Powerpointleşmek
ÜNAL ÖZMEN ÜNAL ÖZMEN

Berat Albayrak’la Ziya Selçuk hemen her açıklamasını Powerpointle yapıyor. İkisi arasında kıyaslama yapacak olursak Ziya Selçuk’un bu programı daha aktif ve işlevsel kullandığını söyleyebiliriz. Onun avantajı, powerpointin ilk kez akademide kullanılmaya başlamış olması. Biliyorum, bazı okurlar ne alakası var diyecek ama liberal olmasının da ona ayrı bir avantaj sağladığını belirtmeden geçemeyeceğim. Ziya Selçuk, şöhretini bu Microsoft uygulamasına borçlu.

Maliye ve Milli Eğitim, sorumluları açısından sorunlu bir alan. Berat Albayrak maliyeye, Ziya Selçuk’un eğitime dair söyleyebileceği inandırıcı bir argüman geliştirmesi imkansız. Çare herkesin üzerinde düşündüğü, akıl yürüttüğü, yanıtlanmasını beklediği soruları gözden kaçırmaktır. Powerpoint bunun için var.

Powerpoint sunusu, sunuma proje, sunucuya iddia sahibi proje adamı havası veriyor. Dinleyiciyi içerikle ilgilenmeyen izleyiciye dönüştürmesi ise sunumu yapana sağladığı ek avantajlarından biridir. Programın liberallikle ilgili bir başka özelliği ise özellikle yeni liberallerin hiç hoşlanmadığı düşünceye öldürücü darbe vurmasıdır.

Powerpoint anlatımı standartlaştırdı. Mimikler, tonlar, vurgular, edebiyat ve imla söze anlam veren unsur olmaktan çıktı. Anlatımdan ne anlamanız gerektiği “dekore edilmiş” renkli görüntüler eşliğinde sunulur. Bir sürü kavram şekiller arasında akar gider ve siz onları soyutlayamadan farklı renkteki madde işaretiyle yeni kavramlar ekranda beliriverir.

Powerpoint sayfaları, önceden aktarılacak bilgi kırıntılarını tasarlanmış sırada sunar. Yeni sayfaya geçildiğinde bir önceki sayfa ile birlikte bilgi sandığınız şey de kaybolur gider. İki sayfa arasında dinleyici olarak ne siz ne de sunucu bağlantı kuramaz. Konu hakkında derinlemesine düşünemezsiniz. Mesela eniştenizin slayt sayfası, yabancı turist sayısının üç yılda üç katına nasıl çıkaracağına asla yanıt veremez.

Powerpoint sunucusu, farenin masaya bağlamadığı, boynuzlu Bluetooth kulaklıklı, elinde lazerli kumanda ve de biraz gösteri becerisi olan biriyse artık ekranı bile takip etmeniz olanaksızdır. İlk 15 dakikada hala göz kapaklarınız düşmemişse siz de gösterinin bir parçası oldunuz demektir. Salonu sahneye çeviren gösterici, haklı olarak interaktif bir sunum gerçekleştirmiş olmakla övünecektir. Hâlbuki kazara şarjı bittiğinde, cihazla birlikte susacak makineye bağlı biridir o.

Her slayt sayfasında yer alan şekiller, şemalar, rakamlar bir sorunun yanıtı niteliğindedir. Sunucu, konusuyla ilgili tüm sorulara yanıt oluşturmuştur. İrticalen (hesap dışı) ortaya çıkan soruları ise sayfa geçişlerinde izleyiciye sorar. Her ne kadar gösteri sonunda “Sorusu olan var mı” dese de powerpoint sunucularına izleyicilerden soru gelmez. Hem stand upcıya soru sorulamayacağını Cem Yılmaz izleyen herkes bilir, izleyiciye düşen ilk alkışlayana eşlik etmektir.

Eleştirel Pedogoji’nin 42. sayısında, Franck Frommer’in “Powerpoint sizi nasıl aptallaştırır?” kitabına atfen “Powerpoint Eleştirel Düşünceyi Nasıl Öldürüyor” başlıklı bir yazıya yer vermiştik. Andrew Smith, yazısını “En tehlikeli düşmanımız hayatı kolaylaştıran şeyler olacak” diye bitirmişti. Ben de makinenin insanın insanla etkileşimini bozduğunu düşünenlerdenim; dinlediğim kişinin konuşurken düşünmesini,kimilerinin sıkıcı bulduğu söz geçişlerinde ‘Eee..’ diyerek kendine ayırdığı düşünme aralıklarında beni sonraki cümleyi tahmine zorlamasını, beynimi yıpratmasını istiyorum.