birgün

8° AÇIK

YAŞAM 06.04.2021 04:00
author

Kentin vaadi

“Günümüzde kentsel gerçekliğimiz, karşılaşmayı ortadan kaldırma üzerine kurulu bir biçimde kent yaşamının dağılması ve seyrelmesi, korkusu ve tiksintisi, zayıflaması, çözülmesi, yok olmasıdır.”[1]

Yukarıdaki alıntıyı Marksist kent kuramcısı Andy Merrifield’ın Kovid Çağında Lefebvre: Paris Komünü ve Kentsel Devrim’den Dersler başlıklı metninden aldım. Paris Komünü’nün 150. yıldönümünü, Henri Lefebvre’in Kentsel Devrim kitabının güncelliğine de vurgu yaparak kutlayan bir yazı. Pandeminin ortaya çıkardığı tehditlere karşı ve aslında tam da bu nedenle, Kentsel Devrim’in Paris Komünü’nden aldığı ilham ile kent yaşamı hakkında düşünmeye yardımcı olacak ihtişamını kaybetmediğine vurgu yapıyor Merrifield ve ekliyor: “ (...) hem Kentsel Devrim hem de Paris Komünü, salgın sonrası bir kentsel dünyayı nasıl yeniden inşa edebileceğimiz, onu demokratik bir şekilde yeniden inşa edebileceğimiz konusunda hayati dersler barındırıyor.”

Pandeminin kent hayatını altüst etmesi yeni bir tespit olmayacak şüphesiz. Kentsel yaşamın gündelik rutinlerini bütünüyle sekteye uğrattı. Hareketlilik ve seyahat tercihlerimizden, emeğin ve yeniden üretimin organizasyonuna, toplumsal ve sosyal ilişkilere uzanan tüm gündelik pratiklerin zamansal ve mekânsal olarak sürekli bir biçimde yeniden düzenlendiği bir krizler zinciri yarattı. Gündelik hayatı böylece altüst ederken, Merrifield’ın dediği gibi, pandemi öncesi zaten var olan -kapitalist- patolojileri de yoğunlaştırdı: “On yıllardır sürmekte olan sömürü, kentleri yalnızca işlevsel ve finansal olarak standart hale getirmekle kalmadı, aynı zamanda pahalı ve eşitsiz hale getirdi. Sosyal mesafe bu eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor, kentleri fiziksel karşılaşma yerleri olarak sıkıştırıyor, en çok daha yoksul, hareketsiz sakinlere zarar veriyor.”

Tüm bu sürece yerel deneyimimizden bir iki örnekle baktığımızda, bu krizin, kentsel hayatı da aşan başka ne türden yeni patolojilere gebe olduğu berraklaşıyor. Gezi Parkı üzerinde süren gasp çabası örneğin; mülkiyeti ve tasavvur hakkı halka ait olan, sadece bu kentin değil, toplumun en değerli müştereklerinden biri diyebileceğimiz Gezi’ye el konulması… Hukuk artık toplumsallığını yitirmiş bir olgu. Bir diğer örnek de, keyfi biçimde açılıp kapanmaktan helak olan işletmelerin sürdürülemez belirsizliklerine şimdi de ramazan gerekçesi eklenmesi. Fakat ramazan boyunca camilerde teravih namazları kılınabilecek. Bu türden günlerin veya dönemlerin, tüm toplumun hareketlerini disipline etmeye yarayan birer araç olarak kullanılması, iktidarın pandemiden ziyade siyasal islamcı hedefine giden yolda bir adımı olduğunu gösteriyor. Hizmet sektörü çalışanları için ortaya çıkan tehdide kulak asılmaması ve iş gücünden düşecek olanların umursanmaması da keza.

Pandemi tam da bu türden önceden var olan patolojilerin derinleşmesi bahanesiyle siyasal islamın neoliberal hegemonyasını güçlendirmek için elverişli bir zemine dönüşüyor; kentler de uygulama alanı olarak biçimleniyor. Tüm bu baskılara karşı, meydanları ve sokakları terk etmesi beklenen kadınların mücadelesini, ifade ve karar hakkı için mücadele eden öğrencileri de unutmamalı elbette. Derinleşen toplumsal çatışmaların açtığı imkânlar, meydanları, sokakları, kampüsleri dolduruyor.

Merrifield’a dönelim, şöyle diyor, “(...) güçlü bir devletin, kriz anında neler yapabileceğini gördük; şimdi, kriz geçtikten sonra demokratik olarak müdahale ederek, işbirliğini ve katılımı teşvik ederek, yıkıma uğramış bir dünyanın aşağıdan yukarıya yeniden inşasını mümkün kılarak yeniden hayal etmemiz gerekiyor.” Ve ekliyor, “kentin vaadi” diyor, her şey elinden alındığında, kent hayatı en çok tehlikede olduğunda kendini gösterir; rekabetsiz bir biçimde, gönüllü olarak, herkesin iyiliği için işbirliği yapan insanlarda. Pandeminin ilk aylarında deneyimlediğimiz dayanışma biçimleri gibi. “Bundan sonrası hepimizde” dercesine…

[1] Andy Merrifield, Lefebvre in the Age of COVID: Lessons from The Urban Revolution and Paris Commune

https://mronline.org/2021/03/28/lefebvre-in-the-age-of-covid/?utm_source=rss&utm_medium=rss&utm_campaign=lefebvre-in-the-age-of-covid&utm_source=MR+Email+List&utm_campaign=fd025d6ff2-RSS_EMAIL_CAMPAIGN_MRONLINE_DAILY&utm_medium=email&utm_term=0_4f879628ac-fd025d6ff2-295875112&mc_cid=fd025d6ff2&mc_eid=0be0fcfa96

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol