birgün

24° PARÇALI BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 02.08.2021 09:37

Köprüler, sular, köprüler...

3 Ağustos 2019’da
kaybettiğimiz kıymetli insan
Cüneyt Cebenoyan’ın
anısına saygıyla…
İyi ki yaşadın Cüneyt!

Slovakya’nın başkenti Bratislava’nın şehir merkezinde, kenti ikiye bölen Tuna Nehri’nin üstünde tam beş köprü var. Slovaklar, üstü köprülerle dolu Seine Nehri’ni ya da Tuna’nın ikiye böldüğü bir diğer başkent olan Budapeşte’yi örnek almıştır belki de. Ama güncel nüfusu iki milyon olarak tahmin edilen Budapeşte’nin en merkezi yerinde yedi köprü varken, Budapeşte’nin dörtte biri kadar nüfusa sahip küçücük bir kent olan Bratislava’da, her birinin arasındaki mesafe en fazla 1 km. olan beş köprü yapılmasını ilginç buluyorum.


Yayalar da geçebilmesine rağmen aslında araç trafiği için yapılan bu köprülerin çoğunun tarihi ve estetik bir değeri olduğu da söylenemez -sadece biri 1891’de inşa edilmiş, diğer dördü 1966’dan sonra yapılmış. Hatta bırakın tarihsel değere sahip olmayı, bu köprülerden SNP (Slovak Ulusal Şahlanış Köprüsü) 1966’da yapılırken, başta Neolog Sinagogu olmak üzere Yahudi Mahallesi’nin değerli tarihini acımasızca yıkıp geçmişler -nedense sinagogun hemen arkasındaki kocaman Aziz Martin Katedrali’ne hiç dokunmamışlar. Bir zamanlar Mağrip tarzı mimarisiyle öne çıkan iki kuleli sinagogun bulunduğu yerde, şimdi soykırımla ilgili bir heykelden başka tarihe ilişkin tek bir taş bile yok. Yahudi düşmanlığını Nazilerin yükselişine paralel bir şekilde kurumsallaştıran Slovak Devleti’nin tarihle ilişkisinin epey sıkıntılı olduğunu boşuna söylemiyorlar.

2018 yılının 21 Şubat günü, biri eski asker diğeri eski polis olan iki kiralık katil, bu köprülerden arabayla 40 dakikalık mesafede bulunan bir evde, 27 yaşındaki gazeteci Jan Kuciak ve nişanlısı Martina Kusnirova’yı öldürdü. Slovakya’da öldürülen ilk ve tek -şimdilik- gazeteci olan Kuciak, Çekoslovakya’nın dağılmasından sonra hızla yükselen yeni kapitalistlerden birinin hükümet, mafya ve polisle uygunsuz ilişkilerine dair haberleriyle biliniyordu. Cinayet emrini de bu patron, yani ilk kez 1998’de Slovak Gizli Servisi’ndeki bağlantılarının da yardımıyla Markiza TV adlı yayın kuruluşuna çökme operasyonuyla -Türkiye’deki Paramount Otel hikâyesine çok benziyor- gündeme gelen, 2017-18 döneminde de vergi dolandırıcılığı yapan büyük patron Marian Kocner vermişti.

AYNI SUDA YIKANIYOR

Hükümet istifa etti, katiller hapse girdi, Bratislava köprülerinin altından çok sular aktı, ama Slovakya aynı suda defalarca yıkanmayı başarıyla sürdürüyor hâlâ. Slovak yönetmen Ivan Ostrochovsky’nin Servants/Hizmetkarlar adlı filminde bunun izlerini görmek mümkün.

2020 tarihli bu filmde, 1980 yılında Bratislava İlahiyat Fakültesi’nde yaşanan bir olay anlatılıyor. Tam da Aziz Martin Katedrali’nin arkasında yer alan, yani SNP Köprüsü’ne birkaç dakika mesafede bulunan bu fakültenin ilan panosunda bir gün daktiloyla yazılmış bir yazı bulunur: “İncilleri okuyup da Hazreti İsa’ya yakından bakanlar, bir papazın asla herhangi bir ideolojiye veya çıkar grubuna yakın duramayacağını anlar. Bu yüzden de Vatikan, ruhbanlarına doğrudan veya dolaylı, açık veya kapalı politik hedefler peşinde olan örgütlerle işbirliği yapmamasını öğütler.”

Gizli Servis bu yazı hakkında hızla bir soruşturma başlatır. Onlar okuldaki tüm daktiloları toplayıp metnin hangisiyle yazılmış olabileceğini araştırırken, yönetici rahiplerden biri, günah çıkarma sırasında itirafta bulunan bir öğrencinin söylediklerini polise aktarır. Böylece acımasız bir cadı avı başlar. Gencecik öğrenciler baskılara ne kadar dirense de, sonunda ‘ya ölüm ya işbirliği’ ikilemine saplanırlar.

KAYGI HER KAREDE

Eski bir görüntü formatıyla (4:3) ve siyah-beyaz çekilen filmin öyle müthiş bir görsel kompozisyonu var ki, korku ya da gerilim filmi olmamasına rağmen, karakterlerin olabildiğince sıkışmış biçimde gösterildiği filmin her karesinden kapkara bir kaygı hissi yükseliyor.

Film, görünürde komünist Çekoslovak rejimiyle işbirliği yapmayı reddeden rahiplerin yaşadığı baskıyı anlatıyor. Ama yapıldığı dönemin toplumsal koşullarına, Slovakya’da olup bitenlere bakıldığında asıl söylem belirginleşiyor: Mesele komünizm değildir; mesele her zaman çıkar gruplarının devletle ilişkileridir. Şiddet sarmalını büyüten şey budur. Köprü yapmakla gizlenemeyecek, tarihi yok etmekle gizlenemeyecek, zulmü görünmezleştirerek gizlenemeyecek o şey, budur.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol