Vergi fetişizmi ve sosyal devlet gereklilikleri
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

TBMM Genel Kurulunda görüşülmekte olan “Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”, getirdiği üç yeni vergi ve var olan düzenlemeler açısından, Anayasa’ya aykırı yönleri, hukuk devleti ve sosyal devlet ortak paydalarında buluşuyor.

Yasama-yürütme-yargı organlarının sosyal devlet gerekleri çerçevesinde olumlu yükümlülüklerine girmeden, Anayasa’nın doğrudan konuyla ilgili kavram ve ölçütlerini kullanmakla yetineceğim. Başka bir anlatımla, sosyal devletin fırsat ve olanak eşitliği sağlama yönünde almak zorunda olduğu önlemler üzerinde durmayacağım. Zira, söz konusu, “torba yasa önerisi”, olumlu önlemler bir yana, sosyal bakımdan en alttakiler olarak nitelenebilecek kesimleri birçok anayasal hak ve özgürlükten yoksun kılma ile sonuçlanacak hükümler içeriyor.

ÖLÇÜLÜ DEĞİL

Vergi yükümlüsünün hakları, anayasal hak ve özgürlükler düzeni içinde değerlendirilmeli.

Öncelikle, madde 13’ün öngördüğü 4 ölçüt:

  • Bir hak ve özgürlük, ancak anayasa neden öngörülmüş ise, bu çerçevede sınırlanabilir.
  • Sınırlama, yasa ile öngörülmeli.
  • Sınırlama, Anayasa’nın sözüne ve özüne uygun olmalı.
  • Sınırlama, ölçülü ve demokratik toplum gereklerine uygun olmalı, hakkın özüne dokunmamalı.

Öngörülen vergiler, ölçülülük ilkesini açıkça ihlal etmekte:

  • Dijital hizmet vergisinin %7,5 olan oranını hizmet türleri itibarıyla ayrı ayrı veya birlikte %1’e kadar indirmek ve iki katına kadar artırmak için Cumhurbaşkanına verilen yetki.
  • Dijital hizmet vergisi ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirmeyen dijital hizmet sağlayıcılarının sunmuş oldukları hizmetlere erişimi engelleme yetkisinin Hazine ve Maliye Bakanlığına tanınması.
  • Kambiyo muamelelerindeki Banka ve Sigorta Muamele vergisi oranını artırma yetkisinin Cumhurbaşkanı’na tanınması.

Belirtilenler ve diğer vergiler bakımından başlıca iki sorun:

  • Oranlar ölçülü mü?
  • CB’ye tanınan yükseltme yetkisi, anayasal mı ve ölçülü mü?

Madde 13’ün öngördüğü ölçülülük ilkesi, şu üç öğe ile tanımlanır: müdahale ( vergi yükümlülüğü) gerekli mi? Bunun için kullanılan araç elverişli mi? Araç ile amaç arasında adil bir denge var mı?

  • Yeni vergi koymak ve varolan vergi alanını genişletmek, vergi politikaları ile ilgili. Değerlendirmesine girmeksizin, “vergi fetişizmi” nitelemesi ile kastettiğim bu.
  • Bütçe açığını kapatmak için sürekli vergi koymak, etkili bir araç mı? Yoksa, sosyal devlet gereği devlet harcamalarını dengelemek, asıl araç olmamalı mı?
  • Torba yasa hükümlerinde öne çıkan asıl öğe bu: gelir arayışı ve bunu vergi yoluyla yapmak, “meşru”; ama bu ne ölçülü ne de orantılı. Asıl sorun da bu.

Üstelik bu oranı ölçüsüz biçimde artırma yetkisi Cumhurbaşkanı’na veriliyor.

Bir kez, CB, vergi ödevine ilişkin Anayasa madde 73 üzerine kararname çıkaramaz. Vergi oranını artırmaya ilişkin yasa ile tanınmış yetki, olsa olsa bir kararla kullanılabilir. Ancak bu da ölçülü olmalı.

Özetle, “torba yasa” ile CB’ye tanınan ölçüsüz artırma yetkisi, madde 13’e açıkça aykırıdır.

Erişimi engelleme yetkisi de, tamamen Anayasa dışı: md.13, 26, 48 vd.

SOSYAL DEVLET

Vergi politikası açısından öncelikle şu üç ölçüt ve kavram belirleyici:

  • Mali güç: “Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır” (md.73/2).
  • Sosyal adalet gerekleri (Başlangıç).
  • Sosyal devlet gerekleri (md.2).

Torba yasa hükümleri, bu anayasal gerekliliklere de aykırı.

HUKUK DEVLETİ

“Sosyal hukuk devleti” şeklindeki anayasal niteleme, hukuk devleti gerekleri ile sosyal devlet gereklerinin içiçe özelliğini ifade eder.

Hukuki güvenlik, ölçülülük ilkesinden hareketle icat edilen ve bu ilkeye dayanan hukuk devletinin ana öğesidir. Oysa vergi torba yasa önerisi ile bu ilkeler arasında çok yönlü bağdaşmazlık açıktır.