birgün

8° KISA SÜRELİ HAFİF YOĞUNLUKLU YAĞMUR

KÜLTÜR SANAT 14.02.2020 04:00

Hikâyeniz yoksa adam değilsiniz!

Hikâyeniz yoksa adam değilsiniz!

Hikâyeniz yoksa bir hiçsiniz, ‘adam’ yerine koymazlar. Ya hiyerarşinin en dibine yerleştirilirsiniz ya da yok sayılırsınız. Doğa mesela; Ortaçağ ve Rönesans resminde ancak egemen anlatının dekoru olarak girebiliyordu çerçevenin içine. Doğanın kendi başına bir hikâyesi yoktur çünkü. Hikâyenin kahramanları dinsel, tarihsel ya da mitolojik kahramanlardır; iktidar temsillerinde doğa olsa olsa bir dekor olabiliyor ancak. Ve 17’nci yüzyılda genre resmi olarak manzara diye bir tür ortaya çıktığında, doğa resim sanatı hiyerarşisinin en altında yer bulabilmişti kendine. Ve hâlâ hikâyesi olmasa da şimdi bizim hikâyelerimizi alt üst ettiği için durmadan kendinden söz ettiriyor; felaket olarak. Yaşadığımız hayatların kalitesini doğa belirliyor ama biz hâlâ iktidarın anlattığı hikâyeyi dinliyoruz. İktidar, medyasında temsiller sahneliyor, izlemeye bayılıyoruz. Ve hayatlarımızı bu temsillerle uyumlu şekilde hikâyeleştirdikçe görünür olabiliyoruz, bir dekor olarak. Ama hâlâ doğa görünmüyor, göremiyoruz. Devletin park ve bahçelerindeki dekorlar doğa değildir. Doğa kurucu, yaratıcı olarak değil, ne yazık ki bir yıkım, bir felaket olarak yer bulabiliyor söz dağarcığımızda.

Rönesans insanı Alberti, “ressamın en büyük yapıtı istoria’dır diyordu. ‘Istoria’, resimdeki öykü, anlatı veya izleyiciye sunulan dinsel imgedir. Tarih anlamına da geliyor; ‘tarihsel resim’ olarak adlandırılan, iktidardaki konuyu işleyen resimler hiyerarşinin en tepesinde yer alıyordu. Sanatçı da olsanız, konu icat edemezsiniz, egemen anlatıya uymak zorundasınız. Bildik konuları, klişeleri, basma kalıp imgeleri ürettikçe temsillerde var olabilirsiniz ancak. Yeryüzünündeki hayat işlenmemiş hâliyle çok mu karmaşık, anlamsız mı geliyor size? Merak etmeyin, iktidar sizin için hayatı işleyip kurmaca hâline getiriyor: “Kurmacanın birliği var, biçimi var” (Aldous Huxley). Ancak iktidarın kurmacasına yerleştiğinizde biçim kazanıp var olur, ‘adam’dan sayılırsınız.

TARİH, ERİL İKTİDARIN HİKÂYESİ

‘Kim milyoner olmak ister?’ yarışmasını izliyorum. Katılanlar, dondurulmuş gıda reyonundan doğru gıdaları seçer gibi sorulan soruları yanıtlayabildikleri için değil de, hikâyeleştirdikleri yaşantılarıyla görünür olmak istiyorlar. Anlattıklarıysa, adamın hikâyesine tutunma, var olabilme çabaları: ‘his/story’. Tarih nedir ki? Erkeğin, eril iktidarın hikâyesi. Eril iktidarın kurmacasına uyduğunuz, bir dekor olabildiğiniz ölçüde varsınız. Kurmacayı bozduğunuzda sesiniz kesilir. Sabiha Gökçen’de yaşanan uçak kazasını CNN Türk’te yorumlayan pilot/eğitmen Bahadır Altan’ın sesi, iktidarın temsiline uymadığı, kurmacasını bozduğu için kesilmiş, tarihten dışlanmıştır. İktidar kendi tarihine dekorlar arıyor. Çalıştığı Pegasus şirketinin Altan’ı işten çıkarmasının nedeni, şirket ‘tarihine’ zarar vermesidir. Şirketlerle ilişkimiz, olsa olsa bir dekor ilişkisidir; temsilini dekor olarak güçlendiriyorsanız varsınız. Aksi takdirde ‘yollarımızı ayırıyoruz’ diyebilirler.

DİLİMİZ KURMACADA TUTSAK

Yollarımız çoktan ayrılmalıydı. Geç bile kaldık. Bizim yolumuz, tarihi olmayanların, “istoria”dan kovulmuşların yoludur. Henüz anlatılmadı. Anlatılsaydı, iktidar kurmacasına çoktan dâhil olmuştuk. Çünkü dilimiz kurmacasının içinde tutsak. Yaşadıklarımızı, çektiğimiz onca acıyı, zorbalığı, eziyeti dillendirdiğimizde kurmacanın kavramlarıyla konuşuyoruz hâlâ. Oysa Darwin’in dediği gibi doğa, “en köklü kavramları alt üst edebiliyor.” Demek ki, kurmacaları alt üst eden doğa, bizim kavramlarımıza dokunamıyor. Anlattıkça kurmacayı yeniden inşa ediyoruz, yerleşiğiz çünkü. Ve doğayı yıkıcı bir kuvvet, kaos olarak tanımladığımızda iktidarın diliyle konuşuyoruz. Doğanın yıkmak gibi bir derdi yok; yürüyor sadece. Yürüyüdükçe, yerleşik dekorlar kudretine dayanamıyor. Doğanın ve doğanın devinimleriyle dans eden göçebelerin tarihi yoktur, ‘tarih’ten dışlanmışlardır çünkü. İktidar, kurmacasına uymayanları adam yerine koymuyor. Adam dediği, temsiline yerleştirdiği dekorlardır. Kurmacasına yerleştiğinizde Adam’ın dibisiniz; yaşarken ölü bir dekor ya da öldükten sonra anlatısını güçlendiren bir malzeme olarak. Adam olmayanların hikâyesi, kurmacanın dekorları arasında değil, doğanın göçebe yollarında yaşanıyor. Anlatılmadı, anlatacak dili henüz bulamadık.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız