Akıl tipi değil, AKP tipi üniversite
TURAN ESER TURAN ESER

İlk üniversite 31 Mayıs 1933 tarihinde çıkarılan bir kanunla kurulmuştu.

1933 -1982 arası 19 üniversite açıldı. Bu üniversitelerin, halen Türkiye’de akademik başarı, entellektüel birikimi, tarihsel hafızası ve bilimsel aydınlığı temsil ettiği söylenir.

1950’li yıllarda sonra, sağcı ve islamcı iktidarlar, kendi ideolojik yaklaşımlarına ve “yeşil kuşak projesine” bağlı olarak, üniversiteleri hedef haline getirdi.

Kamucu, bağımsız, özerk, demokratik, bilimsel ve laik yükseköğretim anlayışına karşı, yasal, idari ve gerici eğitim müfredatlarıyla müdahalelerde bulundular.

12 Eylül faşist darbesi ve ürünü YÖK ile üniversiteler bir kez daha ağır darbe aldı. Üniversiteler, devletin kendi ve ABD-NATO’nun ideolojik hedeflerini gerçekleştirdiği kurumlara dönüştürüldü.

12 Eylül ile 8 yeni devlet üniversitesi kurulup, sayı 27’ye yükseltildi.

Daha sonra kurulan vakıf ve devlet üniversiteleri ile bu sayı 2003 yılına geldiğimizde 77’e yükselmişti. Bunun 53’ü devlet, 24’ü ise vakıf üniversitesidiydi.

AKP öncesi 70 yılda 70 üniversite kuruldu.

AKP sonrası 17 yılda 129 üniversite açıldı! 2019 yılında Üniversite sayısı 206’ya ulaştı! Bunların 129’u devlet, 77'si vakıf üniversitesidir.

AKP öncesi 70 yılda 22 İlahiyat Fakültesi vardı.

AKP sonrası son 10 yılda 83 yeni İlahiyat Fakültesi açıldı ve toplam sayı 105’e yükseldi!

Bu yükselişi eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez; “Son 10 yılda 40-50 ila­hiyat fakültesi açıldı. Bu ilahiyat fakül­telerinin hepsini Diyanet personeli kur­du. Şu anda her bi­ri o üniversitelerde ana bilim dalı başka­nı... Olmamız gereken yerde miyiz, de­ğiliz. Daha iyi yerlerde olmalıyız” diye itiraf etmişti.

İslamcı bir din bürokrasinin inşası için, “gereken ve daha iyi yerlerde olma”, hedefiyletüm kurumlarda fikri ve fiziki hegemonya kurulmalıydı.

Bu yetmezdi; MEB’e bağlı okullarda da, İmam Hatipleşme canlandırılmalıydı. 2003 yılında 450 olan İmam Hatip Okulları (Orta-Lise), AKP sonrası dönemde 2019 yılında 4 bin 891’e yükseltildi!

Siyasal İslamcılık, bir iktidar ideolojisi olarak, kamucu, laik, bilimsel ve demokratik eğitime karşıdır.

“Laik eğitim ile dindarlık arasında ters yönlü bir ilişki”den bahseden Diyanet, laik ve bilimsel eğitimin “dindarlık, özelde dini inanç ve ibadetler üzerinde olumsuz etki yaptığını” ifade ederek, eğitimde dinselleşme hedefinin daha da artırılması ve yangınlaştırılmasını hedefledi.

DİB Başkanı Ali Er­baş, “Medre­seler ile akademik bilim birlikte hareket etmeli” mesajını boşuna söylemedi. Yani eğitim sistemi, müfredatı, okulları, eğitimcileri ve idari kadrolarıyla, eğitimde islamizasyonu ve gericiliği örgütlemeyi, islamcı iktidarın sürdürülmesinine hizmet etmeliydi.

12 Eylül darbecileri ve YÖK “dini bütün” nesil için, laik, bilimsel, demokratik ve akademik eğitimi hedef alıp, dinselleştirmeye başladı. Zorunlu dn derslerini anayasal güvence altına aldı. 3 bin civarında eğitim ve bilim emekçisini tasviye etti.

AKP, OHAL ve KHK’ler ile MEB ve Yükseköğretim Kurumlarından 5 bin 904 akademisyen, bin 408 idari personeli kamu görevinden çıkardı. Yükseköğretim kurumlarında, müfredatlar ve okul idareleri kendi kadrolarına, cemaatlere ve Diyanete bırakıldı.

Özerk ve demokratik üniversite yerine, tek adam rejimine bağlı yükseköğretim kurumuna geçildi. Bilim yeri olması gereken üniversiteler, medreselere dönüştürüldü. Üniversiteler, farklı ama birlikte, eleştirel düşünme ve özgür fikir beyan etme mekanı “sakıncılı” görülüp, Özel Güvenlik Birimleri ile kuşatıldı.

Aklın aydınlatma ve üretim yuvası üniversiteler, gericiliğin mekanı haline dönüştürüldü.

Bilim üretmesi gereken üniversiteler, rant kapısı haline getirilip, adete şirket, öğrenciler ise müşteri haline sokuldu.

Akıl tip yerine, AKP tipi üniversiteler olunca, islamcı kadrolaşmaya özgürlük, bilim insanınlarına akademik hayatın dar edildiği, haklarında soruşturmalar ve davalar açıldığı mekanlar haline getirildi.

Yani ne ekilerse o biçiliyor. Cehaletin tırpanıyla aklın budandığı yerde, son günlerde tartıştıklarımızı biçeriz; Bir dekan profesör, meslektaşı doçent kadına cinsiyetçi küfür eder. Hukuk Fakültesi’de, Diyanet kökenli bir İlahiyatçı “hukuk” dersi verir. Nihat Hatipoğlu Üniversite Rektörlüğüne atanır.

77 hukuk fakültesinin, 19’unda hukukçu olmayan kişiler dekanlık yapar! MEB’e bağlı okullarda, ilkokul mezunu cemaat ve tarikat mensubu şeyhler çocuklara “değerler eğitimi” verir. Ve daha neler neler…….