birgün

26° AÇIK

EKONOMİ 07.08.2020 06:00
author

Dolar ne olacak?

Dolar ne olacak?

“Ben hep 100 liralık alıyorum.” Bu klişeyi duydunuz sanırım. Benzin fiyatları yükseldikçe yapılan yorumlardan birisidir. Fiyat değişiminin kendisini etkilemediğini, aynı tutarda bir ödeme yaparak benzin almaya devam ettiğini ifade eder. Haksız da değildir aslında; çünkü depoya doldurulan yakıt miktarını görmüyor. Gösterge panelindeki ibreye bakınca bir miktar hareket ettiğini de görüyor. Marşa basıp hareket edince aracının gittiğini de fark edince benzin fiyatına yapılmış olan zamları pek de hissetmiyor. Belki hissediyordur da hissetmek istemediği için öyle davranıyordur. Böyle davranarak kişi kendisini daha iyi hissediyor olabilir. Bilemiyorum.

Acaba Amerikan dolarına ilişkin de bir analoji var mıdır? “Ben hep 100 liralık alıyorum.”

Sanırım yoktur. Çünkü 100 lira verip dolar aldığınızda size dolarları gözünüzün önünde sayarak veriyorlar. Depoya benzin doldurulmasına benzemiyor. Tek tek, sayarak. Dolayısıyla kurların hareketini reel olarak görüyorsunuz. Bunu gizlemelerinin imkânı da yok. Diyebilirsiniz ki ben bankadan alıyorum. O durumda da “al” tuşuna bastığınızda ne kadar dolar aldığınızı ekranda anında rakam olarak görüyorsunuz. Burada da görmezden gelme ihtimaliniz yok.

Dolar kurundaki artış miktarını iktidarın gizleme imkânı yok. Benzin fiyat artışı gibi görünmez kılamıyorlar. Bu nedenle iktidar başka hiçbir şeyden korkmuyor doların artışından korktuğu kadar. Enflasyon yüksek mi çıkmış, bu bir gösterge deyip geçebiliyor insanlar, işsizlik mi artmış, eğer siz çalışıyorsanız çok da anlam ifade etmiyor. Akşam ana habere bir iki dakika konu oluyor o kadar. Oysa dolar öyle değil. Alacak parası olmasa bile insanlar göz ucuyla izliyorlar, nereye gittiğine bakıyorlar.

Son iki aydır 6.85 civarında seyreden dolar yeniden hareketlendi ve bu yazının yazıldığı saatlerde 7.30’a dayanmıştı. Kurlar ekranlarda 7.30 görünüyor ama bu “bankalar arası piyasada” oluşan rakamlar. Siz almak istediğinizde bunun yaklaşık 5 kuruş fazlasını talep ediyorlar. Alırken bir de %1 oranında “kambiyo vergisi” ödediğinizi de dikkate alınca aslında gerçek maliyet 7,45’e yaklaşıyor.

Peki, ne oldu da yatay seyreden kur birden başını yukarı kaldırdı? Yine “dış güçler bir operasyon çekiyor” mu? Sonda söyleyeceğimi burada söyleyeyim; operasyon falan yok!

Napolyon’un hikâyesini bilirsiniz. Savaşı kaybettiğini öğrenince komutanlara sorar, “Söyleyin bakalım neden kaybettik?” Korkan generaller birkaç nedeni var derler ve saymaya başlarlar; “Bir, barut bitti!” Napolyon, “Tamam gerisini saymanıza gerek yok.”

Dolar kurunu sabit tutmak için Merkez Bankası elindeki barutun hepsini kullandı. Barut bitti. Barut kullanımı da gündüz havai fişek atmaya benzedi. Vatandaşları mutlu etmek için yapıldı ama asıl mutlu olan yabancılar oldu. Çünkü kurlar düşük seviyede tutulurken, borsadaki ve tahvil fiyatlarındaki artışı da fırsat bilenler varlıklarını satıp, düşük seviyelerden dolar alıp gittiler. Asıl “dış güçlere” fırsat sunan iktidarın kendisi oldu.

Vatandaşların TL’ye güvenleri kalmadığı için eline para geçen ya döviz alıyor ya da altın. Kurumlar pek çok gerekçe ile artan miktarda döviz talep ediyorlar. Özel sektörün net dış borç miktarı 50 milyar dolara yakın azaldı. Yani şirketler döviz borçlarını azaltıyorlar. Bu talebi karşılayacak şekilde döviz arzı artmadığı için kurlar da yükseliyor. Yakın zaman kadar kamu bankaları üzerinden yaptıkları dolar satışlarının da sonuna gelindi sanırım, çünkü satacak dolar kalmadı. Merkez Bankasının rezervlerinin durumu ortada. Nereden bulup satacaklar? Dolar basamayacağımıza göre arzı artırma imkânımız yok. Ancak döviz kazandırıcı faaliyetler ile döviz girişi olabilir ama o da yok. İhracat ilk yedi ayda geçen senenin %15 altında, ithalat çok daha yavaş azalıyor. Dış ticaret açığı büyüyor. Yabancı yatırımcılar kendilerine “sunulan” fırsatı kullanıp ülkeyi terk ediyor.

Özet olarak: Kura olması gereken oluyor. Olması gereken seviyelerin altında tutmak için gereksiz yere rezervleri heba ettiler. Artık TL’yi “savunacak” enstrümanları da kalmadı. Cephanenin bittiği bir dönemde “savunma” yapamazsınız, sadece mağlubiyet bayrağını çekersiniz. Bu da gösteriyor ki ülkenin ekonomik gerçekliğinin ortaya çıkardığı durumu manipüle etmek sürdürülebilir bir strateji değilmiş. Biliyorsunuz gerçeğin er ya da geç gün yüzüne çıkma gibi bir özelliği vardır. Kurlarda da gerçeklik algı yaratma operasyonunu yeniyor diyebiliriz.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız