birgün

30° AÇIK

SİYASET 02.08.2020 09:33
author

Her şey “Diriliş” için!

Son bir hafta içinde yaşananlar bir kez daha kanıtlıyor ki, Başkan Erdoğan ve AKP iktidarı ülkeyi diriliş yönünde sürüklemek için her gün elinden geleni yapıyor.

Burada söz konusu olan İslam’ın dirilişidir.

Diriliş nedir?

Diriliş, Arapça, “baas” anlamına geliyor. Düşünce kökeni Mısır’daki Müslüman Kardeşler hareketinin öncülerinden Seyyid Kutup’un, 1966 yılında dilimize de çevrilen “Yoldaki İşaretler” yapıtına dayanan Baas Partisi, bilindiği gibi kimi Arap ülkelerinin siyasetinde bir süre etkinlik kazandı.

Türkiye’de 1924’te Hilafetin kaldırılmasından hemen sonra kurulan Müslüman Kardeşlerin ana hedeflerinden birinin halifeliği diriltmek olduğu biliniyor. Unutulmaması gereken bir nokta da Osmanlı’nın Hilafeti XVI. yüzyılda Mısır’dan aldığıdır. Özetle, bizdeki Halife savunucularıyla Mısır’ın Müslüman Kardeşleri arasında çok yakın bir siyasi bağ var.

Diriliş kavramı ilk kez 1967’de Sezai Karakoç’un “İslam’ın Dirilişi” kitapçığıyla ülkemizin siyasal söylemine girdi. Karakoç’a göre diriliş, “inançta, düşüncede ve sanatta” gerçekleştirildikten sonra eylem aşamasına geçilecek ve bütün “inanmışlar bir baş etrafında toplanacaktır” (1974 tarihli 2. basım, s.39). Daha sonra aynı adı taşıyan partiler de kurmuş olan ve AKP iktidarınca ödüllendirilen Karakoç bundan 53 yıl önce bakın ne diyor “Kendi geleneksel yazısını atarak latin harflerinden yeni bir alfabe düzen Türkiye bu yazı durumuyla köklü bir düşünce dirilişine gidemez” (s.25; belirteyim; kaynağında Latin sözcüğü küçük harfle başlatılmış). Bu sözlerin izdüşümü, 26 Temmuz Pazar günü bir TV kanalında Cumhurbaşkanı’nın oğlu Bilal’in sözleriyle diriltildi. Oğul Erdoğan “Japonya niye alfabesini değiştirmemiş? Çin niye alfabesini değiştirmedi? O zaman insan diyor ki demek ki gelişmenin alfabeyle bir alakası yokmuş.” Yorum izin.

Bu hafta diriliş yönünde çok adım atıldı. Başkan Erdoğan’ın Ayasofya konusunda Batı ülkelerine ayrı Müslüman ülkelerine ayrı dilden konuşması bir tarafa bırakılsa da asla atlanmaması gereken bir gelişme yaşandı. Başkan Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesini de yayınlayan Albayrak Medya Grubunun çıkardığı haftalık Gerçek Hayat dergisinin 27 Temmuz günü kapağında:

“Artık Ayasofya ve Türkiye Hür, “Hilafet İçin Toplanın, şimdi değilse ne zaman, sen değilsen kim” çağrısı yer alıyordu. Derginin arka kapağında da bir kamu bankası olan Vakıfbank’ın İslami bankacılık ile uğraşan kolu Vakıf Katılımın tam sayfa ilanı vardı.

Kimi Siyasal İslamcı yazar ve yorumcuların büyük coşku ile karşıladığı Hilafet çağrısı ve diğer gelişmelere, 30 Temmuz Arife günü Erdoğan’ın Sözcüsü İ. Kalın, “Bize modernleşme altında başkalarının hikayeleri anlatıldı; artık kendi hikayemizi yazmanın zamanı” sözleriyle sözüm ona bilimsellik giysisi giydiriyordu.

Diyanet öncü

Diriliş sürecinde, işin doğası gereği, Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) öne çıkarılıyor. Ayasofya’nın açılışı sırasında Atatürk’e “lanet” okuyan Erbaş, Ayasofya’dan daha fazla diriliş meyvesi devşirmek peşindeydi. Nitekim kurumun resmi internet sitesinde yapılan açıklamaya göre:

“Diyanet İşleri Başkanı Erbaş, Müslüman dini liderlere gönderdiği 29 Temmuz tarihli Ayasofya mektubunda, “Ayasofya’nın dirilişi, inşallah, mazlum ve mahzun müminler için geleceğe dair bir ümit kaynağı; adalet, merhamet ve ahlak temelinde yükselen medeniyetimizin yeniden yükselişinin de ilk işareti olacaktır” diyor; Mescid-i Aksa’ya da gönderme yapıyor ve ekliyordu Ayasofya’nın “fetret devri sona ermiştir.” DİB Başkanı böylece diriliş sürecini küresel düzleme taşıma öncülüğünü de üstleniyordu.

Ekonomiden sağlığa, hemen her konuda halktan gerçekleri saklayan AKP’nin, sözcü, yazar ve yorumcuları, çocuk kandırırcasına “Erdoğan’ın gündeminde yok, Erbaş öyle demek istemedi” dese de, aritmetikte dört işlemin ilki olan toplamayı bilenler için, dirilişe ya da Hilafete gidişin inşaatının her gün biraz daha ilerlediği, direklerinin yükseltildiği çok açıktır!

Bayramınızı kutlarım.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız