birgün

23° AÇIK

SİYASET 13.02.2020 04:00

Korku: Anayasa mı, anayasal yurtseverlik mi?

Ülke ve devlet adından korkulur mu? Kimlikten korkulur mu? Bunlardan korkmak, aslında Anayasa’dan korkmak demek.

TÜRKİYE / TÜRKİYE DEVLETİ / CUMHURİYETİ / T.C. YURTTAŞI

Ülkemiz: Türkiye
Devletimiz: Türkiye Devleti veya Türkiye Cumhuriyeti.
Kimliğimiz: Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı.

Bunlar, “yasama yetkisi devredilemez” çalışmasında şöyle sıralanıyor: Türkiye (ülke), Türkiye Devleti/Cumhuriyeti (devlet) ve

Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı (insan).

Önce, “yasama” raporuna, “anayasa taslağı” dediler.

Sonra, “Kaboğlu, Anayasa’dan, Türklüğü ve Türk milletini çıkarıyor” dediler.

Nihayet, “Kaboğlu, Türkiye yerine ‘ülke’, Türkiye Devleti yerine ‘devlet’, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı yerine ‘insan’ öneriyor” diyerek saldırılara geçtiler.

Oysa bu bir yasama raporu idi; adından belli idi. Türklük veya Türk milleti, zaten “nitelikli yasa” çalışması içinde yer alan kavramlar değildi. Ülke/devlet/insan üçlüsünün tersine çevrilmesi, okuma-yazma bilenlerin yapamayacağına ve konuyla ilgilenenlerin vasat akıl sahibi olduğunu düşünmek gerektiğine göre, ‘özel bir maharet’! ürünü olmalı idi.

ANAYASAL YURTSEVERLİK NEDİR?

Bir barış belgesi olarak anayasa, indirgeyici ve ayrıştırıcı sözcükler yerine, birleştirici ve kucaklayıcı kavramları öne çıkarmalı. Bu çerçevede, bir yandan, eşitlik/yurttaşlık/laiklik; öte yandan, insan hakları/demokrasi/hukuk devleti üçlüsüne vurgu, bize özgü vurgu ile tamamlanıyor: Türkiye (ülke) / Türkiye Devleti(devlet)/ Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı (insan).

Bu üçlüden, akla ziyan anlamlar üretenlere “tane tane anlatmak” için, ikinci basıda sıralamayı şöyle yaptım: ülke adı olarak Türkiye; devlet olarak Türkiye Devleti/ Türkiye Cumhuriyeti; birey ve yurttaş olarak Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı.

Değindiğim ve başkaca saptırmalar, asıl korkunun Anayasa’dan değil, anayasal yurtseverlik gereği vurgu yaptığım kapsayıcı ve kucaklayıcı kavramlardan kaynaklandığı doğrulanmış oldu.

YA ‘15 TEMMUZ ANAYASASI’?

On yıllar boyu ‘12 Eylül Anayasası’ adı altında eleştirdiğimiz 1982 Anayasası, “1987-2004 arası insan hakları/demokrasi/hukuk devleti hayli iyileştirildi. Bu arada, Başlangıç paragraflarındaki değişiklikler çok sınırlı kaldığı için, anayasal yurtseverlik açısından en sorunlu –etnisite vurgulu- sözcükler burada kaldı. ‘15 Temmuz Anayasası’ olarak adlandırdığım 2017 değişikliği ise, 1982’nin ilerleyen on yıllarda insan hakları/demokrasi/hukuk devleti eksenindeki kazanımlarını da zedeledi. “Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir” hükmü (md.104) ile kurulan monokratik yönetim, demokratik hukuk devleti (md.2) ile bağdaşmamakta.

Ortak payda şu: insan topluluğuna ilişkin etnik vurgu, yurttaşlık kavramını zedeleyici olduğu gibi, kurullar yoluyla Devlet yönetimine son veren bir düzenleme, anayasal yurtseverlik kavramı ile bağdaşmıyor. Haliyle, etnisite ile özdeş tutulan yurttaşlık, monokrat tarafından, ümmet çağrışımlı söyleme kolayca dönüştürülebiliyor.

MONOKRASİ SEVİCİLERİ, DEMOKRATİK ANAYASAYI ÖNLEYEBİLİR Mİ?

2019 yazında TBMM’de temsil edilen 9 parti, CHP yönetimi tarafından resmen çağrıldığı halde, 5 siyasal partinin katılımıyla yürütülen “adil yargılama yasa önerileri” hazırlığı için bazı çevrelerin, “Kaboğlu Anayasa çalışması yapıyor” şeklinde konuyu bağlamından kaydırmak amacıyla yaptıkları haberlere politikacılar da bulaştı.

“Yasama yetkisi devredilemez” çalışması da, esasen milletvekillerine ve TBMM’de temsil edilen partilere yönelik olduğu halde, dikkatler, fazlasıyla başka taraflara çekildi.

Demek ki, Saray, iç muhafızlar kadar dış muhafızlara da sahip.

Anayasa korkusu, nasıl açıklanabilir?

Görüldüğü kadarıyla bu korku, monokratik Anayasadan çok, anayasal yurtseverlikten duyulan korku:

-Başta, eşitlik/yurttaşlık/laiklik;

-Sonra, insan hakları/demokrasi/hukuk devleti;

-Nihayet, Türkiye/ Türkiye Devleti /Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı korkusu.

Korku yayıcıları unutmasın: ‘Türkiye barışı’, ancak anayasal yurtseverlik bakış açısıyla hazırlanacak bir Anayasa ile kurulabilir.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız