Bir ayna olarak Müslüm
UĞUR KUTAY UĞUR KUTAY

Enver Aysever perşembe günü, izlemediği belli olan Müslüm filminden söz ederken agresif bir tavırla şunları söylüyordu: “Elbette popüler kültüre ait, acılı yaşam süren birinin yaşamı film olabilir; ancak, Müslüm’den Pavarotti yaratmaya kalkmak da neyin nesi? Arabesk sanatın çukurudur, ülkedeki kültürel tükenişin en net örneğidir. Herhangi bir estetik değeri yoktur. Bağıra çağıra söylenen o berbat sözlerle ortaya çıkan gürültüye müzik muamelesi yapmak gerçek sanatçıya/müziğe ihanet değil de nedir?” (Cumhuriyet, 01.10.2018)

Aysever’in sözlerinde önyargı kaynaklı birçok yanlış var: Müslüm Gürses’in bağırıp çağırmadan, tam tersine, bir kulağı duymadığından büyük olasılıkla çene kemiğindeki titreşimleri daha iyi hissedebilmek için neredeyse mırıldanır gibi şarkı söylemesi; ülkedeki rezilliklerin nedeni değil sonuçlarından biri olan arabeskin dünya standartlarının epey gerisinde kalan kötü bir müzik türü ama kesinlikle gürültüden çok daha fazla bir şey olması; ve en önemlisi, filmin tek bir karesinde bile Müslüm’den Pavarotti yaratma çabası bulunmaması… Bunları ve fazlasını galat-ı meşhura dönüşmüş bir kavram karmaşası üstünden tartışabiliriz sanırım.

‘Popüler kültür’ ve ‘kitle kültürü’, aynı şeymiş gibi algılanan ama aslında birbirinden tümüyle farklı iki kavramdır. Bu farklılığı netleştirmek için bir halk türküsünü, mesela ‘70lerin ünlü türkülerinden Zühtü’yü ele alalım: “Samanlıktan kaldıramadım samanı da Zühtü/Ben sana yandım Zühtü/Hele hele yandım Zühtü” sözleriyle ilerleyen bu keyifli türkü, halkın belli bir kesiminin (belli bir popülasyonun) gündelik hayat pratikleri, inançları, davranış kalıpları vs üzerinden ürettiği ve yine aynı kesimin dinlediği bir popüler kültür ürünüdür. İçeriği ve kalitesinden bağımsız olarak, köy kökenli bu popüler kültür ürününü farklı kesimden (popülasyondan) insanlara, örneğin Nişantaşı’nda doğmuş büyümüş bir gence dinletemezsiniz. Ama bir gün bir DJ, Zühtü’nün elektronik bir versiyonunu, bir ‘remix’ini yapmaya karar verir: “Samanlıktan/Zıııttı zıttı dımtıs dımtıs/Kal-kal-kaldı-kaldıramadım samanı da/Zııttı zıttı dımtıs dımtıs.”



Şimdi, türkünün otantik versiyonunu kesinlikle dinlemeyecek olan Nişantaşı gencini o yaz Bodrum’da bir diskoda Zühtü eşliğinde dans ederken görebilirsiniz. Zühtü artık popüler kültür ürünü değildir; her şeyi birbirine benzeten kapitalist kültür endüstrisi tarafından toplumsal kökeninden koparılmış, sınıfsal yapısı görünmezleştirilmiştir. Bu haliyle Zühtü, artık farklı kesimler tarafından tüketilecek bir meta, bir kitle kültürü (mass culture) ürünüdür.
Kapitalizmin dinamikleri sadece popüler kültürden kitle kültürüne doğru işlemez, bunun tersi de olur ve etkileri korkunçtur: Alamancı akrabasının getirdiği devasa müzik setinde yeni Zühtü’yü duyan köylü başta tepki gösterecektir. Ama en fazla bir kuşak sonra, gelenekselle modern arasına sıkışmış gençleri bir kına gecesinde yeni Zühtü eşliğinde dans ederken görmeniz mümkündür. Bir adım ötesi bundan sonra yakacakları türkülerin doğasında yaşanacak bozulma, en fenası ise bir süre sonra artık türkü yakmaya gerek duymayacak kültür tüketicilerine dönüşmeleridir.

Akıldışı bir kentlileşme anlayışıyla modernleşmeye çalışırken çirkin bir postmodernliğin ortasına düşmüş bir toplumun üretebileceği şey olsa olsa arabesk olabilirdi: Müzikal arabesk, mimari arabesk, politik arabesk… Müslüm Gürses ve müziği işte bu kültürel akışın ortasında duran bir aynadır, kırmadan önce bir bakmakta kesinlikle büyük fayda vardır.