birgün

7° PARÇALI BULUTLU

author

Sansürünü de al ve git...

GÜNCEL 24.06.2022 06:30
Abone Ol google-news

En son örneğini, orman yangınları felaketinde gördük.

Geçen yıl da yaşadık, bu yıl da adeta "dakika bir, gol bir" niteliğinde, yaşamaya başladık.

Devleti elinde bulunduran irade diyor ki: "Yangınlar konusunda sadece resmi ağızlardan gelen açıklamalara yer vereceksiniz. Bizim dışımızda kim bu konuda açıklama yapar, bilgi yayar veya yetersizlikleri filan eleştirirse, bunu ‘dezenformasyon’ olarak damgalar ve tepesine ineriz."

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, akıllara ziyan bir video yayınladı, 2 gün önce. Geçen bir yılda bu konuda yapılan çalışmaları anlatıyor. Videoyu izliyorsun. Ağaçlar var, ormanlar var, insanlar var, ağaçlara su sıkan (tatbikat sırasında) itfaiyeciler var, sevimli pozlar veren kadın itfaiyeciler var, mutlu köylüler var. Tek bir şey eksik bu "Orman Yangınları" konulu propaganda videosunda: "Ateş... Alev..."

Soğuk bir espri gibi... Tek bir kıvılcım bile yok.

Yahu, bari tatbikat sırasında bir küçücük çalılığın nasıl söndürüldüğünü göster de biraz inandırıcı olsun.

O bile yok.

Yani, "Yangınsız, yangınla mücadele filmi."

Bunu istiyorlar.

Yarın, (misal) bir deprem olsa, tek bir enkaz görüntüsü olmadan haber yapacaksın.

Bir yerde sel felaketi olsa ya da o konuda haber yapsak, tek bir damla su göstermeyeceksin.

Ne göstereceğiz?

Olay yerinde açıklama yapan ve bu iş için dikilmiş, göğüslerinde isim kokartı (Sayın Bakan Bilmemkim) bulunan "özel üniforma" içindeki sayın bakanları ya da propaganda memurlarının konuşma videolarını.

Enflasyonu, işsizliği, dış borcu, hayat pahalılığını, sefaleti, açlığı filan anlatmayacaksın.

Dış politikadaki "Dolar Riyal karşılığı cinayet dosyası yakma, katil aklama" rezaletlerine değinmeyeceksin.

Hastaneler, sağlık sistemi ve okullarla eğitim sistemi güllük gülistanlık gösterilecek.

Kadın cinayetlerinden söz etmeyeceksin. Hukuk katliamlarına hiç değinmeyecek, eleştirmeyeceksin. Pınar Gültekin cinayeti ile İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme ayıbı arasındaki bağlantıya asla girmeyeceksin.

Bunu istiyorlar.

Rejim, sadece kendi sesine ve kendi trollerinin muhaliflere saldırılarına özgürlük(!) istiyor.

Özgür habercilik ve yorumlara bir kara örtü örtmenin peşinde.

Yeni Sansür Yasası’ndan söz ediyorum. Rejimin kendi kendine sonsuz bir "dezenformasyon yayma yetkisi" talep ettiği tartışmalı yasadan.

Daha önce hem bu topraklarda hem de dünyanın dört bir köşesinde baskıcı rejimlerin belki de binlerce kez denediği ama her defasında demokrasinin ve düşünce özgürlüğü mücadelesinin kalkanına çarpıp parçalanan "istibdat kafası"ndan söz ediyorum.

Beyhude çabalar bunlar.

Ne yazılı ne görsel-işitsel ne de dijital (sanal internet) ortamda, hür düşünceyi, haberi, bağımsız yorumu bastırmaya kimin gücü yetebilir.

Sonuçta sansürcüler bu ayıpları ile baş başa tarihin çöplüğünde layık oldukları yeri bulurlar.

Gazeteciliğin, haberin, yorumun ve istibdata karşı düşüncenin, adeta oksijen gibi, su gibi mutlaka her tür duvarda delik açıp geçeceğini ve galebe çalacağını hatırlatalım.

Vazgeçin bu ortaçağ kafası ürünü sansür çabalarından.

Yangın ve faşist kafa

Çok eskiden de seslendirilmişti bu şayia.

Özetle: 1980’lerin başlarında Anadolu topraklarında yaygın bir şekilde görülen orman yangınlarının, Türkiye düşmanı teröristler tarafından kasten çıkarıldığı, bunun arkasında da "Hain komşu Yunan"ın bulunduğu anlaşılır. Bunun üzerine, aralarında Abdullah Çatlı ve Muhsin Yazıcıoğlu’nun da bulunduğu "milliyetçi"lerden yardım istenir. Akabinde, Yunanistan topraklarında "mukabil" yangınlar gerçekleşmeye başlayınca, "Yunan, mesajı alır" bizdeki yangınlar da bir anda "kesiliverir".

Bunları aktaran yandaşın teki, "Bugün de yine ilginç biçimde buna benzer yangınlar yaşıyoruz topraklarımızda" diyerek adeta "Haydi tarihi tekerrür ettirelim" mealinde harekete çağırıyor birilerini.

Aklı başında herhangi bir insanın, "İki komşu ülke arasında her alanda yapmamız gerektiği gibi sıkı bir işbirliği ve komşuluk ilişkileri geliştirelim. Bunu, mesela yangın söndürme kapasitelerimizi de ortaklaşa geliştirerek ‘Ege Havzasında ortak bir Yangınla Mücadele Ordusu’ olarak da hayata geçirelim. Kimde olursa, karşılıklı yardıma koşsun" demesi gerekirken, "Faşist Kafa"nın uğraştığı konuya bakar mısın?

Hiç utanmadan, girdiği "topa" bakar mısın?

Her konuda olduğu gibi, bunların da "antidotu" belli.

Acil demokrasi.

Faşizmden, acil olarak arınma, temizlenme.

Bu gezegenin tarihindeki en büyük pislik ve felaketten söz ediyorum.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol