birgün

13° PARÇALI BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 15.10.2021 08:19

Kalbur zaman içinde

Mekân biriktirir. İnsanı, ilişkilerini, eylemlerini, nesnelerini, anılarını biriktirir. Mekân, akıp gitmekte olan ve hızla evvel zamanlara dönüşen zamansal, gelip geçici varlığın zaman içindeki olup bitmiş hâllerini biriktirir. Kimi mekânlar masallar gibidir; “evvel zaman içinde, kalbur saman içinde” diye başlarlar söze ve insanlara, hayvanlara, bitkilere, eşyalara dair öyküler anlatırlar; zamanın kalburundan akıp gitmekte olan ânları, bünyelerinde sıkıştırılmış olarak saklayan hafızalar. Zaman kalbursa şayet, mekân petektir. Bachelard, Mekânın Poetikası’nda mekân için, “peteklerinin binlerce gözünde, zamanı sıkıştırılmış olarak tutar. Mekân buna yarar” diye yazmıştır ve insanın kendini zaman içinde değil, ancak istikrar bulduğu mekânlarda tanıdığını ya da tanıdığını sandığını söylemiştir.

Zaman hercai, mekân muhafazakârdır. Zamanın hercailiği karşısında varlık istikrar arar ve aradığını mekânda bulur; mekânını üretirken kendini de üretir; mekânda birikir. Muhafaza ve hafıza; her ikisi de Arapça korudu, sakladı anlamına gelen hafaza sözcüğünden türemiş. Varlıkların kişisel, toplumsal, kültürel birikimlerini muhafaza eden hafıza mekânlarının izini süren ve sanatçıları bu tür mekânlarla buluşturarak üretim yapmalarını teşvik eden üretim ve sergileme platformu Mahal Aura’nın, İzmir’deki Galeri A’da gerçekleştirdiği sergiden söz etmek istiyorum bu hafta. Mahal Aura’nın Kültür için Alan tarafından desteklenen projesi için bir araya gelen dokuz sanatçının, on gün süreyle yerleştikleri hafıza mekânlarındaki üretimlerinin sergilendiği bir etkinlik. Her sanat yapıtı aynı zamanda bir mikro mekândır; sanatçının kendini ürettiği ve izleyicinin geçici olarak yerleşeceği bir duyumsama mekânı. Farklı malzemelerle çalışan sanatçıların yapıtları, zamansal varlığın mekân ile kurduğu çok boyutlu ilişkileri anlatıyor. Her sanat yapıtı, bireysel, toplumsal, evrensel çizgilerle biçimlenmiş, çözülmeyi bekleyen labirenttir; mekânlar da öyle.

***

Mekânlardan biri, merhum bir mimarın, ailesi tarafından özenle korunmuş İzmir Güzelyalı’daki atölyesi; diğeri, Manisa’nın Kavaklıdere kasabasındaki, ileri yaşına rağmen hâlâ üretmeye devam eden bir marangoz ustasının atölyesi. Mimarın atölyesi, kurucusunun kişisel yönelimleri ile kentsel akışların kesiştiği bir noktadır. Atölye, boyadığı resimlerin, yonttuğu heykellerin yanı sıra, çok çeşitli malzemelerden nesneler üretmeye yarayan, yine kendisinin ürettiği mekanik aletleri barındırır. Kendisinin ürettiği duvardaki ahşap sarkaçlı saat, atölyesinin zamanını gösterir. Marangoz ustasının atölyesi ise kırsal bir bağlama yerleşmiş; ustanın kişisel yönelimlerini ve atölyesini doğanın döngüsel zamanı biçimlendirmiştir. Atölyenin malzemesi ağaçtır; eşyalar, oyuncaklar, müzik aletleri, bağlamalar üretilir. Ağacın içine işlemiş doğanın döngüsel hareketi ve belleği her yere sinmiştir. Her iki mekân da, kurucularının üretirken kendilerini de ürettikleri ve kendilerini biriktirdikleri hafıza mekânlarıdır.

***

Faulkner’ın dediği gibi, “Geçmiş asla ölmüş değildir, geçmiş geçmiş bile değildir”. Fakat moderniteyle birlikte bütünsellik parçalanmış ve modern birey artık geçmişten geriye kalan parçalarla baş etmek zorundadır. Sergide; Tamer Ersoy’un, parçanın bütünü değiştirebileceğini gösteren mekânsal yerleştirmesi; Volkan İncüvez’in, buluntu parçalarla ürettiği enstrümanı; Hanife Buğurcu’nun, ahşabın mekâna göre nasıl farklı bir ifade aracına dönüşeceğini gösteren işleri; Berna Dolmacı’nın, farklılıklarına rağmen mekânları ve kişilikleri renk üzerinden birleştiren resimleri; Adem Toprak’ın, doğal olan ile yapay olanın sürekliliğini vurgulayan dairesel formları; Zekiye Buğurcu’nun, izleyiciyi dikizci konumuna yerleştirerek iç ile dış arasındaki gerilimi yansıttığı kutuları; tüm olup bitenleri kaydeden ve kendisinin de mekân tarafından kaydedildiğinin farkında olan İlyas Hayta’nın videoları yer alıyor.

Mahal Aura’nın sergisi, mekânlarda birikmiş ritim ve seslerle kendi ses mekânlarını üreten müzisyenler Tayfun Bilgin, Volkan İncüvez ve Kemal Begtaş’ın, 23 Ekim saat 19.30’da İzmir Aziz Vukolos Kilisesi’nde verecekleri bir konserle sona erecek. Son söz: “Bizden önemli sonuçları gizleyen artık zamandan çok mekândır” (J. Berger).

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol