birgün

23° AÇIK

KÜLTÜR SANAT 16.03.2021 04:00

Işığın efendisi

Işığın efendisi

İnsan belli bir yaştan sonra artık dostlarının, sevdiklerinin aniden hayatından çıkıp gitmesine alışıyor. Ama bazı insanlar var ki, onlardan bunu hiç beklemiyorsun. Yaşlarının sanki farkında değilmiş gibi yaşamayı keyifle sürdüren insanlar. Üstelik bazıları bize göre genç de…

Aytekin de öyleydi. Onun bu dünyayı terk etmesi de benim için inanılmaz bir şey oldu. İdrak etmem bayağı vakit aldı. Ben sinema camiası içinde pek yer almadığım, o da benim dolaştığım yerlere pek uğramadığı halde, tanışırdık, sevişirdik. Belki ikimiz de yaptığımız işi de sevdiğimiz, o işi elimizden geldiği kadar iyi, hatta mümkünse biraz daha iyi yapmaya çalıştığımız içindir. Sinemayı da severdik elbette.

Aytekin Çakmakçı Türk sinemasına gelmiş geçmiş en iyi görüntü yönetmenlerinden biridir. Mesleğe, Kriton İlyadis’e kamera ikinci asistanlığı yaparak, on altı yaşında başladı. Kamera omuzda seyyah misali yolculuğu, set ve afiş fotoğrafçılığı, reklam fotoğrafçılığı, reklam kameramanlığını takiben sinemada ve televizyonda görüntü yönetmenliği ile devam etti. Sinemaya 1984’te “Acı” filmiyle girdi. Televizyona ise 1987’de “Yalnız Efe” ve ardından “Yaprak Dökümü” dizileriyle geçti.

Mesleğine gönülden bağlı, sürekli araştıran, ışığın ve gölgenin peşinde koşan bir sinemacıydı. “Cazibe Hanımın Gündüz Düşleri”nde birlikte çalıştığı Hale Soygazi onun için “Aytekin Çakmakçı sahnenin gerektirdiği ışığı yaratıcılığın sınırlarını zorlayarak mükemmel hale getirir,” diyordu. “Işık sinema sanatının başkahramanıdır ve Aytekin Çakmakçı ışığın efendisidir.”

ALTIN PORTAKAL’IN ARDINDAN ALTIN KOZA’NIN EN İYİSİ OLDU

Ödül aldığı ilk filmin yönetmeni Şerif Gören de ondan takdirle, hatta muhabbetle söz ediyor. Ki Gören, öyle kolay beğenen bir usta da değildir. “Seksenli yıllara görüntü yönetmeni olarak damgasını vuran Aytekin Çakmakçı benimle çalıştığı ilk film olan Yılanların Öcü'yle Altın Portakal kazandı. Sinemada ışığı çok önemseyen, daima kendisini ve sanatını geliştiren Çakmakçı kibardır, saygılıdır ve çok iyi bir insandır,” demiş. 1986’da Yılanların Öcü ile Altın Portakal’ın ardından da, 1996’da Mum Kokulu Kadınlar ve Işıklar Sönmesin’le Altın Koza’da da En İyi Görüntü Yönetmeni seçilmişti.

Kolay beğenmeyen bir başkası da, onun İKSV festival kitapçığındaki yazısını yazan Atilla Dorsay. Kendisi de titiz çalışan, ufku geniş biri olan Dorsay, 2013’te, 31. İstanbul Film Festivali’nde Onur Ödülü alan Çakmakçı için şöyle diyor: “Yeşilçam'da ve çağdaş Türk sinemasında çok görüntü yönetmeni tanımıştım. Ama bildiğim kadarıyla hiçbiri sanatı üzerine bu denli düşünmemiş, mesleğine bu kadar bilinçle yaklaşmamış ve böylesi bir kitap ortaya koymamıştı.” Adı geçen kitap, 2019’da çıkan, anılarını yazdığı kitabı "Güneşe Lamba Yakan Adam”. Birkaç kez okumuş, naçizane önerilerde bulunmuş olduğum için, onun sanatına bağlılığına ve özenli çalışmasına da birinci elden tanık olmuştum, bir kez daha. Buna ne kadar sevindiysem, Trabzon’da düzenlenen, onun içini titreten film festivaline de, kim bilir hangi kırık-çıkık ya da ameliyat nekahatı yüzünden katılamadığıma o kadar üzülmüşümdür. Bir de benim gibi Aytekin’i çok seven Hale ile (Koray) üçümüzün bir araya gelemeyişine…

BİLGİSİYLE IŞIK TUTTUĞU ÖĞRENCİLERİ ONU UNUTMAYACAK

Aytekin Çakmakçı bilgisini kıskanmayan, kendine saklamayan bir ustaydı. Öğretmekten, genç isimler yetiştirmekten zevk alırdı. Eskişehir Anadolu’dan Marmara’ya, Mimar Sinan Sinema-TV Merkezi’nden 9 Eylül’e, İTÜ Mimarlık’tan İFSAK Sinema Kursları’na, sayısız üniversite veya kursta verdiği dersler onun hayatının ayrılmaz bir parçası oldu. “30 civarında üniversite ve sinema kurslarında workshop ve seminer verdim. Marmara Üniversitesi sinema televizyon bölümünde 4 yıla yakın görüntü yönetmenliği ve televizyon teknik dersleri verdim,” diyordu. Trabzon’da da elbette boş durmamış, kamera, ses ve ışık teknikleri üzerine kurslar verdiği gibi, AB projesi olan Nitelikli Radyo TV Teknikerleri ve kamera asistanları kurslarında Trabzon Belediyesi adına öğretici öğretmenlik yapmıştı.

Işığının aydınlattığı seyircileri, bilgisiyle ışık tuttuğu öğrencileri onu unutmayacak!

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol