birgün

24° AÇIK

BİRGÜN PAZAR 26.04.2020 08:46

Çocuğun ölümü

Son 10 yıl içerisinde alınan önlemlerle dünyada 25 milyon çocuk evliliği engellenmiş. Önlem almak mümkün ama öte yandan önlem alıyor gibi görünmek daha da mümkün. En büyük engel, ideolojik meşrulaştırma, ‘değerler’ ve ‘kültürümüz’ şemsiyesi altında bu zihniyeti koruma. Israrla bunun bir suç olduğunun görmezden gelinmesi ve üstelik bu suçun anne-baba-aile-din-toplum desteği ile işlenmesi durumu daha da zorlaştırmakta.

Çocuğun ölümü

L. Gülden Treske

“...giderim gitmesine lakin
oyuncaklarım kimin olacak...”


Gülten Akın

“Yakın bir zamanda evlenip çocuk sahibi olmak istemiyorum. Okumak ve çalışmak istiyorum. Tanıdığım bir kız var 13 yaşında ve bebek bekliyor, onun gibi olmak istemiyorum” Yuleni, 13, Venezuela1

“Bizim evlilikle ilgili hiçbir düşüncemiz yok. Okuyacağız o kadar.” Lise öğrencisi bir kız çocuk, Bitlis, Türkiye

“15 yaşında ailemin isteği ile evlendirildim. Bana kalsa okuyup meslek sahibi olurdum.” Kırıkkale, Türkiye2

‘Telli duvaklı gelin edilip’ babası yaşındaki adamlara teslim edilen, yasal olarak 'rıza' ehliyetleri olmadığı için 'zorla' evlendirilen çocuklar.

Medeni Kanun’umuza göre 18 yaş altı, henüz 'reşit' olmamıştır ve çocuk olarak tanımlanır; oy kullanamaz, banka hesabı açtıramaz, ehliyet alamaz, evlenemez. Dünya Çocuk Hakları Sözleşmesi de, 18 yaşın altındaki evlilikleri, bireylerin henüz bedensel ve ruhsal gelişmelerini tamamlamamış olmaları nedeni ile 'çocuk evliliği' olarak değerlendirir, İnsan Hakları ve Çocuk Hakları’na aykırıdır ve suç oluşturur. Ülkemiz yasalarına göre evlenme yaşı 18 olarak kabul edilmekle birlikte; iki ailenin ve tarafların onayı ile 17 yaş, birçok şarta bağlı olarak verilen hâkim kararı ile de 16 yaş evliliğe izin verilmektedir.

Birleşmiş Milletler Dünya Nüfus Fonu ve UNICEF 2020 Raporu'na göre çocuk evliliği hâlâ daha sanılandan fazla ve çok çeşitli coğrafyada yaygın. Bu gün dünyada hayatta olan ve çeşitli yaşlarda 650 milyonun üzerinde kadın, 18 yaş altında evlendirilmiş. Şu andaki 20-24 yaş arası kadın nüfusun yüzde 21’i ise evlendirildiklerinde henüz 18 yaşını doldurmamış.

Dünyada her yıl 12 milyon kız çocuğu evlendiriliyor. Önleyici politikalar hızlandırılmazsa 2030 yılında 120 milyon kız çocuğu daha kaldıramayacağı sorumluluklar altında ezilecek, örselenecek. Ayrıca bu oran ülkelere göre yüzde 50-60’lara kadar çıkabiliyor. Çocuk evliliklerinin en çok görüldüğü bölge, Afrika kıtası. Ülke olarak da Nijerya yüzde 76 ile listede ilk sırada yer alıyor.
Dünya Nüfus Fonu’nun beş yıllık ülke değerlendirme raporlarından sonuncusu olan 2015 yılı Türkiye raporunda da her dört evli kadından birinin 18 yaş altında evlendirildiği görülüyor.

En yaygın çocuk evliliği yaşı 15-17 arası. Neyse ki 15 yaş altı evliliklerde sayıca düşüş daha belirgin. 2000 yılında yüzde 11 olan oran, 2017 yılında yüzde 5’e düşmüş durumda. 15 yaş altı evliliklerde de ülkelere göre değişime bakıldığında bu oran yüzde 30’a kadar çıkabilmektedir. Türkiye’de 15 yaş altı evlilik ve doğum konusunda bir sayıya ulaşmak pek mümkün olmuyor. Ülkemizde, özellikle son dönemlerde küçük yaşta yapılan doğumların da kayıt dışına itildiği dikkat çekiyor.

Dünyada her yıl 12 milyon kız çocuk evlendiriliyor. Bir günde 33 bin 333, bir saatte bin 388, bir dakikada 23 kız çocuğu ‘gelin’ oluyor. Her iki-üç saniyede de, yani her iki göz kırpmamız arasında, bir yerlerde, gözümüzden sakındığımız bir kız çocuk, çocukluğundan koparılıp gelin ediliyor. Savaş, yoksulluk, zorunlu göç gibi durumlar ailelerin bu kararında oldukça önemli bir rol oynuyor. Kız çocuğu denetim altında tutulması gereken bir yük olarak görüldüğünden, bir an önce eğitimden alınıp eve kapatılıyor, mümkün olduğunca çabuk başka bir erkek himayesine verilerek korunmasının sağlandığı düşünülüyor. Önce bu düşüncenin değişmesi gerekiyor.

Ülkemizde bazı din adamları, üniversite hocaları “Küçük yaşta kız çocuğu ile evlenmeye engel konulmamalı” diyor. Hatta depremlerin bu yüzden olduğunu söyleyenler bile var. Resmi haber ajansımız 'erken evlenen kadınlar' diye bir tanım kullanıyor. Kadın olmayı, tamamen ‘buluğ’a ermiş olmak, cinsel işlev ve doğurma aygıtı olarak gören bu erkek zihniyet, farkında değil ama en çok da kendine hakaret ediyor.

Son on yıl içerisinde alınan önlemlerle dünyada 25 milyon çocuk evliliği engellenmiş. Önlem almak mümkün ama öte yandan önlem alıyor gibi görünmek daha da mümkün. En büyük engel ideolojik meşrulaştırma, ‘değerler’ ve ‘kültürümüz’ şemsiyesi altında bu zihniyeti koruma. Israrla bunun bir suç olduğunun görmezden gelinmesi ve üstelik bu suçun anne-baba-aile-din-toplum desteği ile işlenmesi durumu daha da zorlaştırmakta. Bir hafta önceki BirGün Pazar ekinde Canan Güllü’nün çok açıklayıcı yazısında değindiği gibi; 4+4+4 eğitim planı ile eğitimden koparılma yaşı kolaylaştırıldı. “... AYM’nin 27 Mayıs 2015 tarihindeki kararı ile Türkiye'de yaşayan her imamın önüne gelen çocukla evlenme akdinde yakalanma korkusuna en yüksek mahkemeden, en yüksek perdeden ‘serbestsiniz’ denilmiştir.”3 Çocuk evliliklerinde kıyılan dini nikah için, resmi nikah olmadan dini nikah kıyılamaz konusu da bu şekilde halledilmiştir.

“10-11 yaşındaki bir kız çocuğunu ‘evlendirebilen’ bir toplum kendinden kaçamaz.” (Hülya Gülbahar)

Çocuk evlilikleri çocukların psikolojik ve fizyolojik gelişimini sekteye uğratıyor. Okula gitme şansları kalmıyor, ömür boyu ekonomik bağımlılığa mahkûm oluyor. Araştırmalar evlenme yaşı düştükçe, aile içi şiddetin daha çok görüldüğünü doğruluyor.
Evliliğe zorlama ve çocuk gelinler sadece yoksulluğun geniş kitlelere yayıldığı ülkelere mahsus bir olay değil. İngiltere’de 2012 yılından beri zorla ve erken evlendirilmelere destek ünitesi olarak çalışan Forced Marriage Unit (Zorla Evlilik Birimi), 2018 yılında destek ve yardım başvurularından yüzde 17,7’sinin 15 yaş altı, yüzde 14,9’unun da 16-17 yaş arasında olduğunu belirtiyor. Ayrıca, gay ya da lezbiyen gençlerin ailelerinin, cinsel eğilimlerini yönlendirmek amacı ile bu çocukları erken evliliğe zorlama riskinin daha fazla olduğunu belirtiyor.4 2018 yılında sayının diğer yıllara göre çok arttığını ancak bunun daha çok ülkede konuyla ilgili mahkeme sonuçlarına basın ve halk ilgisi, yaygın politikalar nedeniyle suç olarak kabulünün artması ile bu konuda duyarlılığın artmasına bağlıyor.

Bu çocuklar kendileri daha çocukken, çocuk doğuruyorlar. Cinselliği, kendi bedenlerini ve üreme sağlığını öğrenmeden gelin, eş, anne oluyorlar. Yasaların oy vermesi, çalışması, banka hesabı olması gibi birçok şeyi kendisine yasakladığı bir yaşta, bir başka canlının, ailenin sorumluluğunu taşımaya zorlanıyorlar. Kendi gelişimi için bile başkalarına bağımlı olduğu bir çağda, bir de çocuğu için çifte bağımlı oluyor. Bu iki çocuk; her türlü istismara açık olarak, bir kız çocuğunu gelin almış bir ailenin ya da bir kız çocuğu ile gerdeğe giren bir erkeğin insafına kalmış oluyor. Baba evinden gelin çıkan anca kefenle dönebiliyor, baba kapısı da kapalı. Bu ne yaman bir yalnızlık duygusu.

Kadın hakları aktivisti avukat Hülya Gülbahar, bu düğünleri 'törenle tecavüz' olarak tanımlıyor. Çocuğun anne babası, akrabaları, arkadaşları, komşuları toplanıyorlar ve o gece gerçekleşecek tecavüz için tören düzenliyorlar. Ve çocuğun itiraz hakkı yok. “Ve artık o çocuğa ömrü boyunca tecavüz edilecek... Bu kız çocuğunun çıktığı yol, aslında manen de bir ölüm yolculuğu... Bazıları buna ‘evlilik’ ya da ‘aile’ diyor.” Ülkemizde; yaşanan travma ve strese bağlı cinsel işlev bozuklukları ve vajen kaslarının istemsiz kasılmasına bağlı vajinismusun, dünya ortalamaları üzerinde görüldüğüne de5 şaşırmamak gerekiyor. Her 10 kadından 1’inde görülebiliyor.

22 Ocak 2014 günü Türkiye’de, çok da önemsenmeyen bir dava sonuçlandı. 2012 yılında ölen Melek K. davası. Melek, evlendirildiğinde 16 yaşındaydı. Eşi ve onun ailesinden gördüğü şiddet yüzünden evden kaçtı, ilk çocuğunu sokakta doğurdu. Bebeği öldü. Babasının köyüne sığındı, “Namus” denildi, eşine geri gönderildi. İki çocuğu daha oldu. Sürekli işkence gördüğü eşi ve ailesi tarafından saçları kazındı, aylarca kapatıldığı tuvalette yaşadı, aç bırakıldı. Aklını yitirdi. İstanbul’daki abisinin ziyareti ile durum tesadüfen ortaya çıktı. Türkiye onu bu işkenceler sonrası görüntüleri ile tanıdı. Tedavi gördü ancak kurtarılamayarak öldü. 24 yaşındaydı. Aklı ve bedeni bu yükü taşıyamadı. Köyünden çok uzakta Ankara’da bir hastanede yaşamını yitirdi. Öldükten sonra hakkında çok yazıldı çizildi. Ama ölmeden önce tek başınaydı. O bir çocuktu, kimse elinden tutmadı, görmedi. Ne komşular, ne muhtar, ne nikâhı kıyan imam, ne doktorlar, ne mülki idareden birisi... Hepsi suça yardım ve yataklık yaptılar.
Bu arada, 23 Nisan Çocuk Bayramımız kutlu oldu mu?

1 Myers,.J., Harwey, R. Breaking Vows: Early and Forced Marriage and Girls Education. İngiltere 2011.
2 Doğan, S. Küçük Yaşta Evlilik Büyük Geliyor - Çocuk Gelinler. Uçan Süpürge Yayınları, Haziran 2011, S. 85-86.
3 Güllü C., Ahlaksız Teklif, BirGün, 19.04.2020. https://www.birgun.net/haber/ahlaksiz-teklif-297215
4 www.care2./causes/uk-government-must-help-end (13.03.2013)
5 Dursun, P. Kadınlarda Cinsel İşlev Bozukluğu Vajinismus, Uçan Haber, 2010 Sayı:26, S. 30-31.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız