“Huzur siyaseti”nin ötesine geçmek
Birgün Birgün Birgün Birgün
Seçime 15 gün kala iktidar sözcüleri seçmenin iradesini rehin almak için her yola başvuruyor. AKP’li Metiner, Adıyaman’da yaptığı konuşmada belediyede çalışanları kastederek “bizim ekmek verdiklerimiz” oy vermiyorsa vermesinler dedi. Arkasından da ekledi “Ama AK Parti davamıza karşı bayrak sallarlarsa, başkalarının safında bize yumruk sıkarlarsa ertesi gün kendilerini olması gereken yerde bulurlar kardeşim”. İktidar adayından başka […]

Seçime 15 gün kala iktidar sözcüleri seçmenin iradesini rehin almak için her yola başvuruyor. AKP’li Metiner, Adıyaman’da yaptığı konuşmada belediyede çalışanları kastederek “bizim ekmek verdiklerimiz” oy vermiyorsa vermesinler dedi.

Arkasından da ekledi “Ama AK Parti davamıza karşı bayrak sallarlarsa, başkalarının safında bize yumruk sıkarlarsa ertesi gün kendilerini olması gereken yerde bulurlar kardeşim”. İktidar adayından başka bir isme oy vermenin “ihanet” olarak yaftalandığı şu günlerde, AKP’li belediyelerde emek verenlerin özgür iradesine en fazla sandığa gitmedikleri ölçüde tahammül ediliyor. Cennet anahtarı vaat edenlerin diğer yüzü bu işte. Alınteriyle çalışanın ekmeğiyle oynayacak kadar şirazeden çıkabiliyorlar.

İktidar blokunun sindirme ve karalama politikası muhalefet seçmeninde yılgınlığa neden olmadı. İşi, aşı ve özgürlüğü ile tehdit edilmelerine rağmen hala açıktan muhalefet etmeyi sürdüren milyonlarca yurttaş var. Yeni rejime rıza göstermedikleri gibi partilerini de daha cesur politikalar izlemeleri konusunda sıkıştırıyorlar. Beklentileri Hayır kampanyasında, Adalet Yürüyüşü’nde tecrübe edilene benzer aktif bir siyaset. Sessiz kalmayı değil haykırmayı göze alıyorlar. Toplu taşıma araçlarında, pazarda, sokakta sözlerini sakınmıyorlar. Bunca manipülasyon ve gözdağına rağmen muhalefet tabanındaki bu direnç AKP’yi de MHP’yi de şaşırtıyor ve bir o kadar da kaygılandırıyor.

1990’ların sonlarında ABD’den ithal biçimde siyasi dilimize giren “sessiz çoğunluk” muhalefetin seçmen kitlesi için kullanılabilecek bir sözcük değil. Ancak çoğunluk olmasa da “sessiz” bir topluluk iktidar tabanında büyüyor. Rehin tutulduklarını, taleplerine sırt çevrildiğini hissettikleri için öfkeleniyorlar. Bakmayın siz şişirme lider methiyelerine, AKP’lilerin oğul ve damattan ilçe başkanına halka nasıl tepeden baktıkları yerel seçim yarışı boyunca bir kez daha gözler önüne serildi. Kentsel dönüşüm, tapu, işsizlik gibi somut başlıklarda AKP’li adaylara soru soran mahallelilerin nasıl baştan savma cevaplara muhatap kaldığını birlikte izliyoruz. Meydanlarda “beka” diyerek bu kibri, bu hoyratlığı gizleyebileceklerini düşünüyorlarsa çok yanılıyorlar.

“Ben bu ülkenin ılımlılarını temsil ediyorum” dedi Mansur Yavaş. İmamoğlu da kampanyası boyunca “ılımlı” bir profil sergilemeye gayret etti. Bunun arkasında seçmenin büyük bir kısmının iktidarın kavgacı üslubundan bıktığına dair bir ön kabul var. Ancak “halkımız huzur istiyor” başlığıyla özetlenebilecek bu strateji yalnızca vaat, proje ve kucaklayıcı mesajlar ile yürütülen bir siyasete sıkışırsa memlekete “huzur” hiç gelmeyebilir. Her fırsatta polemiğe giren, siyaseti kör dövüşüne çeviren bir üslup ne kadar sonuç almaktan uzaksa “ılımlı” görünme adına idare-i maslahatçılık yapmak, hesap soracağını söylemekten kaçınmak da o kadar isabetsizdir.

Dün meydanlarda idam diyenler, bugün çocukların olduğu meydanlarda Yeni Zelanda’daki kanlı saldırıların görüntülerini gösteriyor. O gün idamdan nemalanmak isteyenler şimdi ırkçı saldırıları siyasi propaganda malzemesi yapıyor; besleme vakıflar protesto adına “fetih” çağrısı yapıyor. Diplomalı genç işsizler yarınlarından umudu kesmişken damat kalkınma, kayınpederi “ılımlı toparlanma” masalları anlatıyor. AKP’liler ise çalışanı ya öteki dünyada “cennet tapusu” ya burada “kapı dışarı” denklemine hapsediyor. Hal böyleyken bu ülkede geleceğinden endişeli milyonları “huzur” ve “ılımlılık” siyasetine hapsetmek celladına teslim olmasını istemektir. Gerçekten “kucaklayıcı” siyaset toplumsal adalet ve özgürlük talebini yükseltmekle, halkın olanı ona geri verme iradesini göstermekle, birlikte yönetme cesaretini sergilemekle mümkün olur.

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız