birgün

15° AÇIK

GÜNCEL 26.11.2021 07:50
author

Emek bizim söz bizim

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) üç gün önce İstanbul Kadıköy İskelesi’nden başlattığı Beyaz Yürüyüş, Kocaeli ve Bursa’nın ardından bugün de Eskişehir’deki etkinliklerle devam ediyor. Yarın Ankara’da yapılacak Beyaz Forum’da hekimler bir araya gelecek; sorunlarını, çözüm önerilerini ve daha iyi bir sağlık ortamı için yapılması gerekenleri tartışacak.

Ülkede ekonomik sorunların derinleştiği, özgürlüklerin kısıtlandığı, hak ihlalleri ve adaletsizliğin yaygınlaştığı, tüm bunlardan sağlığın da nasibini aldığı, salgının bir türlü kontrol altına alınamadığı bir dönemde TTB’nin başlattığı bu yürüyüş ve hak arayışı değerlidir. Öne çıkan “emek bizim söz bizim” vurgusu, yaşadığımız dönemin ihtiyacını çok açık biçimde anlatıyor.


SAĞLIK HAKKI

TTB yıllardır yürüttüğü mücadelede, hekimlerin hakları ile halkın sağlık hakkını hep iç içe değerlendirdi. Sağlık hakkı için sayısız etkinlik yaptı. Bu eylem ve etkinliklerden bazıları dönüm noktası niteliğindedir. Ankara’da 23 Ekim 1988 tarihindeki Beyaz Yürüyüş’ü ve 13 Mart 2011 tarihindeki Çok Ses Tek Yürek Mitingi’ni özellikle hatırlamak gerekir.

Türkiye’nin yaşadığı kritik süreçlerde TTB’nin aldığı tutum hep evrensel hekimlik ilkelerine uygun olmuştur. Kimi zaman iktidarları rahatsız etmiş, tehdit edilmiş ve yargılanmıştır. Bu özellikleriyle sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada örnek gösterilen bir meslek örgütüdür.

Halkın sağlık hakkı için mücadele etmek sadece hekimlerin başarabileceği bir iş değildir. Bu nedenledir ki TTB, gerek sağlık örgütleri gerekse de diğer emek ve meslek örgütleri ile dayanışma içinde olmayı hep önemsemiş, buna uygun hareket etmiştir. Böylece Türkiye’deki emek ve demokrasi mücadelesinin önemli bir parçası haline gelmiştir.

Başlatılan Beyaz Yürüyüş’ün pek çok sağlık emek ve meslek örgütü tarafından destekleniyor olması bu açıdan anlamlıdır.

HEKİMLER NE İSTİYOR?

Sağlık çalışanlarının ve hizmet alan yurttaşların yaşadıkları çok sorun var. Hekimler; ücretlerindeki yetersizlik, adaletsizlik, güvencesizlik konusunda yıllardır anlattıkları sorunların artmasıyla çok daha sıkıntılı bir noktaya geldiler. “Artık geçinemiyoruz” diyorlar. Sağlıkta piyasalaşma süreci ile birlikte iş güvencesi de ortadan kalkıyor, değişik çalışma biçimleri dayatılıyor, emek sömürüsü artıyor. Ağır çalışma koşulları, uzun çalışma saatleri ve gittikçe artan iş yükü altından kalkılmaz ve kimi zaman yaşamlarını tehdit eden bir noktaya geliyor. Sağlık hizmeti verilen hemen her yerde önü alınamayan şiddet kanayan yara olmaya devam ediyor. Öldürülen hekimlerin isimleri akıllarda ve ne yazık ki bu haliyle işyerlerinde sağlık çalışanlarının can güvenliği yok.

Hekimler üzerindeki baskılar, güvenlik soruşturmaları ve işten atmalar tehdit olmaya devam ediyor. Mesleği değersizleştiren ve sık sık sağlık çalışanları ile yurttaşları karşı karşıya getiren uygulamalar ortaya çıkıyor. Hekimler hastalarına yeterli zaman ayıramıyorlar ve mesleklerini doğru biçimde uygulayamamanın sıkıntısını yaşıyorlar.

Mezuniyet öncesi ve sonrası tıp eğitiminde yaşanan sorunlar, sürekli artan tıp fakültesi sayıları, nitelik sorunları, artan kontenjanlar tüm uyarılara rağmen daha fazla sorun olmaya devam ediyor. Nitelikli tıp eğitimi olmadan nitelikli hekim ve sağlık hizmeti olamayacağı gerçeği karşımızda duruyor.

Tüm bunlar genç hekimlerin her geçen yıl daha fazla yurt dışına gitmelerine yol açıyor. İntörn doktorlar tıpta uzmanlık sınavı için uğraşmaktan, bunun için kurulan dershanelere on binlerce lira vermektense yurt dışına gitmenin çabası içine giriyorlar. Türkiye bozuk düzen nedeniyle yetiştirdiği hekimlerini kaybediyor.

Hekimler sorunlarını ve taleplerini tekrar anlatıyorlar. Benzer çabaları gösteren kurumlarımız da var. Ancak bu mücadelenin daha da büyümesi; emek ve meslek örgütlerinin, siyasi partilerin, derneklerin kendi alanlarında yürütecekleri çalışmalarla desteklenmesi önemli. Bunların farklı örgütlenme biçimleri, yeni ve yaratıcı fikirlerle zenginleştirilmesi gerekiyor. Türkiye’nin içine düştüğü durumdan kurtulabilmesi, emekçilerin haklarını alabildiği demokratik ve barış içinde bir ülke olabilmesi için örgütlü mücadeleye çok ihtiyacımız var.