birgün

27° PARÇALI AZ BULUTLU

GÜNCEL 26.11.2019 04:00

Atma "birader"

Yer Konya.

Öğretmenler günü etkinliği var.

Kürsüde Konya valisi.

Eğitim ve bilim emekçisi öğretmenler merakla, valinin kendi sorunlarına ve öğretmenlik mesleğine dair neler anlatacağı bekliyor.

Elbette salondaki öğretmenler, valinin konuşmasında, atanamayan öğretmenlerin yaşadığı dertlere “çare” konuşmasını beklerdi. Kamuda ve özelde güvencesiz çalıştırılan öğretmenlerin taleplerine, istihdamda yaşanan kadrolu, sözleşmeli ve ücretli gibi eşitsizliklerin çözümüne dair bir şeyler duymak isterdi.

Öğretmenlerin satın alma gücündeki düşüş ile yoksullaştırıldığı, sözleşmeli öğretmenlik politikasıyla güvencesiz çalışmaya itilip, sonra da “mesleğin pamuk ipliğine sarılı” cümlesi ve mobingten yorulup intihar eden Saadet öğretmenin hikayesine dair bir kaç söz söylemesini beklerdi.

Eğitimin dinselleştirilmesi, laik, demokratik, bilimsel eğitimin yok edilmesi ile eğitimde yaratılan tahribatlara dair uyarılar yapması ve artan devasa sorunlara dair çözüm odaklı öneriler beklenirdi.

Çünkü o gün “Öğretmenler Günü”ydü!

Ama o da ne?

Vali, salonda oturan bir kişiye “sen öğretmen misin birader? Öğretmen gibi otur da bir görelim ya allah allah..” demez mi?

Vali durmuyor, devamla, o kişiyi salondaki herkesin önünde adeta suçlu konuma getirmek ve o kişinin onurunu herkesin önünde incitmek için çaba sarf etmiş; “yalan mı arkadaşlar, yalansa yalan deyin” diyerek, adeta “hadi bana hak verin” der gibi destek alkışlarını dilindeki kibi ve mahalle baskısıyla toplamış.

Makama ve statüye saygıyı, insan onuruna saygının önüne koydurmayı başarmış.

Bir makamın ve statünün karşısında, el pençe durmayı, bacak bacak üzerine atmamayı kural haline getirmek, militarist bir yaklaşımdır. Ütenci bir tavrın ve kibrin dışa vurumudur.

Bacak bacak üzerine atmak bir suç mu? Yasak mı?

Makam sahiplerinin hizmet vermek zorunda olduğu halkın ayağını nasıl kullanmasına dair hükmedici itiraz hakkını nereden alıyor?

İnsanlar üzerinde baskı mekanizması kurmayı sağlayan, korku ve tehdit dili ile bir tür otoriter disiplin dayatmak, insan haklarının da ihlalidir.

Bacak bacak üstüne atmak ne “suç” ne “ayıp”tır! Bu bir hakaret ya da saygısızlık davranışı da değildir. Aksine Konya valisinin bir öğretmene karşı bu tür baskıcı, hükmedici, rencide edici ve şiddet diliyle “disiplin” çağrısının kendisi bir suçtur.

Bacak bacak üstüne atma hakkına, baskıcı kibrin itirazı, aynı zamanda bir biat daveti ve dayatmasıdır. Kendisini memleketin ve devletin efendisi gören bu anlayış, askerin “hazır ol”cu komutunu, dinin de “biat ve itaat et” fetvası ile insanların sivil hayatını disipline almayı huy edinmişe benziyor.

Oysa ayak ayak üstüne atmak neden “suç” ya da “ayıp” olsun ki?

Kim koymuş bu kuralı?

Böyle bir kural mı var? Anayasanın ya da ona bağlı hangi kanun hükümlerinde bunun suç olduğu yazıyor?

Yoksa kibirlerini tatmin etmek isteyenlerin, kişisel hazlarına uyulması için, kişinin kendi bedensel davranışlarını, karşısındaki kişini dayatmasına göre mi şekillendirecek?

Konya valisinin bu tavrına karşı kamuoyunda tepki yükselince “o kişinin bir yerel muhabir olduğunu öğrendik” açıklamasıbile, tepkinin anlaşılmadığının göstergesidir. Zira, ister öğretmen ister gazeteci olsun, bir insanın onurunun toplum içinde rencide edilmesidir. Yani mesele ayak ayak üstüne atılması değil, bizzat valinin davranışı ve dilinin mesele olduğunu idrak edemediler.

Ayak ayak üstüne atmak, kişiye göre rahat ettirici bir oturma düzenidir. Nokta!

Konya valisinin “Öğretmenler Günü”ndeki tavrı ve konuşması, bu ülkede, demokratik, laik ve bilimsel eğitimim neden gerekli olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Bir ülkede ibadet yeri sayısı, okul sayısından fazla ise sorun var demektir. Örgün eğitimde 66 bin 849 okula karşı, 84 bin 684 cami yapıldığı sorgulanmalıdır.

Konya’da 1721 okul varken, cami sayısı 3,115’e yükselince, Şeyh mürit ilişkisinde olduğu gibi, devlet adına el pençe önde, biat duruşu bekleniyor.

Eğitimin cemaatler ve tarikat protokolleri ile sürdürüldüğü, okulların imam hatipleştirildiği, eğitimin dinselleştirildiği bu memleketin makamlarından, kibre ve egoya biat duruşu daveti çıkması kaçınılmazdı.

cukurda-defineci-avi-540867-1.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız