birgün

13° KISA SÜRELİ YAĞMUR

KÜLTÜR SANAT 07.06.2021 09:56

Seri politikacılar, seri gazeteciler, seri halk

1992 yılında Belçika’da, dünyayı epey sarsan bir sahte-belgesel (mockumentary) yapıldı. Orijinal adı C’est arrivé près de chez vous (Hepsi Yakınınızda Oldu) olan film dünyada Man Bites Dog/Köpeği Isıran Adam ismiyle sunulmuştu. “Köpeğin bir adamı ısırması haber değeri taşımaz, ama bir adam bir köpeği ısırırsa haber olur.” sözüne dayanan bu adlandırma, başlangıçta film boyunca izlediğimiz olayların kurmaca değil de gerçek olduğu yanılsamasını güçlendirme amacına hizmet ederken, filmin ikinci yarısında belgeselcilerin ve habercilerin nasıl kendi filmlerinin nesnesine dönüşebildiğine dair bir gönderme haline geliyor.

Bugün ‘kült film’ statüsünde olan Köpeği Isıran Adam’da, bir seri katilin gündelik yaşamını ve acımasız cinayetlerini bir belgesel ekibinin kamerasından izleriz. Benoit Patard adlı bu genç adam, öldüreceği insanları nasıl seçtiği, cesetlerden nasıl kurtulduğu gibi konularda uygulamalı örnekler sunarken, bir yandan da bakkal dükkânı işleten ailesini ve arkadaşlarını tanıtır. Çoğunlukla kimsesiz emeklileri hedef olarak seçen Benoit, öldürdüğü insanlardan çaldığı parayla geçinmektedir.


Başlangıçta olaylara hiç müdahale etmeyen belgesel ekibi -yönetmen, kameraman ve sesçiden oluşan üç kişilik bir grup- bir süre sonra cinayetlerde Benoit’ya yardım etmeye başlar. Hatta ekibin Benoit’yı yönlendirdiği bile olur: Neden hep yalnız ve yaşlı insanları öldürdüğünü, zenginlerden korkup korkmadığını sordukları bir gün Benoit, ekibi zengin bir banliyö semtine yönlendirir. Saldırdıkları evde Benoit anneyle babayı öldürür, ormanlık alana kaçan 10 yaşlarındaki çocuğu da ekiple birlikte yakalayıp öldürürler. Ailenin evinde para bulamazlar, sadece kredi kartları vardır. Benoit işte bu yüzden emekli ihtiyarları seçtiğini söyler.

Bir kurbanı takip ederken ekibin sesçisi ölür. Bu kayıp, ters bir etkiyle belgeselcilerin Benoit’nın filmine daha fazla adanmasına yol açar; bu olayları tetikleyenin aslında kendileri olduğunu fark edecek bilinçten yoksun ekip, kamerayı nereye doğrulttuklarının ne denli önemli olduğunu bilmez hale gelmiştir.
Nihayet tecavüz ve cinayet suçlarını onunla birlikte işlemeye, cesetleri birlikte yok etmeye başlarlar. Ekibin finansal ihtiyaçlarını cömertçe karşılayan Benoit, her anlamda kamera arkasındakilerin varoluş nedenine dönüşür. Filmin sonlarına doğru belgesel ekibi artık bir cinayet şebekesi gibi çalışmaktadır. İşin daha trajik kısmı şu: Film sadece ‘kamera-kameranın önündeki’ ilişkisini değil, ‘seyirci-seyredilen’ ilişkisindeki çarpılmayı da gündeme getirir.

Alegorik öyküsüyle medya kuruluşlarının ‘gerçek’, ‘doğruluk’, ‘sorumluluk’, ‘vicdan’ gibi kavramlarla ilişkisine çok sert bir eleştiri getiren film, size de Türkiye medyasını anımsatmıştır muhtemelen... Örneğin, hayvan haklarıyla ilgili bir soru sorar’mış gibi’ yaparken kendi hayvanlarından birinin öldüğünü söyleyen ‘gazeteci’ye gülerek “Öldürdün mü?” diye soran bir kişi -gençleri öldüren polis şiddetiyle ilgili olarak da “Emri ben verdim!” diyebilmiş kişi- Köpeği Isıran Adam’daki Benoit’dan ne kadar farklı bir vicdana sahip olabilir ki?!

Ya her hafta büyük bir merak, heves ve sempatiyle bir mafyözün itiraf videolarını bekleyen milyonlarca kişinin konumuna ne demeli?! Ülkeyi mahveden karakterlerin birinden şimdi ülkeyi temizlemesini bekleme abesliğinden bahsetmiyorum sadece... Suriye’deki şeriatçılara gönderilen silahlar konusunu haber yaptığı için Can Dündar’ı “Bunun bedelini çok ağır ödeyecek, öyle bırakmam onu!” diyerek açıkça tehdit eden bir adamın yönettiği ülkede, Dündar bu haber nedeniyle cezaevinde yatarken ona “Sen vatana ihanet ettin, asılmayı hak ettin” diye mesaj gönderen bir çete lideri kameranın karşısına geçip sanki çok doğal ve olması gereken bir şeyden söz ediyormuş gibi “Suriye’deki şeriatçı gruplara bizzat benim tırlarımla silah gönderildi” şeklinde korkunç bir itirafta bulunurken, ve hiç kimse hiçbir şey yapmazken, Can Dündar ve arkadaşlarının yaşadığı haksızlığa ve ülkedeki adalet fakirliğine isyan etmek yerine Sedat Peker dizisinin yeni bölümünü heyecanla bekleyen o milyonlarca ‘seyirci’, yavaş yavaş Benoit’nın karşısındaki belgesel ekibine dönüşmüyor mu?!