Cennet ayaklarımızın altında
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL

Masanın etrafında toplandık; üzerinde çeşitli mezeler, ara sıcaklar geliyor arada ve tabi ki içiyoruz. Kadehlerimizi, yaşadıklarımıza ve yaşayacaklarımıza kaldırıyoruz. Ama kimi kadehlerin birbirine dokunmadığını fark ettik. Masanın biçimi toplumsal mesafe dayatıyor. Dikdörtgen masanın kısa kenarlarında oturanlar, uzun kenardakilere nazaran daha az toplumsallaşıyor. Ama sorun değil, yer değiştiriyoruz. Yer değiştirdikçe toplumsal peyzajımız değişiyor, uzak olanlar yakınlaşıyor ve birbirimize dokunabiliyoruz, kadehlerimiz de. Ve kadehlerimizdeki sıvılar aramızdaki buzları çözüyor; birbirimizin içinde eriyoruz.

Masa aynı masa; ama bu sefer bırakın birbirimizin içinde erimeyi, birbirimize dokunamıyoruz bile. Her beden kendi konturları içine kapatılmış. Ve yerlerimiz toplumsal hiyerarşiyi gösteriyor. Yerinizi değiştirmeniz mümkün değil, çünkü protokole göre belirlenmiş. Lider baş köşede; kolları, hemen sağında ve solunda oturuyor. Ve masanın başı ile aralarındaki mesafe, diğerlerinin organsal konumlarını belirliyor; gözleri, kulakları, işkembesi, bağırsakları ve diğer organları. Ayaklar en uzak mesafede duruyor. Yer ve işlevleri tanımlı organlardan oluşan bir organizma olarak masa.

Masa gibi sıradan bir nesne ilişkilerimize biçim dayatabiliyor. Masa bir alegoridir; yani ‘allo agorenei’, ‘başka şey iletir’ (Agamben, İçeriksiz Adam, Monokl). Masa aynı masa, ama biz yer değiştirdikçe anlamı değişiyor. Biçim politiktir ve yer değiştirerek biçimin politikasını değiştirebiliyoruz. Sorun da burada kilitleniyor: Oturtulduğumuz yerde kök salmak mı yoksa yer değiştirerek dayatılan biçimi bozmak mı? Biçimi bozdukça, birbirimize dokunduğumuza, ya da birbirimize dokundukça biçimi bozup kendi biçimimizi yarattığımıza göre biçimin politik olduğunda hemfikiriz. Yer ve işlevi sürekli değişenlerin masasının politikası mı, yoksa baş ve organlarından oluşan masanın politikası mı? Masa bir alegori. Nesneler ve biçimleri politiktir ama hareket etmemize bağlı olarak politik konumları ve anlamları değişiyor. Nesneler politikamızı değil, biz nesnelerin politik konumlarını belirliyoruz.

Baş ve organlarından oluşan masa, yatay bir düzlem olsa da bazı organlar kendi aralarında fısıltıyla merdivenden söz ediyorlar. Merdiven de bir nesnedir ve yüksek bir yere ulaşmaya yarıyor. Led Zeppelin’e göre merdiven cennete çıkıyor: ‘Stairway to Heaven’. Mısır’daki bir manastırdaki 12. yy’da yapılmış resimde cennete çıkan merdiveni görebilirsiniz. Yoldan çıkarıcı iblislere rağmen merdivenin son basamağına yükselmeyi başaranları, cennette İsa karşılıyor. Ve masadaki organlar merdivene tırmanmanın, başa ulaşmanın hayalini kuruyor. Oysa bir önceki masada merdiveni, mesanelerimizi ve bağırsaklarımızı üst katta boşaltmak için kullanıyorduk. Masa gibi yatay bir düzlemde, merdiven gibi dikey bir ilişki nesnesini hayallerimize yerleştiren iktidardır; yükselip başa ulaşmayı düşleyen organlar buna inanıyor. Oysa organlar yerlerinden bir kalkabilseler, başa dokunacak ve başı yerinden edeceklerdi, ama onlar hâlâ başa, merdivene ve iblislere inanmayı sürdürüyor.

Yeryüzünün bir cehennem olduğu ve iblislere rağmen cehennemden kaçıp göklerdeki cennete sığınma fikrine ikna olmanız için yeryüzünde yaşamanız yeterli. Ezilenler için yeryüzü, bir cehennemdir: İşçi kıyımları; tecavüz edilen ve katledilen çocuklar ve kadınlar; paraya çevrilecek kaynak olarak durmadan yağmalanan doğa ve insan doğası. Ardı arkası kesilmeyen felaketlere rağmen hayatta kalmaya çalışan felaketzedeler gibiyiz. Ama yeryüzünü yağmalayanlar, duvarlarla çevrili saray ve sitelerindeki yapay cennetlerinde yaşıyor. Ve ezilenlere gösterdikleri tek çıkış yolu, ‘hayali’ merdiven. Merdivene tırmanın, öte dünyada cennete ulaşacaksınız. Unutmadan; bir de bizim için yeryüzünde otoyollar inşa ediyorlar. Ama AC/DC, otoyolun bizi cehenneme götürdüğünü söylüyor: ‘Highway to Hell’. Kesişmeyen paralel şeritlerden oluşan otoyolda yazgımız, cehennemi yaşamaktır. Otoyolu terk etsek ve yürüsek, yollarımız kesişir ve yeryüzü cennetini keşfedebilirdik. Cennet ayaklarımızın altında. Cennet bir alegoridir, bize yitirdiğimiz yeryüzünü iletiyor