Arjantin’de kriz yeniden
ASLI AYDIN ASLI AYDIN
Arjantin böylece 2000’li yıllara yok olmaya yüz tutmuş tarım, çökmüş bir sanayi, %20 hatta bazı lokallerde %40’a değen işsizlik ve %50’si yoksulluk sınırının altında yaşayan bir nüfus ile girmiş oldu. Kriz ile birlikte sıcak para ülkeyi hızla terk etmeye başlarken, ekonomik büyüme yerini önceki dönemlere oranla çok daha büyük bir durgunluğa bıraktı.


Bugün dünyanın birçok yerinde finansal krizler yaşanırken, önümüzdeki yıl için olası bir küresel resesyon olasılığı dillendiriliyor. Krizlerin işaret ettiği onca derse rağmen, bir krizin çözümü yeni bir krizin nedenini oluşturmaya devam ediyor.



Ekonomik krizin derinleştiği ülkelerden birisi bugün Arjantin. Türkiye ekonomisi ile oldukça benzerlik göstermesi bakımından Arjantin’deki gelişmeler ise bizi yakından ilgilendiriyor. Zira Arjantin ekonomisinin ekonomik ve siyasi tercihleri Türkiye açısından ders çıkarılabilecek önemli deneyimleri ortaya koyuyor.

Türkiye gibi Arjantin de 1998 Doğu Asya krizinin etkileri ile 2001 yılında krize sürüklendi. Bu kriz, Türkiye ve Arjantin’in benzerliklerinin daha iyi anlaşılmasına olanak sağladı. Benzerlik sadece krize eş zamanlı girme ile sınırlı kalmıyordu tabi, iki ülkeyi de krize sürükleyen siyasi ve ekonomik deneyimler çok yakın benzerlikler gösteriyordu.

IMF’ye teslimiyet

Arjantin ekonomisinde tam anlamı ile neoliberalleştirilme süreci 1970 sonrası, ABD destekli askeri darbenin açtığı kapı sayesinde başladı. 1980 sonrasında önce darbe hükümeti döneminde ithal ikameci dönem sona erdirildi, hızla sermaye hareketleri serbestleştirildi. Finans kapital ile işbirliğine dayanan politikalar uygulandı, ticaret rejimi liberalleştirildi, yabancı yatırımları ülkeye çekecek yeni hukuki düzenlemeler hayata geçirildi. Bunun yanında özel sektörü rahatlatmak için dış borçların önemli bir bölümü kamulaştırılarak, kamunun şişen borçları için ise para basma yönetime gidildi. Sonrasında ise 1982-1985 döneminde birbirini izleyen devalüasyonlar, %600’leri aşan enflasyon seviyeleri gibi bize tanıdık gelecek süreçler yaşandı.

Bu sürecin en ağır maliyetlerinden biri olan hiperenflasyonun en yüklü maliyeti ise elbette ücretli kesime çıktı; çünkü sadece Arjantin’de değil benzer birçok yükselen ekonomide olduğu gibi bu yüksek enflasyona üretim ve tüketim maliyetleri eşlik ederken ücretler eşlik etmedi. 1989’da ise iktidara “El Turco” lakabı ile bilinen Carlos Menem geldi. Menem, ülkenin ücretli kesiminin oylarını alabilmek için hiperenflasyonla mücadele ve hızlı büyüme vaadini öne çıkararak seçimi alsa da, dönemi boyunca kamu ihalelerindeki yolsuzluklar, ülke varlıklarının hızla satışı ve yine aynı hızla özelleştirmelerle ün kazanmıştır. 1990-2001 arası IMF’nin sıkı denetiminde geçen dönemde (1991, 1992, 1996, 1998, 2000, 2001 Stand-By anlaşmaları) dış borçların milli gelire oranı %30 oranında arttı, işsizlik %19’un üzerine çıktı, kamulaştırma ile öncesinde dış borçları sıfırlanmış özel sektör ilave borçlanmaya giderek eski borçlu günlerine geri dönmüş oldu. IMF’nin bağımsız bir para politikası uygulama şansını sona erdiren modeli Para Kurulu ile Arjantin pesosu bire bir dolara bağlandı ve değerinin korunması için para basma yöntemine gidildi. Bugün olduğu gibi o dönemde de IMF’nin rotasına bağlı kalarak enflasyonla mücadele biricik hedef haline getirildi, enflasyon düştükçe sıcak para girişleri hız kazandı ve bu sayede ekonomik büyüme elde edilebildi. Bu büyümeye sanayinin ve tarımın büyük oranda tahrip edilmesi eşlik ederken, özelleştirmeler rekor düzeye taşındı. Bunun yanında kamusal hizmetler ve kamu yatırımları da büyük oranda geriletildi.

Arjantin böylece 2000’li yıllara yok olmaya yüz tutmuş tarım, çökmüş bir sanayi, %20 hatta bazı lokallerde %40’a değen işsizlik ve %50’si yoksulluk sınırının altında yaşayan bir nüfus ile girmiş oldu. Kriz ile birlikte sıcak para ülkeyi hızla terk etmeye başlarken, ekonomik büyüme yerini önceki dönemlere oranla çok daha büyük bir durgunluğa bıraktı.

IMF’nin Arjantin’e sunacağı kredi dilimine koşul olarak daha da ağırlaştırdığı kemer sıkma politikaları, halkın büyük tepkisiyle karşılandı. Krizde ve krize giden süreçte maaşlar ödenmedi, özel emeklilik fonlarına el konuldu, bütçede vergi artışlarına gidildi. Kapalı kapılar ardında IMF ile müzakereler sürerken, Arjantin’in kalbi Buenos Aires’de tencere ve tava sesleri her mahalleden yükseliyor, orta sınıftan kadınlar (cacerolazos) şehir merkezine doğru yürüyor, işsizlerin örgütü olan piqueteroslar otoyolları kapatıyor, işçi sendikaları genel grev kararı alıyordu.

Akbaba fonlara kapılar kapandı

Ne var ki IMF, bir zamanlar ekonomik mucize olarak tanımladığı Arjantin’e yeni bir kredi olanağı sunmayı reddetmiş, ülkeyi moratoryum ilan etmeye zorlamıştı. Kriz sonrası Arjantin’deki beş hükümet değişikliğinin ardından 2003-2015 dönemi boyunca ülkeyi dönüşümlü yönetecek olan Nestor-Cristina Kirchner iktidara geldi. Sol-Peronist çizgideki Kirchner çifti, Arjantin için üçüncü bir yol belirleyerek ülke ekonomisini IMF çizgisindeki finans kapitalin yörüngesinden çıkartarak halkçı, ’yeni kalkınmacı’ bir hatta yerleştirdi.

Gelir dağılımını işsizlikten, yoksullaşmadan ve yüksek vergilerden muzdarip halkın lehine olacak şekilde yeninde belirleyen Kirschnerler, emek yanlısı politikaları ekonomi yönetiminin odağına yerleştirdi. IMF’nin istikrar politikaları reddedildi; istihdama ve dış bağımlılığın azaltılması için önceliği sanayiye, yerli üretime verdi, sermaye hareketlerini denetledi, döviz kurunu kontrol altında aldı.

Çok uluslu şirketlerin, akbaba fonların, IMF camiasının halen daha Arjantin’i krize sürüklediğini iddia ettikleri bu popülist politikalar, Arjantin ekonomisinde 1940’lardan o günde görülmemiş ekonomik büyüme yaratılmasına olanak sağladı. Üstelik bu büyümeye istihdam artışları, sanayi üretimi ve ücretler de eşlik etti. Bir bakıma moratoryum ilan eden Arjantin’e karşı finans kapitalin başlatmış olduğu ’küresel boykot’un neden olduğu sıcak para ritmindeki büyük zayıflamaya rağmen, Kirschner’in üçüncü yolu iç talebi gelirlerle destekleyerek canlı tutabilmiş, üretimi artırabilmiş ve bu sayede başarılı bir ekonomik büyüme yaratabilmişti.

IMF çizgisine dönüş ve Kriz

Dış gelişmelerin de etkisiyle, ihracatı zayıflayan Arjantin ekonomisinde bu kez sahne merkez sağın seçim koalisyonunun adayı Macri idi. 2007’den seçildiği yıla dek Buenos Aires Belediye Başkanlığı’nı sürdüren Macri, aynı zamanda inşaat alanındaki iş adamlığı ile de ülkenin en zenginleri arasında yer alıyordu (Trump’ın da iş hayatından yakın arkadaşı olarak bilinir). Bir CEO edasıyla ülkeyi yönetmeye başlayan Macri’nin ilk adımı Kirschner’in ilerici politikalarını yer altına gömmek oldu. Fakat bu arada kendi dönemi boyunca ekonomide yaşanan tüm sıkıntıların suçunu Kirschner dönemine atmaktan da vazgeçmedi; aslında kendisine soracak olursanız bugünkü durumun da tek suçlusunu şüphesiz Kirschner olarak gösterecektir.

Peki, Macri döneminde ne yaşandı da Arjantin ekonomisi dibe doğru yeniden sürüklenmeye başladı? Aslında yanıtı çok basit. Macri ülke ekonomisini yeniden IMF yörüngesine soktu, neoliberal ajandaya bağlı kalarak akbaba fonların lehine vergi reformları ve muafiyetlerle işe koyulmuş oldu. IMF’nin dogmatik ritüellerinden biri olan enflasyon hedeflemesini yeniden birincil görev olarak benimsedi, enflasyonu düşürmek pahasına peş peşe kamu harcamalarını daraltan ve sosyal harcamaları kesen kemer sıkma politikalarını hayata geçirdi.

Kirschner döneminde yoksulluk oranı %71, açlık sınırında yaşayanların oranı ise %81 düşüş yaşamıştı. İşsizliği başarılı bir şekilde düşürmüş, gelir dağılımında önemli ölçüde iyileşme sağlamıştı. Macri döneminde ise tüm bu veriler bir anda terse dönerken; kişi başı gelir düştü, işsizlik %20’nin üzerine tırmandı, kamu borcu %85 üzerinde artış gösterdi.

Enflasyonu düşürmek, bu sayede ülkeye finans kapitali yeniden çekebilmek pahasına yarattığı bu bedellere rağmen kısa vadeli faizler bugün %30’lu seviyelerinden %75’e çıktı, 2013 yılında %10,4 olan enflasyon oranı ise %47,6’ya fırladı.

2018 yılında 57 milyar dolarlık, IMF tarihinin en yüklü kredi anlaşması imzalandı. Bu anlaşmanın en temel koşulu ise finans kapitalin, kreditörlerin güvenini yeniden kazanacak adımların atılması, mali disiplinin yani kemer sıkma politikalarının sıkılaştırılması ve de elbette finansal rantları şişirmeye uygun para politikalarının hayata geçirilmesi oldu. Velhasıl Macri hükümeti, bu kredinin sadece 16 milyar dolarını pesonun yaşadığı büyük ölçekli değer kaybını önlemek için kullanarak çarçur etmiş oldu. IMF’nin yeniden kapısına gitmek ülkenin düştüğü resesyonun aşılması bir yana resesyonu kalıcı hale getirerek, ülkenin daha yüksek bir enflasyona, daha değersiz bir para birimine ve muazzam kamu borcuna sahip olmasına neden oldu.

Sonuç olarak ilk olarak IMF’nin kapısına ilk olarak 1958 yılında giden Arjantin’in 2018’deki IMF macerası da 22 yıllık deneyiminden farklı olmadı.



'Basta macrI, Basta de tarIfazos'*

Ülke adım adım krize sürüklenirken şimdi yeniden halk sokakta. Buenos Aires sokakları yine neoliberal politikalara, bu politikaları uygulayan dikatöryal yönetime, krizin darboğazından finans kapitali kurtarmak için emekten sermayeye aktarılan kaynaklara karşı yükselen seslere ev sahipliği yapıyor. Bu süreç boyunca ülkenin kronik hale gelmiş mali açığının azaltılması için kamu kuruluşlarına sübvansiyon sağlandı. Bunun ana kaynaklarından biri ise artan vergi yükü ve %2000’lere varan elektrik ve doğalgaz zammı oldu. Sadece bir yılda yoksulluk sınırının altında yaşayanların oranı %11 arttı. Ülkede 5 milyon nüfusun temel gıda ihtiyaçlarını bugün karşılayamadığı ifade ediliyor.

Sadece Arjantin’in krizi değil

Güney Amerika’nın bir zamanlar en büyük iki ekonomisi olan Arjantin’de yaşananlara kuşbakışı baktığımızda Türkiye’den hiç de uzak olmayan bir döngü karşımıza çıkıyor. Zaman ve mekan farklı olsa da neoliberal politikaların ülke ekonomisi ve halkını nasıl tahrip ettiği, hangi yöntemlerle bunu gerçekleştirdiği hemen hemen birebir benzerlik gösteriyor. Kaldı ki IMF aracılığı ve ülke siyasetçileri ile uygulanan neoliberal rejimin kendi vaatlerini bile gerçekleştiremediği, neden olduğu kriz döngülerinin artık daha sıklaşması, sistemin genel olarak derin bir krizde olduğunu da ortaya koyuyor.

* Basta: yeter, tarifazos: tarife

arjantin-de-kriz-yeniden-621335-1.arjantin-de-kriz-yeniden-621336-1.