Dikta anayasasından dikte anayasasına
MELİH PEKDEMİR MELİH PEKDEMİR
İşte buraya yazıyorum ve kehanet değil, iddialı bir öngörü olarak söylüyorum: Hükümet bu anayasa maddeleri için referandum yapmayacak!

İşte buraya yazıyorum ve kehanet değil, iddialı bir öngörü olarak söylüyorum: Hükümet bu anayasa maddeleri için referandum yapmayacak!
Çünkü referandum kararını Meclis’ten geçirebilse dahi –ki son durumda bu da zor gözüküyor, yüzde 51 oy toplaması imkânsız! Peki ama bile bile yenilmeyi neden göze alsınlar?
Karşımızda demokratikleşme hamlesi filan değil sadece ucuz politika hileleri var, o kadar... Ya da buna “tefeci bezirgân demokratikleşmesi” diyebilirim... Böyle dememin sebebi şudur: AKP’nin temsil ettiği sermaye kesimlerinin sınıfsal kökeni-kömeci modern burjuvaziye değil kadim tefeci bezirgânlara dayanıyor... Bunlar da kapitalistlerin sermaye birikiminin bir önceki durağında, hem mal hem para ticaretini üçkâğıtçılık tarzıyla sürdürenlerdir.
Tefeci bezirgânlık, Türkiye’de sınıflar mevzilenmesinin tarihsel analizi yapılırken de kullanılan bir kavram ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı’ya ait. Mahir Çayan’ın ve Devrimci Yol’un tahlillerinde, zoraki ve çelişkili hâkim ittifakın sınıfsal payandalarından biri olarak buna da işaret edilir.
Süreç içinde Anadolu’daki tefeci ve bezirgânlar, küreselleşmenin gereklerini yerine getirmeye soyundular, kapitalizmin yeni nimetlerini öpüp başlarına koymayı tercih ettiler. Bu tercih nedeniyle Erbakan’ın Milli Görüş çizgisine alternatif Erdoğan ve Gül’ün küreselleşmeci çizgisi öne çıktı. AKP de işte bu sınıfsal kesimlerin küreselleşme ve Amerikalılaşma kavşağında kendi küllerinden (ve sezaryenle!) doğumuyla birlikte sahneye fırladı. Bu yönüyle hakikaten fırlamalık ve fırıldaklık ile de temayüz etti. Ayrıca sınıfsal genlerinden tevarüs ettiği hem mal hem para ticaretindeki üçkâğıtçılık tarzı, kabul etmek lazım ki siyaset sahnesinde de epey işine yarıyor.
Nasıl mı? Malum, İslamiyet tefeciliği yasaklardı ama tefeciler bu işi yine de şeriat kitabına uygun yapmasını becerirlerdi. Mesela yoksul köylü, tefecinin yanına bir keçiyle gider, bu keçiyi ona diyelim ki iki kuruşa satar, parasını alır, hemen ardından tefeci aynı keçiyi ona beş kuruşa satar, böylece köylü cebinde iki kuruş, elinde aynı keçi ve tefeciye de beş kuruş borçlanarak çekip giderdi. Tefecinin kazancı faiz sayılmaz, ticari kâr sayılır ve günah işlenmiş olmazdı... Anladınız elbette, tıpkı şimdiki İslami finans kuruluşlarının kâr ortaklığı adıyla yaptıkları gibi!
İşte bunlar şimdi siyasetin de tefecileri. Sekiz yıldır zaten hep böyle yapıyorlar. AB’ye gireceğiz, demokratikleşeceğiz dediler, AB’yi faiziyle birlikte yedirdiler! Yahu ne çabuk unuttuk, aynı “anayasa tartışmasını” üç yıl önce de yapmamış mıydık? O zaman da ortalık karışmıştı; peki sonra ne oldu? Hiçbir şey! Dertleri zaten sadece türban mevzusuydu, onu da bu tartışma kargaşasında fiilen çözdüler. 2007 yılındaki anayasa tartışmasından geriye kalanı da AKP siyasal (Kürt ve Alevi açılımları fiyaskosu), ekonomik (SGK zulmü), sınıfsal (Tekel işçileri faciası) faizleriyle birlikte geri aldı...
Her neyse, şimdi de “askeri vesayeti” alacaklar, karşılığında faiziyle beraber tek parti diktatörlüğü vereceklermiş. Yerseniz... 12 Eylül anayasasını dahi tasfiye edeceklermiş. Bunu da yerseniz... Dikta anayasası yerine dikte anayasası! Lakin bu arada yargıyı filan kendilerine bağımlı hale getirmelerine ise göz yumacakmışız, inayetlerinin faizi olarak...
Ayrıca bunlar sadece tefeci değil aynı zamanda bezirgânlar; ama dikkat edin “tüccar” filan değil düpedüz bezirgânlar... Çünkü çerçicilik en iyi becerdikleri meslek... Tarzları da al takke ver külah. (Mesela Bekir Bozdağ! Bu muhteremin gözleri fıldır fıldır!) Değişiklik maddelerini tezgâha diziyorlar. İçinde beğendiklerin var, beğenmediklerin var... Pantolon alana gömlek bedava misali... Asıl satmak istedikleri tezgâh altında... Şimdi yaptıkları çığırtkanlık... Çığırtkanlık yaparak dikte ettiriyor, bir nevi gündem belirliyorlar.
Ancak kendileri de farkındadır; önümüzdeki günlerde gündem kesinlikle değişecek... Kandil’den Karayılan ve İmralı’dan Öcalan, gündemin en tepesine Kürt sorununun yeniden ve bu kez çok daha acıtıcı şekilde tırmanacağını ilan ettiler bile... Yani kısa süre sonra tezgâhtaki anayasa değişikliğini mecbur unutacağız, yine ve yeniden Kürt sorununda çakılıp kalacağız.
Ama şunu bir kenara yazalım: Gidişat, dikta anayasasından dikte anayasasınadır, bu zokayı da hiç yutmayalım!