birgün

-3° HAFİF KAR YAĞIŞLI

SİYASET 27.11.2020 04:00
author

Deprem vergilerine ne oldu?

Kamuoyunda “deprem vergileri” olarak bilinen kanun, 17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinin hemen ardından 26 Kasım 1999 tarihli Resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmişti.

Dönemin hükümeti tarafından depremin yarattığı ekonomik kayıpları telafi edebilmek amacıyla çıkarılan kanun, cep telefonundan vergi beyannamelerine, spor toto kuponlarından milli piyango biletlerine, uçak biletlerinden gümrük ve pasaport işlemlerine kadar tüm özel işlem ve iletişimleri kapsamaktaydı.

Kanunla, GSM operatörleri tarafından verilen hizmetlerden %25 özel iletişim vergisi alınması ve 8 yıllık zorunlu temel eğitime katkı payı kesilen bazı işlem ve kâğıtlardan ayrıca özel işlem vergisi alınması uygulamaya konulmuş; emlak vergisine, motorlu taşıtlar vergisine, gelir vergisine ve kurumlar vergisine ilaveler yapılmış; devreye sokulan başka birtakım düzenlemelerle iç borçlanma senetlerinden alınan vergi oranı ve çeklerden alınan kağıt bedelleri de artırılmıştı.

Başlangıçta sadece bir yıl uygulanacağı ifade edilen bu vergiler depremden sonra da ekonomik kriz gerekçesiyle sürekli uzatıldı, 2003 yılından sonra ise özel işlem vergisi kaldırıldı, özel iletişim vergisi ise kalıcı hale getirildi.

Toplanan vergilerin yanı sıra, 1 Haziran 2000 tarihli resmi gazetede yayınlanan Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun “Deprem Hesaplarını İnceleme Raporu”dan sadece Marmara depremi için depremin ilk yılında bağış kampanyalarından toplanan para miktarının dönemin parasıyla 158 triyonun üzerinde olduğunu biliyoruz. Yine aynı dönemde basına yansıtıldığı üzere Dünya Bankası 1 milyar 50 milyon dolar, IMF 500 milyon dolar, Avrupa Konseyi 317 milyon dolar, İslam Kalkınma Bankası 300 milyon dolar, AB Yatırım Bankası 670 milyon dolar, Japon hükümeti 200 milyon dolar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri de 500 milyon dolar bağış yapmıştı.

21 yıldır yaşadığımız her deprem sonrasında, kentlerimizin depreme karşı hazırlıksızlığının ortaya çıkması ve devletin yaraları sarmak için yardım kampanyalarına başvurması, deprem gerekçesiyle yıllarca toplanan vergilerin nasıl kullanıldığı sorusunu akla getirmektedir.

2003 yılında dönemin maliye bakanı Kemal Unakıtan “Bu vergiler deprem için getirilmiş olsa, alınır biterdi. Bütçenin ihtiyacı olduğu için toplandı, milleti aldatmanın alemi yok” demiş, 2011 yılında ise bir sonraki maliye bakanı Mehmet Şimşek TBMM’de yaptığı açıklamada deprem vergilerinin sağlık, eğitim, duble yollar için harcandığını açıklamıştı.

Elazığ depreminden hemen sonra 31 Ocak 2020’de Cumhurbaşkanı Erdoğan “Hani sürekli, ‘Deprem vergileri ne oldu?’ hep bunu söylüyor, işte o sordukları deprem vergilerinin 2003-2019 yılları arasındaki toplamı, cari fiyatlarla 66 milyar lira, 2019 fiyatlarıyla 147 milyar liradır. Bugüne kadar depremlerin ardından yapılan ve depreme hazırlık için yürütülen çalışmalarda harcanan kaynak ise bu rakamların yaklaşık 5 katıdır” açıklamasını yaptı.

Son olarak İzmir depreminden sonra Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum tarafından yapılan açıklamada da bugüne kadar 147 milyar lira tutarında deprem vergisi toplandığı; bu miktardan 8 kat daha fazlasının (yaklaşık 1,2 trilyon lira) kamu hastaneleri, okullar, valilik ve kaymakamlık binaları, sosyal konut ve kentsel dönüşüm için harcandığı ifade edilmiştir.

Yapılan açıklamalar gerçeği yansıtmamaktadır. Sayın Bakanın ve Cumhurbaşkanının deprem vergileriyle karşılandığını ifade ettiği bu hizmetler esas itibariyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığının görevleri arasında yer alan ve genel bütçeden karşılanması gereken hizmetlerdir.

Ne yazık ki 21 yıldır toplanmakta olan deprem vergileri ve yapılan bağışlar bugüne kadar kamuoyunun beklediği anlamda amaca hizmet edememiştir. Zira, iktidar yetkilileri tarafından sıkça ifade edildiği üzere toplanan deprem vergileri genel bütçeye aktarılmakta ve toplandığı yer ya da konusuna bakılmaksızın “Bütçe Kanununun” izin verdiği ölçüde her türlü kamu hizmeti için harcanabilmektedir.

Oysa ihtiyacımız olan şey, ülke genelinde sağlıklı bir yapı envanter çalışması yapılarak afet riski taşıyan alanlardaki yerleşim yerlerinin taşınması, afet riski taşıyan yapıların güçlendirme yoluyla depreme dayanıklı hale getirilmesi ya da yıkılıp yeni deprem yönetmeliğine uygun olarak inşa edilmesi anlayışına dayalı topyekûn bir kentsel dönüşüm seferberliği başlatılmasıydı. İmar planları ve yapıların, tasarım, inşa ve denetim süreçlerinin kamucu bir anlayışla ele alınmasıydı.

21 yıl boyunca bu konularda bir arpa boyu bile mesafe kaydetmeyen siyasi iktidar, bunca yıldır yaşadığımız depremlerdeki kayıplarımızın asli sorumlusudur.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız