birgün

15° PARÇALI BULUTLU

BİLİM 13.12.2020 11:00
author

Aşı olmalı mısınız?

Aşı olmalı mısınız?

Covid-19 salgınının gidişatını değiştirmek konusunda en güçlü aracımız olduğunu Şubat 2020’den beri söylediğimiz aşıda, artık son dönemece geldik sayılır. Aşı üretim standartları için oldukça hızlı, bizler içinse bir ömür gibi sürmüş gibi gelen bir süre zarfı içinde, çok sayıda etkili aşı üretmemiz mümkün oldu. Bu yüksek hızlı üretim, bize bilime kaynak ayrılacak ve bürokratik engeller kaldırılacak olursa ne kadar hızlı atılımlar yapabileceğimizi ispatlıyor. Nedense insanlar bu bariz gerçeği görmek yerine, hızlı aşı üretiminin bir komplo olması gerektiğine yönelik çarpık ve tutarsız inançlar uydurmayı seçiyor. Olsun, eğer her şey beklendiği gibi giderse, bundan 10 sene sonra komplocular değil, aşıyı üretenler hatırlanacak.

Elbette aşı olma konusundaki tek endişe sahibi olanlar komplocular değiller. Her sıradan vatandaşın, böylesi kaotik bir zamanda belirli endişeleri olması normaldir. Sonuçta normal bir gün içerisinde, bir yanda bulaşıcı bir hastalık hayatımızı tehdit ederken, diğer yanda faz 3 klinik deney sonuçlarının istatistiki analizini yaparak en iyi kararı almaya çalışmıyoruz veya karmaşık gözüken akademik makalelerden bilgi edinmeye çalışmıyoruz. Hele ki komplocular da sosyal medya gibi araçları kullanarak ortamı bulandırınca, kafalar da iyice karışıyor. Bunlar, çok anlaşılır.

KOMPLO TEORİLERİNDEN SIYRILIN

Öncelikle şöyle bir silkinerek, bütün komplolardan sıyrılın: Bill Gates, laboratuvarda üretilen aşılar, çipler, önce hasta edip sonra ilaç üretmek, vs. Bu zırvaları bir kenara bırakın. Zaten ortalama bir vatandaş bu tür şeylere inanmıyor ve bu düzeyde bir aşı karşıtı değil. Bunu, aşılama oranlarından göreceğimizi umuyorum. Aşı karşıtlığı gibi sahte bilim dalları birer külttür; mantıksız ve dayanaksız inançları besleyen kişilerin birbiriyle ağ kurması sonucu güç kazanır. Ama o kültün her bir parçası, aşı karşıtı fanatiklerden oluşmaz. Bazıları, kültün ağına yakalanmış garibanlardır ve bunlar, aşıların işlevsel olup olmadığını o kadar umursamaz. Tek umursadıkları, kendilerinin ve sevdiklerinin sağlığıdır. Bu kişiler, gerçeklerle sert bir şekilde yüzleştirildiklerinde, samimi ve dürüst bir şekilde bilim anlatıcılığı ve bilim insanlarıyla temas ettirildiklerinde, doğru olanı yapacak insanlardır. Aşı karşıtı endişelere çanak tutan önemli bir kitlenin bu grupta olduğunu düşünüyorum.

Komplolardan sıyrılıp, modern bilimin en güçlü sahaları arasında bulunan immünoloji ve viroloji bünyesinde üretilen bu aşılarla ilgili nasıl bir endişe taşıyabiliriz? Üretim hatası olabilir mi? Uzun dönemde bilmediğimiz bir etkiye sebep olabilir mi? Yan etkileri düzgün analiz edilmemiş olabilir mi? Tarihteki gibi bir felaketle yüz yüze olabilir miyiz?

Aşı üretim basamakları, hızı ve yan etkileri ile ilgili soruların hepsinin cevabı aynıdır: Klinik deneylerin amacı zaten bunları ortaya çıkarmaktır. Bir ilacın faz 1, 2 ve 3 deneylerinin yapılmasını ve sonrasında üretim ve dağıtımının normalde yıllarca sürmesinin nedeni, aşıların kârlı bir ürün olmaması, dolayısıyla fon bulmanın zorluğu ve bürokratik engellerin kısıtlayıcı etkisidir. Tüm dünya Covid-19’u durdurmak için el ele verince, 1 yıllık bir sürede aşı üretmiş olmamız, yavaş bile sayılır! Kesenin ağzını açarsanız, bilim insanlarına ihtiyacı olan kaynakları verirseniz, bürokratik engelleri kaldırıp, aşı gelişimi ile fabrika üretimi gibi süreçleri bir arada işletirseniz, fazlar arasındaki gereksiz bekleme, raporlama, toplantı sürelerini kısaltırsanız, bilim insanları bir sonuç ürettiğinde anında değerlendirmeye alırsanız ve hatta süreci yakından takip ederseniz, tabii ki çok hızlı bir şekilde ilerleriz. 10 yıldır “Bilime güç verin” deme nedenimiz bu zaten!

YILLARDIR SARS ÇALIŞMALARI VAR

Bu süreçlerde üretilen veriler, onlarca yılda üretilen verilerden daha kalitesiz veya alelacele hazırlanmış şeyler değil. Zaten unutmayın, koronavirüsleri 60’lı yıllardan beri biliyoruz, SARS-benzeri virüsler üzerine 17 yıldır araştırmalar yürütüyoruz. Yani Covid-19 mücadelesini 2020 yılına sıkıştırmak, onlarca yıla yayılan akademik literatüre ve bilimsel birikime hakaret olur. Dolayısıyla bu aşıların tarihini 1 yıl olarak göremeyiz, en az 17 yıldan söz etmemiz gerekiyor. Ve bu kapsamda üretilen veriler son derece umut verici: Faz 3 deney sonuçlarını bildiğimiz ve her geçen gün yenileri akademik dergilerde yayınlanan veriler, bu aşıların son derece etkili olduğunu gösteriyor. Gerek bağışıklık tepkisi üretmek için, gerekse de hastalığa yakalanma riskini düşürüp, yakalanma halinde daha hafif atlatma ihtimalini artırma şeklinde. Bu, bir aşıdan tam da beklediğimiz etkidir. Yani burada aceleye gelmiş, dolayısıyla güvenilmeyecek bir durum yok gibi gözüküyor.

Aşılar tek başlarına yeterli olur mu? Hayır; ama evete çok yakın bir hayır. Aşılar, bir salgına karşı sahip olduğumuz en güçlü araçlar. Dolayısıyla o salgın başından beri söz ettiğimiz R sayısını düşürme, sürü bağışıklığına erişme gibi süreçleri muazzam hızlandıracak ve salgına büyük bir darbe vuracak, o net. Ancak sürü bağışıklığından söz edebilmemiz için gereken yüzde 70’lik popülasyon veya salgının durması için gereken yüzde 90’lık popülasyon aşılanana kadar bu salgında halen aynı noktadayız demektir. Bu nedenle bu süre zarfı boyunca, hatta sonrasında da bir süre işi garantiye almak adına, maske ve izolasyon önlemleri devam etmelidir. Buna karşın, şu anda bu salgını bitirmeye, daha önceden hiç olmadığımız kadar yakınız. Dolayısıyla umutluysanız, haklısınız! Umudunuz, boş veya dayanaksız bir umut değil!

YAN ETKİLERİ ÇOK HAFİF ŞEYLER

Hiç mi yan etkisi yok? Elbette var. Her ilacın var. Su bile bir dozda sizi zehirler; arsenik de belli bir dozun altında size zarar vermez. Her kimyasal madde, biyolojik ve kimyasal süreçleri etkileme potansiyeline sahiptir. Zaten bilimin yapmaya çalıştığı bu dozu ve etkiyi belirlemek. Yoksa ne için klinik deney yapalım ki? Bu yan etkilerin ezici çoğunluğu çok hafif şeyler (ki onlar bile herkeste gözükmüyor): Kolda kızarıklık, hafif ateş, halsizlik, yorgunluk, vb. Ama düşünün: 2-3 gün kendinizi halsiz ve yorgun hissetseniz bile ne olacak ki? Burada risk/fayda analizini doğru yapmanız gerekiyor: Covid-19 potansiyel olarak ölümcül olan, bir dolu yan etkisi ve uzun dönem sendrom riski bulunan, hastalığı atlatanların bile sorunlar yaşamayı sürdürdüğü bir hastalık. Bunun yanında aşıların, geçici ve göreli olarak son derece hafif olan yan etkilerinden söz etmek anlamsız. Gözünüze sokulmaya çalışılan daha büyük riskler ise aşırı nadir olan ve kolay kolay yaşanması beklenmeyen yan etkiler. Bunlar da tespit edildiği anda raporlanıyor, güvenlik ve inceleme önlemlerinden geçiriliyor. Bir prospektüste yan etkilerin yazması, “Bakın bunları olacaksınız” demek değil, “Bunlar da nadir de olsa tespit edildi” anlamına geliyor. Bunların raporlanması, şeffaflığı gösteriyor, karşılaşmanızın yüksek ihtimal olduğu sorunları değil. Covid-19’un enfeksiyon ölüm oranı binde 7 iken, birkaç milyonda bir ihtimalle olacak yan etkilerden endişelenmek, belki tamamen anlamsız değil ama, tutarsızdır.

AŞININ UZUN DÖNEM ETKİLERİ

Peki ya uzun dönem etkiler? Şunu unutmayın: Bir ilacın yan etkilerinin ezici çoğunluğu ortalamada 6 haftada, neredeyse tamamı ilk birkaç ayda çıkar. Aksi yönde örnekler, çok nadir olmakla birlikte, elbette var; ancak neredeyse hiçbir zaman bir kimyasalı vücudunuza aldıktan -atıyorum- 5 yıl sonra bir etkiye neden olmaz. Çünkü bir kimyasalın durup durup bir noktada etki etmesi yaygın bir durum değildir, aşıların dozu bu kadar uzun süreli etki etmekten çok uzaktır ve zaten aşı ile vücudunuza verilen sıvı, kısa bir sürede yok olur. Aşıyla verilen sıvı değildir sizi koruyan. Sizi koruyan, o sıvı içerisinde bulunan veya o sayede üretilen maddelere bağışıklık sisteminizin verdiği tepkidir. Aylar sonra hastalığa yakalanacak olursanız sizi koruyacak olan, savunma sisteminizdir, aşının kendisiyle aldığınız sıvı değil. O çoktan yok olmuş olacak. Dahası, zaten uzun dönem etkiye neden olabilecek şeylerin öncü etkileri de genellikle tespit edilir ve bu yönde bir gelişim olursa, müdahale edilir. Aşıların uzun dönem etkilerinden endişelenmek, birazcık cep telefonlarının uzun dönem etkilerinden endişelenmeye benziyor. Elbette yeni teknolojilerin hiç bilmediğimiz uzun dönem etkileri olabilir; ancak bundan endişelenmek, sizi 25 gün içinde öldürebilecek bir hastalıkla yüzleşirken yine bir tutarsızlık yaratmaktadır. Böylesine sıkı sıkıya denetlenen ve dünyanın gözünün üzerinde olduğu bir teknolojide gizlilik ve art niyet iddia etmek çok zor.

FAZ 3 RAPORU ÇOK ÖNEMLİ

“Senin hiç mi endişen yok?” diye soruyorsanız… Buraya kadar saydıklarım, benim şahsi risk/fayda analizi algım açısından dikkate değer şeyler değil. Görebildiğim tek endişe kaynağı şu: Faz 3 verileri akademik dergilerde yayınlanmaksızın aşının milyonlarca insana uygulanması, kabul edilemez düzeyde bir risk yaratmaktadır. Ülkeleri bir süre daha kapatın, ama faz 3 etkinliğinden emin olmadığınız bir aşıyı kitlesel olarak uygulamayın. Bu yazıyı yazdığım âna kadar faz 3 raporları akademik olarak yayınlanmış aşılar son derece umut verici ve olumlu, bunu söyleyebilirim. Faz 3 raporu yayınlanmadıysa ve akademik camia tarafından değerlendirilmediyse, bir durup düşünmek gerekir.

AŞILAR HERKESÇE DENETLENİYOR

Ve şunu da unutmayın: Aşı içinde o mu var, bu mu var, aşıları yapanlar bizi takip mi edecek, vücudumuza şunu veya bunu mu verecek diye endişe ediyorsanız… Bu aşılar, bir firmadan alınıp da olduğu gibi halka uygulanmıyor. Öncelikle hükümetler ve bağımsız kurumlar da aşıları ve etkinliklerini inceliyor. Bunların bir kısmı zaten süreç boyunca bilgilendiriliyor, diğer kısmı ise her şey bittikten sonra aşıyı ve raporları inceleyebiliyor. Zaten metodoloji ve sonuçlar akademik dergilerde yayınlanıyor, bunlara siz de erişebilirsiniz. Yani bir firmanın aşı içine bir şeyler gizlemesi falan mümkün değil, bunları teşhis etmesi muazzam kolay olurdu. Zaten sizden veri toplamak için böyle gereksiz ve riskli işlere de gerek yok. Muhtemelen bu yazıyı şu anda sizden her türlü veriyi anbean toplayan bir araçtan okuyorsunuz (veya okuduktan kısa bir süre sonra, o tür bir aracı da kullanacaksınız) ve eğer kolunuzdaki saat akıllı ise durmaksızın sağlık verilerinizi işliyor.

UZMANLARA DANIŞIN

Benim size tavsiyem, aşı ile ilgili endişeleriniz varsa, bunu aile hekiminize veya bir immünoloji uzmanına danışmanız olur. Şu ana kadarki gelişmeler ışığında, özel bir sağlık durumunuz yoksa Faz 3 sonuçları ilan edilmiş olan aşılardan birisini sıradan ve ortalama bir vatandaş olarak olmamak için bir neden yok gibi gözüküyor. Şu veya bu aşıdan söz etmek istemiyorum, çünkü benim bunu yazmamla yayınlanması arasında geçen sürede bile yeni veriler gelebilir. Sadece işin özünü, işin bilimini anlayın ve kararınızı buna göre verin. Aşı olmanın faydaları, neredeyse her durumda, potansiyel yan etkilerinden çok daha yüksektir. O azınlık ihtimaller için dermanı ve bilgiyi internette veya WhatsApp, YouTube gibi araçların kirli köşelerinde değil, hekiminizde ve güvenilir bilimsel kaynaklarda arayın.

Bu salgını temel özgürlüklerimizden olmaksızın sonlandırmak ve rahatsız edici maskelerden kurtulmak istiyorsak, sağlam bir aşılama programı uygulamamız şarttır. Bu programın etkili ve gönüllü bir şekilde olması, bilinçli ve bilimden anlayan bir halk ile mümkündür. İçinde bilinçli, eğitimli, kültürlü bir “kamu” olmayan “kamu sağlığı” hayal edilemez.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol