrasi adına bir endişeleri var. Hemen her alanda kararların, bilgisayarlarda toplanan veriler ve yazılan algoritmalar üzerinden yapay zekâlarca alındığı bir geleceğe doğru gidiyoruz ya… Böyle olunca, yönetenler sorumluluktan kaçabilir; yapay zekâ öyle istedi, ben ne yapayım diyebilirler, diyenler var!

Oysa, demokrasinin olmazsa olmazlarından biri de karar alıcıların aldıkları kararların sorumluluğunu üstlenmeleridir!

Yöneticilerimiz sorumluluk almamak için bir gerekçeye ihtiyaç duymadığından, bizde böyle bir endişeye de gerek yok.

Perşembe günü, 9 insanımızın ölümüne, 48’inin de yaralanmasına yol açan “kaza” denemeyecek “mucize”den sonra, Erdoğan; “Kaza ile ilgili adli soruşturma başlamış, 3 kişi gözaltına alınmıştır. Sorumlular ortaya çıkarılacak ve gereken her şey yapılacaktır” dedi.

Sorumlular ortaya çıkarılacak ve gereken her şey yapılacak!

Her halde tıpkı bundan önceki “tren kazaları”nda olduğu gibi… En güvenli ulaşım aracı denilen treni en korkulan ulaşım aracı yaptıktan ve bunun bir tek siyasi sorumlusunu bulamadıktan sonra… Hangi sorumlu ortaya çıkarılacaksa?

Ulaştırma Bakanı Mehmet Cahit Turhan, iki trenin aynı hatta olması ve kafa kafaya çarpışmak gibi akıl almaz/mucize bir olayın gerçekleşmesi ardından, olay yerinde inceleme yaparken gazetecilerin sorduğu can alıcı sinyalizasyon sorusuna “Teşekkür ederim” diye cevap verdi.

“-Efendim, sinyalizasyon…? / -Teşekkür ederim. / -Efendim, iki trenin aynı rayda ne işi vardı? / -Teşekkür ederim.”

Sinyalizasyon sorusu can alıcı; çünkü canları alan sinyalizasyonun olmaması!

11 Ağustos 2004’te Tavşancıl’da iki trenin çarpışmasında 8 insanımız ölüp 88’i yaralandığında ulaştırma bakanı Binali Yıldırım’dı. O günlerde gazeteciler bu durumlarda bir siyasi sorumlu olması gerektiğini düşünebiliyordu ve artık çoktan unutulan o “İstifayı düşünüyor musunuz?” sorusunu sormuştular.

“Düşünmüyorum, uygun bulmuyorum” diye, hiç düşünmeden cevaplamıştı Yıldırım: “Karayollarında yılda 5 bin kişi ölüyor, aldığım ilk izlenimlere göre kaza ışık ihlalinden. Ölenlerden ikisi demiryolu işçisi, ancak nerede çalıştıklarını, niçin burada bulunduklarını henüz bilmiyorum.”

Şimdi 9 insanımızın canını alan bu hattın “mucize” açılışında da Yıldırım, başbakan olarak cumhurbaşkanı Erdoğan’la birlikteydi. Aylardan Nisan, günlerden Nisan’ın 12’si Perşembe’ydi… Acele ediyorlardı, çünkü 24 Haziran’da seçim vardı ve seçim öncesi alelacele olabildiğince çok açılış yapılmalıydı!

“Yüklenici firma Kolin İnşaat’a da teşekkür ediyorum. Mucize sürede bitirdiler” dedi Başbakan Yıldırım.

Aynı törende, Erdoğan da; “Başkentray ile, neredeyse her kapıda bulunan otomobil ile ulaşım kolaylığı yaşıyorlar. Ağabeylerinizin, babalarınızın ömrü birkaç saatte bir gelen otobüsü, treni beklemekle geçti. Araba zengine mahsus, uçağa binmek rüyalarda görünüyordu. Havayolunu halkın yolu haline getirdik” dedi.

Bu iktidar, tam da seçimler öncesi, her işin “mucize” sürede bitirilmesi için bastırdı. Sonuç; trenlerin sinyalizasyon sistemleri olmadan açılan hatlarda kafa kafaya çarpışması gibi “mucizeler” oldu.

Mucize denilince; “Akıl yoluyla açıklanamayan, bu yüzden de tanrısal bir güç tarafından yaratıldığına inanılan doğaüstü olay”ları anlıyoruz.
Bizde sorumlular da tam böyle anladığından, onlarca can alan sorumsuzluklarda bir tek siyasi sorumlu bulamıyoruz.