birgün

20° AÇIK

KÜLTÜR SANAT 11.09.2021 04:00

Yabancılaşma önce kendi evinde, yurdunda başlar

Yabancılaşma önce kendi evinde, yurdunda başlar

Yönetmen Tom McCarthy, 2003’teki kendi yazıp yönettiği bağımsız ilk filmi The Station Agent (Hayatın İçinden) ile dikkatleri çekmiş, 2015’te küçük bir gazete ekibinin iktidarın gücünü karşılarına alarak kamuoyuna gerçeği sunmak için verdikleri mücadeleyi anlattığı Spotlight filmi ile Oscar ödüllüleri arasında yerini almıştı. Türkiye vizyonuna Durgun Su ismi ile bana kalırsa hatalı olarak giriş yapan filmin orijinal adı Stillwater, bu da aslında Oklohama’da bir yer ismi. Bunu hatırlatmaktaki amacım, Stillwater isminin filmde bir düğümün çözüldüğü an için de önemli olması. Stillwater, sağlam bir suç dram filmi. İşlemediğini söylediği bir cinayetten Fransa Marsilya’da dokuz senelik mahkûmiyetinin beşinci senesinde olan kızı Allison’ı ziyaret için Fransa’ya giden Bill Baker isminde petrol işçisi baba rolünde Matt Damon bulunmakta. Marsilya’da üniversiteye devam ederken, oda arkadaşı ve sevgilisi Lina’yı öldürmekten suçlu bulunan Allison rolünde ise çocuk oyuncu olarak yetişen, hepimizin pek bir sevdiği Küçük Gün Işığım (Little Miss Sunshine) filminden tanıdığımız Abigail Breslin bulunmakta.

TERCÜMEDE KAYBOLMAK

Matt Damon’ın başarılı bir şekilde katmanlaştırdığı ‘tamamlanmamış insan’ hissi veren Bill Baker karakteri oldukça iyi işlenmişti. Varoluşsal meselesi dışında aidiyet, vatan, aile, kültür, sosyo-ekonomik gibi pek çok katmanı bünyesine toplamış ve bu katmanları hikâye ilerledikçe ortaya çıkararak çok ilginç bir karakter yaratmış Matt Damon. Senaryonun dikkat çekmek istediği dil ve iletişim bağlamı; petrol işçisi, taşralı ve aşırı derecede Amerikalı gözüken Bill Baker’ın, Fransızcası olmadan Fransa’da bürokrasi ile baş etmesi, Fransız adalet sistemi içerisinde bir şeyleri çözmeye çalışması ve sokak çeteleri arasında kızının olayına dair ipuçları araması ile karakter üzerinden son derece zenginleştirilmiş. Büyük önem taşıyan konuları tercüman yardımı ile çözmeye çalışan Bill karakterinin aslında zaten kendi ana dilini de bir ifade aracı olarak kullanamayan biri olduğunu görüyoruz. Merkez karakterin bu şekilde az konuşan, içine dönük biri olması da filmin genel hızını ve tonunu belirlemiş oluyor.

yabancilasma-once-kendi-evinde-yurdunda-baslar-920259-1.

Bill Baker’ın, özellikle Güney Amerikalılara özgü, “Amerikalı olmaktan gurur duyuyorum” (Proud to be American) hissinin, Marsilya’da kiminle tanışsa suçlu görünen kızının davasını biliyor olmasından dolayı tuhaf bir şekilde sekteye uğramakta. Matt Damon’ın her filmde sevilesi bir karakter olması gerçeğini, kendi eliyle gri alana çekmeyi başarmış olduğunu görüyoruz. Seyirci olarak Bill Baker ile ilgili ne hissettiğimizi tam bilemediğimiz, başarmasını isteyip istemediğimizden emin olamadığımız gri bir alanda ilerliyoruz. (İnce spoiler başlıyor) Kızının suçlu olup olmadığından emin olamadığı gri bölgede yabancılaşma başlıyor Bill Baker için. Sonrasında Oklahama’da gördüğümüz sahnede Bill Baker’ın bakışlarındaki yabancılaşmanın ait olduğu toplumu sorgulayan ‘her yere yabancı olmak’ duygusuna geçiş yaptığını görüyoruz. Bu duygu durum bana nedense Mungan’ın Şairin Romanı’ndan bildiğimiz Bendag’ın kopuş ve dönüşünü anımsattı; yabancılaşmanın önce kendi evinde başladığını ve eve dönülse dahi artık yerküreyi evi gibi hissetmeme duygusunun ağır basması gibi.

HİKÂYENİN SEYİRLERİ

Tom McCarthy’nin yönetmenliğinden ne bekleyeceğimizi hepimiz biliyoruz artık. Bu bir mahkeme draması değil, gerilim macera filmi değil, havalı, cesur, deneysel bir şeylerin peşinde koşan bir film hiç değil. Karakterlere ve iç dünyalarına yönelik çok yönlü etkileşimleri inceleyen ama temelinde yetişkin baba ile genç kızının ilişkilerine odaklanan ve nihayetinde de “kızım eğer gerçekten suçluysa ne yaparım” minvalinde karakterin kendi değer yargılarını sorgulamasıyla ilginçleşip duran bir film. Hayatında, ülkesinde çalışıp para biriktirip Fransa’ya kızını ziyarete gitmek üzerine bir rutin tutturmuş merkez karakterin, kızının davasının yeniden görülmesini sağlayabilecek ufak bir umut ışığı göründüğünde hikâyenin seyrinin bir süreliğine değişmesi, sonrasında gerisin geri karakterin rutinine dönmesi başka bir filme geçmiş hissi uyandırabilir izleyicide. Ben tam aksine temeli sağlam kontrollü ilerleyen bu kaymaları sevdim. Tüm durgunluğuna rağmen suçluluk duygularının kışkırtıcı yönleri ile heyecan veren, karmaşık karakteri ile ilginçleşen, ilerledikçe kendine bağlayan sağlam bir film.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol