birgün

14° AÇIK

BİRGÜN PAZAR 18.04.2021 08:58
author

Su uyur TOKİ uyumaz!

Tüm kupon arsalarla birlikte; ormanlarım, dağlarım, sularım, tarihi ve kültürel varlıklarım, sağlığım, geçmişim ve geleceğim Türk müteahhitlerine armağan olsun!

Su uyur TOKİ uyumaz!

Bir zamanlar bir kamu vicdanı vardı. Arada yaralanır, sızlar kendini duyururdu. Bunu bilenler de vicdan sızlatacak işleri biraz kitabına uygun yapar, ya da en azından öyleymiş gibi göstermeye çalışırlardı. Allah rahmet eylesin bir de kent hafızası, kültürel miras filan diye bir şey vardı. Mirasyediler hayırsız çıktı, elde avuçta kalmadı, hepsi bitti.

1995 yılında ODTÜ GİSAM’da, Ankara Kızılay’daki Saraçoğlu Mahallesi ile ilgili bir belgesel yapımında çalışmıştım. Ankara’nın en merkezi yerinde, yeşillikler içinde bir vaha gibi duran Saraçoğlu Mahallesi, ilk kez ‘rant’ canavarının radarına 1994 yılında yakalanmıştı.

1944 yılında temeli atılan, Cumhuriyet devrinin kamu eli ile yapılan bu ilk toplu konut projesi; Alman mimar Paul Bonatz tarafından planlanmış, 1946 yılında biten yerleşim, kamu ve ordu için lojman olarak kullanıma açılmıştı. İçinde okulu, araç trafiğinden ayrılmış yaya yolları, yeşillikleri ve başlangıçta bir buluşma yeri ya da kulüp binası olarak tasarlanan daha sonra bir dönem Milli Kütüphane, son olarak da Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi olarak hizmet veren çok güzel bir kütüphane binası vardı. Belgesel için konuştuğumuz ODTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim üyelerinden çocukluğu da bu mahallede geçmiş olan sevgili hocamız Yıldırım Yavuz, 1940’lı yılların sonlarına doğru kütüphane binasının arka bahçeye bakan terasının herkesin gelip oturabileceği; dergi, gazete okuma bölümü gibi hazırlandığını ve kendisinin de arada Çocuk Haftası dergisini okumaya geldiğini anlatmıştı. O zamanlar bahçenin güller, leylaklar ve çiçeklerle dolu çok güzel bir bahçe olduğunu; terasta hasır koltuklarda kahve servisi yapıldığını, özellikle de yaşlıların gelip hem kahvelerini içip hem dergi ve gazete okuduklarını söylemişti.

Halk arasında Devlet Mahallesi de denilen, resmi adı ile Namık Kemal Mahallesindeki yerleşke; 1979 yılında Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından, “tümü ile” korunması gerekli “Kentsel SİT” olarak tescil edildi. Daha sonra 1993 yılında da kapsamı genişletilerek ortaokul ve kaymakamlık binası da tescile dahil oldu. 120 bin metrekare alana yayılan bölgede; 75 bina, 450 lojman ve gene tescilli 250 anıt ağaç bulunuyor. Saraçoğlu Mahallesi; mimarisi, tarihi değeri, geniş yeşil alanları ve merkezde düşük yoğunluğu ile çok önemli bir kültürel miras.

1994 yılında, dönemin Tansu Çiller koalisyon hükümeti, birden bu mahalle ile ilgilenmeye başlıyor, yıllarca ihmal edilmiş bölge nasıl değerlendirilir tartışmaları açılıyor. 12 Mayıs 1994 gün ve 3988 sayılı ‘sadece buraya özel’ bir yasa ile SİT statüsü kaldırılıp satışına hazırlık başlıyor. Söz konusu Yasa’nın tartışıldığı gün, Meclis tutanaklarında bölgenin korunması, ‘kamu yararı’ gibi tartışmalar geçiyor.

Mehmet Keçeciler (Konya): “... Gayrimenkulü bağlayan SİT meselesini ortadan kaldırıyorsunuz satışı öyle yapıyorsunuz; ne olacağı belli değil. Yarın imar planı değiştirilip orası tamamen ticari alana çevrilebilir, gökdelen yapımına izin verilebilir; sizin sattığınız lojman bedelinin bin katı değer kazandırabilir ve bu ranttan kamu istifade etmemiş olur”.

Hasan Basri Eler (Edirne): “...iktidar, size söylüyorum, utanç abideniz olacak .... geliniz burayı yıktırmayınız. Burası bizim sit alanımızın güzelliğidir. Niye böyle yapıyorsunuz?”.

Kamer Genç (Tunceli): “... mevzuata göre imar planlarının tasdiki ya belediyelere aittir ya da turizm alanlarında İmar İskan Bakanlığına aittir. Şimdi, imar planlarının Arsa Ofisi tarafından tasdik edildiğine dair bir hüküm Türk mevzuatında var mı?” gibi satılırsa bölgenin ne şekilde zarar göreceği konularında kaygılar görülüyor.

Sanırım işte buna kamu vicdanı deniliyor.

Yasa Meclis’ten çıkıyor, çok da tepki görüyor. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel: “...Anıtlar Yüksek Kurulu’ndan karar alınmadan satışına ve SİT alanı olmaktan çıkarılışına... buradaki yeni projelerin hoşnutsuzluğa sebep olacağı endişesi...” ile itiraz ederek Yasa’yı veto ediyor. Cumhurbaşkanı, halkın hoşnutsuz olmasından endişe mi duyuyor? Tepkilerden (!) de çekinilerek konu kapatılıyor. Üstelik yakın tarihimize beyaz Torosları ile ‘karanlık yıllar’ olarak geçecek olan 1990’lı yıllar bunlar. İkinci, üçüncü kere denemiyorlar, bir gece yarısı işi bitirmiyorlar. Ve Meclis’te tartışıldığı için Meclis Tutanakları ile kim ne demiş bugün biliyor, görüyoruz.

Keşke merhum İstanbul Sözleşmesi’ne de nasip olabilseydi böyle bir Meclis görüşmesi.

Yıllar sonra, 28 Ocak 2013 tarihinde AKP, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı teklifi ve Bakanlar Kurulu kararı ile bölge ‘afet riski altında bölge’ ilan ediliyor. Mahalle için tekrar tehlike çanları çalmaya başlıyor. Mart 2013’te valilik tarafından lojmanlarda oturanlara binaları boşaltmaları için yazı gönderiliyor. Konu yargıya taşınıyor. Eylül 2013’te; sadece üç bina hakkında inceleme olan risk raporunda, ‘hangi açıdan risk oluşturduğu tespiti olmadığı’ nedeni ile Danıştay ‘riskli alan’ kararını iptal ediyor. Aralık 2013’te Bakanlar Kurulu’ndan ikinci kez ‘riskli alan’ ilanı kararı çıkıyor. Bakanlık; taraflarla görüşülüp, kaygı ve sorunların giderileceği konusunda bilgi ve teminat veriyor. Mimarlar Odası ve Ankara Ticaret Odası ile bölgeye ‘ulusal bir proje kazandırma’ hazırlıkları yapılıyor. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de aracılığı ile Mimarlar Odası, ATO ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı toplantılar yapıyor, bölgede kamusal alan olarak, tüm Ankaralıların kullanacağı örnek bir proje için çalışmalar başlıyor. Mimarlar Odası, mahalle yıkılmadan, yeni bina eklenmeden, restore edilerek; oyun alanları, kafe, müze, kültür merkezleri gibi gece, gündüz yaşayan bir alan düşü ile “Kent Düşleri” yarışması açıyor. ATO da ayrı bir proje hazırlıyor. Ancak hiçbiri dikkate alınmıyor.

2014 Ağustos ayında gene Bakanlar Kurulu kararı ile lojman tahsisi kaldırılıyor. Bölgedeki Hazine malı taşınmazlar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve TOKİ’ye devrediliyor. Daha önce tekrar yargıya intikal eden ikinci risk alanı ilanı konusunda, 2014 Aralık ayında Danıştay ‘yürütmeyi durdurma’ kararı veriyor. Bu arada bölge için ortak proje yürüttükleri TMMOB Mimarlar Odası ve Mimarlar Odası Ankara Şubesi, alınan bazı karar ve adımları Resmi Gazete’den öğrendiklerini belirterek, ‘işbirliği’ konusunu sorguluyor. TMMOB Şehir Plancıları Odası ise başta verilen iyi niyetli sözlerin tutulmadığı, Koruma Kurulu’nun bulunmadığı ama ‘Ticaret Odası’nın katılımcı olduğu bu işbirliğine kuşku ile baktıklarını ve yer almayacaklarını belirtiyor.

2014 yılında; gaz su ve elektriklerinin kesileceği tehditleri alan, sayıları zaten çok azalmış mahalle sakinleri ile bölge hayalet şehir gibi kalıyor. 2015 yılında mahallede kalan son konut sakinleri de polis zoru ile çıkarılıyor.

17 Ağustos 2017 tarihli Resmi Gazete ile Saraçoğlu Evleri bölgesi; İl Halk Kütüphanesi ve Çankaya Kaymakamlığı dışında bütün alan TOKİ iştiraki Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına (GYO) devrediliyor. Yargıya taşınan devir için Danıştay oy birliği ile yürütmeyi durdurma kararı alıyor. Bu kararına da birinci derecede kentsel SİT alanı olan bölgenin bir bütün olarak korunması gerektiği ve taşınmazın sahibi Hazine adına Maliye Bakanlığı yetkilerinin; ‘Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun’la kısıtlandığını’ gerekçe gösteriyor. Özet olarak, ‘yapılanlar bu kanunlara aykırı’ diyor!

20 Mart 2018 yılında yapılan Saraçoğlu Projesi Tanıtım Toplantısında bölgeyi ranta heba etmeyecek bir proje ile her binanın ve ağacın tek tek aynı şekilde tutulup korunacağı, tek tuğlasına dokunulmayacağı teminatı veriliyor.

İlk hazırlanan imar planını yargı iptal ediyor ancak daha sonra bu plan onaylanıyor. Ağustos 2020’de ihaleyi alan yüklenici firma, ailemizin restorasyoncusu Güryapı oluyor. Projeye karşı başlatılan yargı süreci devam ettiği halde 1 Ekim 2020’de bölgeye inşaat araçları giriyor, çevreye perdeler geriliyor, iş başlatılıyor. Mimarlar Odası Ankara Şubesi başlatılan kazı ve yıkım işleri için restorasyon projesi yetkililerine suç duyurusunda bulunuyor. Bu projede 112 bin metrekarelik alanda; 124 daire konut alanı, 680 araçlık otopark, 160 odalı otel, ofis, kafe ve restoranlar yer alırken son proje tanıtım dosyasında 135 konut, 304 adet ofis-dükkan, 121 odalı otel ve apart otel inşa edileceği belirtiliyor. Yapıların mevcut kullanım fonksiyonları ‘konut’ iken bazıları ‘Ticaret-Turizm-Konut’ olarak değiştiriliyor.

Okurken yoruldunuz biliyorum. Ama su uyur TOKİ uyumaz demiştim! TOKİ yorulmuyor da. Yıllar içinde; yavaş yavaş, sabırla örüyor ağlarını. 2013 yılında şaibeli bir ‘riskli bölge’ ilanı ile başlayan süreç, bugün Ankara’nın en önemli kentsel SİT alanlarından birinin, bir kısmı senin bir kısmı benim anlaşması ile bir müteahhit firmanın eline ve insafına bırakılmasıyla devam ediyor. Bu firma ÇED raporunu da hiç sevmiyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 30 Ekim 2020 tarihinde proje için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekmediğine karar veriyor. Daha birinci sınıfta okuyan şehir plancılığı ya da mimarlık öğrencisinin bile bu boyutta bir proje için gerekli bulacağı; kent trafiği, yaratılacak yoğunluk, yeşil alan vb. çevre incelemeleri de gerekli görülmüyor.

2020 Ekim ayında Ankara’da bir araya gelen 102 sivil toplum örgütü tarafından, projenin katılmadıkları yönlerini de belirttikleri bir çağrı kaleme alınıyor.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum ise “Ankara’mızın merkezinde atıl duran bir bölgeyi ilk Türk mimarisine göre restore ediyoruz, koruyoruz, ihya ediyoruz. Ankara için çok büyük bir kazanç olacak. Bir sene sonra bittiğinde yersiz eleştirenler utanacak” diyor. Emlak kulisi sayfalarında bölge, Ankara’nın yeni çekim merkezi olarak anılıyor.

Sayın Bakanım, biz utanmaya razıyız!

Ama hele bir sorun, niye içimiz rahat edemiyor, niye güvenemiyoruz? Niye tüm bu olanlar şeffaf olarak yapılamıyor? Niye sivil toplum dahil olamıyor, ilgili meslek kurum ve kuruluşlarına proje gösterilmiyor, ÇED yapılmıyor, niye hukuk pas geçiliyor? Nasıl oluyor da hep aynı firmalar seçiliyor?

2013 yılında “riskli bölge” kararı yargı tarafından durdurulmasaydı, orası çoktan yıkılıp kentsel dönüşüme girmiş mi olacaktı? Peki, şimdi işe başlamak için niye yargı kararları beklenmiyor?

Nasıl güvenelim? Siz söylediniz ne istedilerse verdik diye ya da daha yeni bir partilinin açıklamasında söylendi; parsel parsel, kimlere kimlere, neler neler verildi?

Dereler kurudu. Dağlar çıplak kaldı. Gece yarıları kepçeler zeytinliklere daldı. Hazine ödemeli garantili köprülere, hastanelere, havaalanlarına doğmamış torunlarımız bile borçlandı. Dev proje Kanal İstanbul halka tanıtıldığında, biz daha neymiş diye anlayamadan Katarlılar ve içimizdeki Katarlılar çoktan duymuş, oralardan arsalarını almıştı.

Kaç neslin geleceği, kaç neslin geçmişi satıldı? Parsel parsel Cumhuriyet, parsel parsel kent belleği, parsel parsel tarih, orman, sağlık, eğitim, dağ, tepe, deniz, dere... Datça’da Kargı Koyu, Salda gölü? Hatta kuşların göç yolları!

Tüm kupon araziler ve varlığım, geçmişim ve geleceğim Türk müteahhitlerine armağan olsun!


1TBMM Tutanak Müdürlüğü, Birleşim: 103, Tarih: 12.5.1994, Giriş:4

2Sudaş, İ. ( 18.12.2013) Yine Riskli Alan. Arkitera

https://www.arkitera.com/haber/yine-riskli-alan/

3TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi (24.10.2014) “Saraçoğlu İçin El Ele Vermiyoruz, Çünkü...”

https://www.spo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=6041&tipi=1&sube=1

4 “Ankara’da 102 örgütten Saraçoğlu Mahallesi için çağrı” (27.10.2020) Bianet.BİA Haber

https://m.bianet.org/bianet/kent/233440-ankara-da-102-orgutten-saracoglu-mahallesi-icin-cagri

5Ankara Saraçoğlu projesinde son durum ne? (12.02.2021) Emlak Kulisi

https://emlakkulisi.com/ankara-saracoglu-projesinde-son-durum-ne/664301

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol