2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 2. Tur Detaylı Sonuçları
2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 2. Tur Detaylı Sonuçları
Abone Olgoogle-news

Sergio Leone’nin İyi, Kötü ve Çirkin’den iki yıl sonra, 1968’de çektiği muhteşem bir film var: Once Upon a Time in the West/Bir Zamanlar Batıda -Türkiye’de ‘Batıda Kan Var’ adıyla gösterime girmiş.

Açılış planından final sahnesine kadar, sinema sanatının sunduğu ne kadar anlatım olanağı varsa hepsini görebileceğiniz bir başyapıt bu… Amerikan kapitalizminin doğu kıyısından batıya doğru genişlemek için demiryolu yapımı ve taşımacılığına yüklendiği 1880li yıllarda geçen hikaye, tarımdan endüstriye geçiş sancılarına yoğunlaşır.

Demiryolunun geçeceği arazilerde kızılderili tehdidi olmamalı, şehirleşmeye müsait araziler değerlendirilmeli, tarım alanları ve meralar mümkün olduğunca ucuz fiyata kapatılmalıdır. Lüks döşenmiş özel treniyle sürekli raylar üstünde yaşayan kapitalist Morton, bu hedefleri gerçekleştirebilmek için acımasız bir katil olan Frank ve çetesinden faydalanır. Durumun ciddiyetini, tam da o gün trenle kasabaya gelecek yeni karısını bekleyen dul bir çiftlik sahibinin üç çocuğuyla birlikte öldürüldüğü sahneyle görürüz.

Patron ve katil dışında, boynunda bir ağız armonikasıyla dolaşan isimsiz bir kovboy, yerleşik hayata geçmenin yollarını arayan bir eski haydut ve New Orleans’dan gelen yeni eş/yeni dul filmin omurgasını oluşturur. Bu insanların hikayesi, ABD’nin hikayesidir.

Film boyunca her karşılaşmalarında Frank’in sorduğu “Kimsin sen?!” sorusunu her seferinde Frank’in öldürdüğü insanların adlarıyla yanıtlayan isimsiz kahraman ‘Armonika’nın kimliği, filmin en önemli düğüm noktasıdır.

Özellikle finale doğru öyle bir düello sahnesi vardır ki, ‘sinematografi’nin ne demek olduğunu anlamak isteyenler için sinemanın özeti niteliğindedir: Armonika, çocukları bile soğukkanlılıkla öldürebildiğine tanık olduğumuz Frank’le karşılaşır. Frank ölmeden hemen önce yine sorar: “Kimsin sen?!” Armonika boynundaki armonikayı çıkarıp Frank’in ağzına tıkarken, bu katilin hayatında nasıl korkunç bir iz bıraktığını da öğreniriz.

Çok az diyalog içeren bu sahne, en basit sinematografi tanımına uygun biçimde, yani sadece görüntüler yardımıyla filmin tüm öyküsünü özetler. Eskiden göstergebilim derslerinde -iktidarın akademik uzantıları bana bundan böyle ders verdirmemeye yönelik niyetlerini açıkça dile getirdiği için ‘eskiden’ diyorum- çözümlemesini yaparak öğrencilere mutlaka izlettiğim bu sahnenin kuruluşundaki temel yapısal unsurlar (çekim açı ve ölçekleri, kamera devinimleri), Armonika’nin kim olduğunu, Frank’e neden düşmanlık beslediğini, nasıl bir adalet peşinde olduğunu hiç diyaloglara gereksinim duymadan pırıl pırıl anlatır.

***

6 Şubat depremi sonrası girdiğimiz yas sürecinde dizi, film, yarışma, mizah programları gibi temel malzemelerini yayımlayamayan televizyon kanalları, fark etmişsinizdir, son bir haftadır normal yayınlarına dönmeye çalışırken önce filmlere yüklendiler -özellikle aksiyon filmlerine. TV8 de gündelik rutinine -uzun reklamlar eşliğinde saatlerce Survivor yayımlamak- dönmeden hemen önce bu akıma uydu, bir gece Bir Zamanlar Batıda’yı yayımladı.

Kim bilir kaç kere seyrettiğim filmi bir kez daha izledim. Birkaç yerde artık Türkiye yayıncılığının rutini olan sansür kesmeleriyle karşılaşmama (örneğin Claudia Cardinale’nin küvette yıkandığı sahne) rağmen kanal değiştirmedim, o düello sahnesini sabırsızlıkla bekledim. Sanki daha önce hakkında çok şey duymuş ama hiç görmemiş gibi izleyecektim. Ama TV8, düello sahnesinin en can alıcı planlarını kesti!

Armonika’nın çocuk denecek yaştayken Frank’le karşılaşmasını, ağabeyinin ölümünde nasıl bir araca dönüştürüldüğünü ve uzunluğu üç saate yakın bu film boyunca sürekli vurgulanan armonikanın neyin sembolü olduğunu anlatan planlar TV8’de gösterilmedi. Serim-düğüm-çözüm (giriş-gelişme-sonuç) sıralamasıyla özetlenen temel anlatı yapısının bel kemiği, TV8 tarafından kırıldı.

Bir adalet arayışının öyküsünü sunuyorsunuz, ama bu arayışın tarihsel nedenlerini özellikle görünmezleştiriyorsunuz!

Bu basit bir ‘kesme’ operasyonu değil… Bu, ülkenin içine düşürüldüğü adaletsizlik batağının içselleştirilmesinin göstergelerinden biri aslında. ‘Yandaş’ olarak adlandırılan medyanın özellikle son 13 yılda zirveye taşıdığı, en basit neden-sonuç ilişkilerinin bile yok sayıldığı bir sürecin son aşaması.
Ama bu ekranlara bakarken, yani inşaat delisi bir iktidara karşı yaşadığı kentin yeşil alanlarını savunan gençlere gaz sıkılırken penguen belgeseli yayımlayanların; çocukların öldürülmesine, ölen çocukların annelerinin seçim meydanlarında yuhalanmasına hiç ses çıkarmayanların; iktidarın düşmanlık duyduğu düşünceler Silivri parantezine hapsedilmiyormuş gibi davrananların ekranlarına bakarken başka bir şey daha görebilirsiniz: O armonikanın bir gün ağızlarına tıkılacağını bildiklerini, bu yüzden armonikanın anlamsal değerini gizlemeye çalıştıklarını görebilirsiniz.