Ada hayatı
Birgün Birgün Birgün Birgün
Adalarda yaz bahardan başlar. Hava bir kere ısındı mı tamamdır. Okula giderken içine mayo giyersin, öğle teneffüsünde hop bir koya, deniz kıyısına çimmeye gidersin. Tuzlu saçlarla eve dönersin. Okul orman içinde zaten, her yer börtü böcek. Çocukluktan böceklere ve doğaya saygı duymaya başlıyor insan. Birinci sınıfta hep ormana giden zincirli gelinden bahsedilirdi. Gitmiş, geri gelmemiş. […]

Adalarda yaz bahardan başlar. Hava bir kere ısındı mı tamamdır. Okula giderken içine mayo giyersin, öğle teneffüsünde hop bir koya, deniz kıyısına çimmeye gidersin. Tuzlu saçlarla eve dönersin. Okul orman içinde zaten, her yer börtü böcek. Çocukluktan böceklere ve doğaya saygı duymaya başlıyor insan. Birinci sınıfta hep ormana giden zincirli gelinden bahsedilirdi. Gitmiş, geri gelmemiş. Bazı günlerde bir atın üzerinde zincirli bir şekilde hayaleti dolaşırmış derlerdi. Tırsardık, tek başımıza ormana giremezdik çok fazla. Ama bir kere yeterli sayıya ulaşınca her yere gidilir, bir de üstüne hayaletli terkedilmiş evlere girilir, içlerinden piyano sesi geliyor mu diye bakardık.

Ada geceleri yazları mutlaka kavgalı olurdu. Bizim ekip efendi çocuklardan ya da şöyle diyeyim, adadaki kritik abilerden ve ekiplerden efsunlu bir ekipti. Çünkü adanın tüm psikopat gençleri sınıf arkadaşımızdı ilkokuldan. Zaten yaz kış aynı yerdesin, o yüzden biz genelde dayak yemezdik. Ama psikolar da psikoluklarının da hakkını verirdi. Bir keresinde bir arkadaşımız, sadece diskoda bi bakkalın kız kardeşiyle halayda yan yana durduğu için döndüre döndüre dövüldü. Bunun dışında ada gencinin isyanı hep İstanbul’dan gelen ya da adadan olmayana yönelikti. Yıllar içinde ülkemizde bazı şeylerin hiç değişmemesi ilginç…

90’larda Türkçe pop patlamış, gece adanın iki diskosu da şekil şekil diceyler getirip birbiriyle yarışıyor. Biz ise hangisine parasız kaynarız, nereden atlarız da kaçak gireriz derdindeyiz. Diskoda zuladan getirdiğimiz içkileri içer, mal mal oturur millete bakardık. Yeterince sarhoş olunca da çıkar, gecenin bir saatinde yine denize girerdik ayılmak için.

Birisi yine ‘Hadi Değirmen’den denize girelim, sıcaktır’ dedi. Tamam o zaman, gittik soyunduk gece gece. Dolunay gibi bi şey var, kıçlarımız yanmamış, ayda parlıyor. Girdik suya, yüzüyoruz ileri doğru. Karanlıkta hangi koya eşyalarını bıraktığını anlamak zor. Ben de hem sarhoş, hem de gazlayarak yüzdüğüm için istemeden açılmışım. Kafam zaten pilot gibi, görmeden dibe dalmalar, ona buna laf etmeler derken, birden ekipten uzaklaştığımı fark ettim. Millete bağırıyorum, cevap geliyor ama onlar da beni görmüyor. Zaten tek kulak duyduğu için, işin kötüsü sesin ne yönden geldiğini de çıkaramıyorum. Tam geri yüzmeye başlar gibi oldum birden mavi-kırmızı ışıklar beliriverdi. ‘Tam UFO zamanı, bi sen eksiksin UFO’ gibi mal bir şaka yaptım kendi kendime ama gülmedim.

Işıklar yaklaşmaya başladı. Işıklar polis teknelerinin. La bu saatte burada ne işleri var? Denize giren çıplakları mı toplayacaklar yoksa? Sanki Jaws’tan kaçıyorum. Bastım kulaçları, vardım kıyıya. Eşyalar meşyalar yok ortada. Yanlış koydayım. Polisler denizden yaklaşıyor. Hemen topukluyacam ama ayaklar da çıplak. Zar zor çıplak ayak ve zaten komple çıplak ve ıslak olarak ay ışığı altında koydan yukarıdaki yola çıkmaya başladım. Hesabım yan koya inip kıyafetlerime kavuşmak. Bu arada bizim çocuklar da mevzuya uyanmış, benim elbiseleri yanlarına alıp yola çıkmışlar. Orman içinde çıplakça koşup duruyorum. Polis ışıkları yaklaşıyor. Gece saat geç, kimse yok ortalıkta. Bir an çıplaklığın kafası geldi. Yolun ortasında Çıplak Vatandaş’taki Şener Şen gibi koşmaya başladım. Bir noktada ‘Huoop Kaan’ diyen arkadaşları buldum. Benimle güzel dalgalarını geçtiler. Orama burama laf ettiler. Giyindik, döndük.

Meğer o gece Baş Papatya Semra Hanım, adadaki kulübe gelmek istemiş. Suda ve karada beliren polisler ondanmış. Semra Hanım’ı uzaktan gördük. Tekneden tüm asaletiyle ve tuhaf elbisesiyle indi. Işıklar kıyıdan uzaklaştı. Biz de poğaçacının sabah ezanından önce açılmasını beklemek için sahile indik. Akşamcı çay bahçesinde adaçayı, ıhlamur içtik. Poğaçalar çok sıcaktı.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız