birgün

28° AÇIK

SİYASET 27.07.2020 07:02

Deli gömleği

Cadılarla başlayıp, akıl hastalarıyla devam eden “deli gömleği” giydirme uygulaması, bugün meraklıları için bir fantezi nesnesinden öte değil. Günümüz psikiyatrisinde ise hiç yeri yok. Deli sözcüğü çok uzun süredir psikiyatri dışı bir sözcük. Ama deli gömleği giydirmek, “zorla denetim altına alma, özgürlüğü kısıtlama, hareket edemez hale getirme” ye çalışmak demek.

Bugün Türkiye, deli gömleği giydirilmiş bir toplumun biriken öfkesiyle doluyor.

Azken kendisini çok gösterenler, çokken kendisini az ve yalnız hissedenlerin üzerine geçirmeye çalışıyor, deli gömleğini.

İşsizlik, yoksulluk, yoksunluk, eğitimsizlik içinde ne yapacağını, nereye gideceğini bilmez halde olan geniş yığınlar her geçen gün biraz daha kendilerini cendereye alınmış hissediyorlar.

Altıncı ayına girmek üzere olan koronavirüs salgını azalmak bir yana daha da yaygınlaşıyor ve yıkıcılığı gizlenemez büyüklüğe ulaşıyor. Sağlık bakanının her gün açıkladığı sayılarla kimse ilgilenmiyor artık. Okuyup, üzerine yorum yapan pek kalmadı. Bakan da zaten sitem, azar ve dalga geçme açıklamaları arasında sıkıldığını belli eder oldu. Handiyse “ne haliniz varsa görün” diyecek.

Baskı ve yoksullaştırma el ele toplumun, belli bir bölümüne yönelik olmaktan çıkmış, geneline yayılmış durumda.

Artık iktidardan yana olmak, politikalarına onay vermek ya da oy vermiş olmak baskıdan kurtulmaya, kendini özgür hissetmeye yol açmıyor. Umuduna kapılmayı bile sağlamıyor. İktidardan yana olmanın karın doyurmadığını bilen ama hiç değilse aç kalmıyoruz diyenler bile yoksulluğun pençesinde.

Bugün, her kadın, ister türbanlı ister başı açık olsun, ister demokrat ister muhafazakâr ya da dindar olsun errkek şiddeti karşısında yapayalnız ve korunmasız olduğunun ayırtında. Üstelik, iktidarın bu şiddetin destekçisi olduğunun da. AKP sayesinde başını örterek sokağa çıkabildiğini, kocasını partiye şikâyet edebildiğini, adamın içkisini yasaklatabildiğini düşünen kadınlar, şimdi AKP’nin kocalarının ellerine sopa verip üzerlerine sürdüklerine tanık oluyorlar.

Dindar olmak, muhafazakâr olmak ne iş sağlıyor ne de aş. Tersine, itiraz etme hakkının daha da sert yöntemlerle bastırılmasına neden oluyor. Kendisini dindar, milliyetçi, muhafazakâr olarak tanımlayanların da “güvendikleri dağlara kar yağmış” durumda.

Trajik örnek milliyetçiliğini, ülkücülüğünü “uluyarak” ifade etmekle gurur duyan, hakkaten damarını kessen kanı “milliyetçi milliyetçi” akacak doğma büyüme ülkücü milletvekili, seçmeninin fındık yoksulluğunu dile getirmeye kalkar kalkmaz, “ocağının” dışına atılıyor, kendince hayatını adadığı “dava” için, çöp kadar değerinin olmadığıyla yüzleşiyor.

Mahkemelerde dindar, muhafazakâr, AKPli, MHPli olmak herhangi bir ayrıcalık sağlamıyor. Haciz memurları çoktandır parti kimliği sormuyor. Cuma namazında birlikte saf tuttuğu patronu, gözünün içine bakmaya bile gerek görmeden ücretsiz izin adı altında işten çıkarıyor.

Çocuğunun, bir umut kaydettirdiği İmam Hatip okulundan, girdiğinden daha eğitimsiz çıkmasına, üniversite sınavında açıkta kalmasına ve vasıfsız işçi bile olamamasına tanık oluyor ana babalar. Çocuklar ve gençler, ülkenin onlar için bir cehennem, dehşet dolu bir savaş alanı olduğunu her gün yaşayarak deneyimliyorlar.

Hepsinin üzerine internetinden sosyal medyasına nefes alabileceği, içini dökebileceği, itiraz etmeye yeltenebileceği her mecranın sansürle boğulması karşısında da karşı çıkabileceği sesini duyurabileceği hiç bir yolun kalmadığını görüyor.

Ve, bellerinde silahlarıyla caddelerde, sokaklarda, en küçük bir ses çıkaranın üzerine silah doğrultacakmış gibi gezinen bekçilerin gölgesinde yürümeye çalışıyor insanlar.

Size garip gelebilir, görüntülerdeki IŞİD tarzı adamlar korkutmuş da olabilir haklı olarak ama, Ayasofya cuması iktidarın umduğu “mahşeri” kalabalığı sağlayamadı. Türkiye hızla çok küçük bir azınlığın, elindeki resmi, yarı resmi ya da sivil silahlı güçlerce din, dil, etnisite ve siyasi görüş fark etmeksizin toplumun tümüne deli gömleği giydirmeye çalıştığı bir ülkeye dönüyor.

Deli gömleği, giydirileni sakinleştirmez, ehilileştirmez de; sadece öfkesinin katmerlenmesine neden olur. O biriken öfke nerden nasıl patlar bilinmez ama ülkeye pahalıya patlayacağı kesindir.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız