birgün

8° PARÇALI BULUTLU

BİRGÜN PAZAR 19.01.2020 09:00

İstesek de istemesek de doğa bildiğini yapacak! Kuraklıktan koca bir kıta yanıyor siyasetçiler saçlarını tarıyor

Avustralya’da rekor düzeydeki sıcak hava ve kuraklık yüzünden çıkan yangınlarda 19.8 milyon arazi küle döndü. 27 kişi yaşamını yitirdi, en az 480 milyon hayvanın ise öldüğü tahmin ediliyor.

İstesek de istemesek de doğa bildiğini yapacak! Kuraklıktan koca bir kıta yanıyor siyasetçiler saçlarını tarıyor

L. Gülden Treske

Aralık ayında haber sitelerine küçük bir haber düştü. İzlanda’nın genç Başbakanı Katrin Jakobsdottir, mutluluğu öne koyan bir ekonomik model üzerine çalışacaklarını, politikalarını buna göre düzenleyeceğini açıkladı. Tabii ki bir Trump-Putin atışması, ya da kaç yaşında evlenmeli gibi hayati konularda bir uyarı değildi. Baş haber olamadı. Ama sevindirdi, gülümsetti. Bu güne kadar ekonomik düzenin, politika ve mega projelerin umurunda bile olmadığımızı bir kez daha hatırlattı.

Geçen yıl Kaliforniya yangınını izledik. Haftalardır da Avustralya’yı, yanan ormanları, hayvanları izliyoruz. Neden söndürülemiyor diye bir merak hepimizde. Öyle ya, insan cinsi olarak her şeye muktediriz. Kuşlar köz halinde kozalak taşıyormuş da, develer çoğalmış da, kangurular azalmış da, bu sene kurak olmuş da… Kuşlar bizi dinlemez tabii, bildiğini okur. Yeni havaalanı yolumuzda da hâlâ izin almadan uçuyorlar. Yok efendim; leylek, kartal, şahin binlerce kilometrelik mevsimlik göç uçuşlarında yılda iki kez büyük sürüler halinde buradan geçiyormuş. Buzul çağından beri de binlerce yıldır bu yolu kullanıyorlarmış. Yok öyle, önce biz geldik filan, havaalanı inşaatı imarda askıya çıkmıştır mutlaka, itiraz etselermiş*. Şimdi yazılar çıkıyor, ‘kuş sürüleri uçuş güvenliğine’ tehditmiş. Kuş dünyası da ‘uçakların kuş sürülerine tehdit’ olduğunu konuşuyormuş. Onlar önce gelmişmiş, insan cinsi gelince her şey gider, kuş işte, öğrenememiş.

Avustralya ateş ve duman altında…

1 Ocak 2010 tarihli Wired** dergisinde, Matt Simon /Avustralya Alevler İçinde Yangın Çağına Giriyor başlıklı makalesinde, milyonlarca dönüm arazi ve milyonlarca canlının hayatını tehdit eden Avustralya yangını ile dünyanın yeni geleceği, “Yangın Çağı”na hoş geldiniz diyor. Uzmanlar sıcak sezonda kuru çalılarda görülen bu yangınların toprağın üst kısmının temizlenmesi için faydalı olduğunu ancak hiçbir zaman bu denli uzun süreli ve yayılma olmadığını söylüyor. Global ısıtma dünyadaki birçok bölge için kuraklık ve çölleşme anlamına geliyor. Aralık ayında Avustralya’da başlayan kuraklık ile yüksek sıcaklık, bu güne kadar görülmemiş bir yangın başlattı. Kuru bitki örtüsü alanlarında kontrollü olarak çıkartılan, ya da kendiliğinden parlayıp kısa sürede sönen bu yangınlar bu kez yeşil alanları da kaplayıp muz bahçelerini bile yakıp, kül etti. Genel görüş, tüm dünyayı etkileyen iklim krizi ile birlikte; kıtaya yerleşen beyaz adamın yürüttüğü politikaların, daha önce yerlilerin doğa ile sürdürdüğü dengeli ilişki ve ekosistemin kendi dengesini kurmasını engellediği şeklinde. Birçok bitki türünün, yangından sonra hayata dönme kapasitesi çok yüksek. Ancak büyük bir alanda besin zinciri bozulduğu için hangi türlerin ne kadar etkilendiğini bilmek yıllar sürecek. Son yıllardaki iklim kaynaklı felaketlere dikkat çeken tarihçi bilim insanı Stephen Pyne gezegenin Buzul Çağı (Pleistocene) gibi, bu kez de Ateş Çağına (Pyrocene, age of embers) girdiğini, artık bunun ilan edilmesi gerektiğini söylüyor.

Bu arada, yazı başlığında hafif değiştirerek kullandığım atasözümüzün orijinal deyişinde, saçlarını tarayan ‘kadın’dır. Biraz da hafifmeşrepmiş, öyle diyorlarsa mutlaka öyledir. Atalarımız da hep erkek olduğu için olsa gerek, diğer cinsi günah keçisi yapan atasözümüz fazla yok sanırım, bulamadım.

Ama şu sıralar, İzlanda, Yeni Zelanda gibi ülkelerde kadın devlet başkanları gezegenimizi koruma amaçlı politikaların başını çekiyorlar. Diğerleri ise tehlikeli savaş oyunlarında birbirleri ile uğraşıyorlar, keşke saçlarını tarasalar.

“En kolay yapılan şeyin kötülük olduğunu herkes bilir” diyen, Portekizli yazar Jose Saramago’nun Körlük*** adlı bir kitabı vardır. Filmi de çekilen romanda, insanları kör eden bir salgın, bir anda tüm dünyaya yayılır. Tüm insanlık kör olmuştur. İnsanlar kendilerini büyük bir kaos ve korkutucu bir hayat mücadelesi içinde bulurlar. Kurulu düzen çok kısa bir süre içinde çökmüş, yağmalar, çeteler, zorbalıklar, tecavüz, pislik her yeri sarmıştır. Sokaklar ölüler, köpeklerle birlikte çöplüklerde el yordamı ile yemek arayanlar ve yağmacılarla doludur. Romanın bir yerinde biri “...biz zaten kördük..” der. Kör olmayan tek kişi kör olmadığını gizler, görür ama söylemez. Aslında ne kadar bildik bir hikâyedir ve ne kadar acıdır. Bakar körlük en tehlikeli körlük türüdür.

Yazar Saramago, 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alırken yaptığı konuşmasında, “... Kayaların yapısını incelemek için başka bir gezegene araçlar gönderebilecek kapasitede olan bu şizofren insanlık, milyonlarca insanın açlık nedeni ile ölmesini vurdumduymaz bir şekilde karşılayabiliyor. Mars’a gitmek komşuya gitmekten daha kolay görünüyor” diyecektir.

İnsanoğlunun kurduğu medeniyet ne kadar pamuk ipliğine bağlı farkında mıyız? Bir anda taş devrine dönmemiz için kaç kasırga, kaç yangın, kaç deprem ya da Çernobil gerekli? Birey olarak, kaç gün, kaç hafta dayanabiliriz? Her yeri duman olan bir kıtada nefesimizi ne kadar tutabiliriz? Radyasyonla kirlenmiş ürünlerden kaç yıl sakınabiliriz? Doğa ve kendi doğamız karşısında ne kadar zayıf ve küçüğüz? Çok öğündüğümüz teknolojimiz ne karnımızı doyurur, ne susuzluğumuzu giderir. Seller, kuraklıklar, çöle dönen topraklar, hâlâ medeniyetimizden güçlüdür. Doğa biz olmadan da olur, ama bizim onsuz olamayacağımızı görmezden geliriz.

İnsanlık kendini yok etmeye kararlı görünüyor; ‘verimlilik’, ‘kalkınma’, ‘büyüme’ adına şimdiden bazılarını gözden çıkartacak kadar da gözü dönmüş durumda. Endüstriyel kirlilikten nefes alınamayan şehirlerde yaşayan milyonlar var. Afrika su ve gıda savaşları veriyor. Ülkemizde, kömür yakıtlı termik santralların kurulduğu yerlerde yaşayanlar yıllardır seslerini duyurmaya çalışıyor. Sevgili Orhan Veli****, artık ne hava ne su bedava, hepsi aslanın ağzında. Terkos Gölü korku içinde, başına gelecekleri bekliyor.

Türkiye, Trakya’yı ortadan bölecek bir kanalı konuşuyor, kanalımızı Montrö’leyip de mi saklasak, Montrö’süz mü saklasak diye düşünüyor. Trakya’nın eti kemiğinden ayrılacak, tırnağı etinden sökülecek, dişleri kökünden çekilecek. Bunlar olurken tüm ülke saçını mı tarayacak?

Tüm bunlara rağmen doğa hâlâ kendini bir şekilde yeniliyor. Buzul çağını atlattı, yangın çağını de atlatacaktır. Esas soru, insanlık atlatabilecek mi? Dev dinozorlara bile kalmadı bu dünya, bize de kalmayacaktır.

Cep telefonlarımızı bir an bırakalım, çıplak gözle bir bakalım. Arkamızdan geriye ne bırakıyoruz, görelim.

Gördüğümüzü söyleyelim! Taş olmayız korkmayalım.

*Dougles ADAMS, Otostopçunun Galaksi Rehberi
**Matt SIMON (03, 08 /01/2020) “Australia Is Blazing Into the Pyrocene- the Age of Fire” Wired
https://www.wired.com/story/australia-is-blazing-into-the-pyrocene-the-age-of-fire/
***Körlük (Ensaio sobre a Cegueira, Blindness) /Jose de Sousa SARAMAGO
Fernando MEIRLLESE “Körlük / Blindness” (2008, 35mm., 121’, renkli)
**** Orhan Veli KANIK, “Bedava” şiiri

cukurda-defineci-avi-540867-1.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız