Üçüncü ittifak odağı ve sol
GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN

Şaibeli referandumun üzerinden 2 yılı aşkın zaman geçti, tek adam rejiminin kurumsal mimarisini tamamlamak adına yüzlerce düzenleme yapıldı, onlarca CB kararnamesi çıkarıldı. Ancak sıfıra sıfır elde var sıfır. Neden mi? Baştan temeli çürük bir yapıya makyaj yapılmaya çalışılıyor da ondan. Yüzde 40 artı 1 denemesi, münferit bir çıkış değildi aksine çürük binanın çökmesini geciktirme telaşındaki AKP’nin çaresizliğinin bir ifadesiydi.



Beklenmedik bir anda koalisyonun ve muhalefetin nabzı ölçüldü. AKP tabanı çıtanın aşağıya indirilmesini güç kaybının ifşası olarak değerlendirirken MHP’liler, “AKP bizsiz iş yapmak çabasında mı?” diye sordu. Muhalefet ise öneriye baştan set çekerek yıkık duvar sıva tutmaz pozisyonu aldı. Hal böyle olunca değişiklik için başta “Bu durum bir Anayasa değişikliği gerektiriyor. Dolayısıyla konuşma yeri Meclis’tir. Ön hazırlığımızı buraya getirebiliriz. Onun için iktidarıyla, muhalefetiyle el ele vererek bunu gerçekleştirebiliriz” diyen Erdoğan iki günde çark etmek zorunda kaldı. AKP Genel Başkanı “şimdilik” CB seçilme oranına dair tartışmayı kapattı kapatmasına ama başka denemelerin kapıda olduğunu söylemek için kâhin olmak gerekmiyor. Zira iktidar bloku 2023’ten önce sandığa gidecek fakat bu haliyle yeni bir seçim kazanacak mecali yok.

Başka hamleler demişken Bahçeli’nin Kılıçdaroğlu’nu hedef alan açıklamalarını da es geçmemek gerekiyor. İktidar bloku uzun müddettir CHP’yi bir “milli güvenlik sorunu” olarak gösterme uğraşındaydı. Bunu hem CB seçimi sırasında hem de yerel seçimler öncesinde denediler ama sonuç alamadılar. Bir süredir doğrudan partiyi hedef almak yerine Kılıçdaroğlu’na saldırmayı tercih ediyorlar. CHP Lideri’ne yönelik organize linç vakasıyla hız kazanan süreç Bahçeli’nin Kılıçdaroğlu’nun sözlerini araştırmak için partide bir komisyon kurduklarını açıklamasıyla yeni bir evreye girdi. Belli ki MHP, kendini yargının üstünde konumluyor, siyasi tetikçilikten medet umuyor. Ancak amaç dokunulmazlık kaldırmaktan ziyade CHP’yi içine alan özgüven havasını dağıtmak ve muhalefetin kritik konularda birlikte hareket etme ritmini bozmak. Güçlendirilmiş bir parlamenter sisteme dönüş konusundaki mutabakat devam ettikçe muhalefetin içindeki fikir ayrılıkları taraflarca hoşgörüyle karşılanabilir ama bu kriz olmayacak anlamına gelmiyor.

Bir bütün olarak muhalefet sistem değişikliği meselesini muhtemel bir seçimin sonrasına bırakmış gibi. Her ne kadar ara sıra tarafsız cumhurbaşkanlığı için referandum yapalım çıkışları duyulsa da muhalefet bu sistemde CB seçimini kazanmak istiyor. Böylesi bir başarıyla toplumsal desteği kanıtlayıp anayasayı revize etmeyi hedefliyor. Yeni kurulacak partilerin AKP’de yaratacağı yarılmanın seçim zaferini garantileyeceğini düşünenler de az değil. Bu düşünce CHP’de sağa açılma heveslerini körüklüyor. Halbuki “merkez sağda” CHP için yer de istikbal de yok. Üstelik yeni partilerin kurulması pekâlâ üçüncü bir ittifak merkezinin inşasına neden olabilir. Liberaller ve ılımlı İslamcılar İyi Parti’ye hatta CHP’ye çengel atabilir. Tek adam rejiminden kurtulma adına Türkiye bir kez daha “ehven-i şer” taraftarlarına ve liberal restorasyon projelerine teslim edilmek istenebilir. Böylesi bir oldubitti denemesine karşı tek güvence solun sesini yükseltmesi, sözünü yenilemesi ve görünürlüğünü artırmasıdır.

İktidarın elinde fiili OHAL düzenini geri getirmek dışında bir seçenek yok. İktidar bloku halihazırda tüm protestoları ve hak arayışlarını zaten rejime yönelik bir tehdit olarak kodluyor. Kazdağları’ndaki protestoya ya da tazminatları gasp edilen madencilerin yürüyüşüne tahammül edememesi bundan. Ancak iktidarın içine düştüğü yönetim krizi ve ona eşlik eden kaos devam ettikçe tepkiler yasak dinlemeyecek. İşte bu yüzden eli kulağında denilen Fırat’ın doğusuna askeri operasyon, alt-emperyalist hırsların canlandırılmasına kadar iktidara yönelik büyüyen memnuniyetsizliği kontrol etmenin de bir aracı olarak görülüyor. Geçici bir süreliğine de olsa saflar sıkılaştırılacak, muhtemelen CHP ve İyi Parti’nin de desteğiyle…



Militarist, şovenist, restorasyoncu tuzaklara düşmemek ve yeni bir sağ ittifakta erimemek için güçlü bir sol merkezin yaratılması elzem. Bu aciliyet ülkenin tüm ilerici güçlerinin üzerine sorumluluk yüklüyor. Türkiye’nin kadim ve güncel sorunlarına soldan bakan, sol siyasetin alanını genişleten, toplumsal muhalefetin kendini ifade etme kanallarını birleştiren bir siyasete ihtiyacımız var. Somut durum eğip bükmeden, geçmiş kırgınlıkları öne sürmeden, partiler-örgütler arası mutabakata hapsolmayan bir çıkış için harekete geçmeyi ertelenemez kılıyor.