birgün

14° PARÇALI BULUTLU

SPOR 08.09.2021 08:09

Kara Örümcek

“Yuri Gagarin’i uzayda uçarken izlemekten daha iyi bir his varsa, o da iyi bir penaltı kurtarmaktır.”

‘Kara Örümcek’ olarak bilinirmiş Dinamo Moskova’nın kalesini koruduğu yıllarda, bazılarına göre de ‘Kara Panter’. Televizyon kanallarında ilk kez yayınlanan 1958 Dünya Kupası’nda, baştan aşağıya simsiyah giysileri içindeki 1.90’lık ürkütücü görüntüsü ilham olmuş lakabına. O yıllara yetişmiş olanlar günümüz kalecilerinin atası, modern kaleciliğin yaratıcısı derler onun için. Kaleciliğin çizgi üzerinde, üç direk arasında sessizce kaderini beklemek olduğu siyah beyaz zamanlarda, önünde oynayan defans oyuncularına sürekli talimatlar yağdırır, gerektiğinde kalesini terk edip savunmacı rolünü üstlenir, pervasızca tekmelerin önüne atlar, yan topları sert yumrukları ile savuştururmuş. Maç esnasında önünde oynayan defans oyuncularına o kadar çok bağırırmış ki, karısı bile bu durumdan pek rahatsız olurmuş!

Günümüz futbolunda yan toplardan bunalan kalecilerin sıklıkla başvurduğu ‘yumruklama tekniği’nin mucidinin o olduğu biliniyor. Ceza sahası dışına çıkarak topa müdahale eden ilk kaleci olması nedeniyle de İtalyan futbolcu Sandro Mazzola’nın takdirine şayan olmuş. “Bu adam benden daha iyi topa vuruyor!” demiş İtalyan forvet. Bu kadarla kalsa iyi! Futbol tarihinin en çok penaltı kurtaran kalecisi olarak tarihe geçmiş. Kariyeri boyunca 150’den fazla penaltı kurtaran kalecinin bu rekoruna günümüzde hiçbir kaleci yaklaşmamış bile.

Milli maç arasını fırsat bilip yâd edelim kariyeri boyunca tek takımın kalesini korumuş, 1954’ten 1970’e kadar Sovyetler Birliği Milli Takımı kalesinde harikalar yaratmış, kaleciliğin çizgi üzerinde bekleyip şut çıkarmak olduğu zamanlarda farklılığı ile çığır açmış dev kaleciyi…

Takvim yaprakları 22 Ekim 1929’u gösterirken Moskova’da işçi bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmiş. Şehrin derme çatma bir dairesinde yoksulluk içinde geçen çocukluk yılları, Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya Savaşı’na katılmasıyla daha da zor hal almış. Akranlarının oyuncaklarla haşır neşir olduğu zamanlarda, o daha 12 yaşında, savaş malzemesi üreten askeri bir fabrikada çalışırken, aynı zamanda fabrika takımının kalesini korumaya başlamış. Kısa süre sonra Dinamo Moskova’nın genç takımına yükselmiş. 1950 senesinde ‘A’ takımla çıktığı bir dostluk maçında rakip takım kalecisinin kendi ceza sahasından vurduğu top kalesinde gol olunca kariyerinin en büyük şokunu yaşamış. O sezon sadece iki maçta kaleyi koruma fırsatı bulmuş. O hatalı gol yüzünden yedek kulübesine mahkûm kalırken, kaybolan özgüvenini Dinamo Moskova’nın buz hokeyi takımının kalesini koruyarak kazanmaya çalışmış. 1953’te buz hokeyi takımında yaşadığı Sovyetler Birliği Kupası şampiyonluğu, yeteneklerine olan inancını artırmış ve yeniden kulübün futbol takımının kalesini devralmış. 1950-1970 arasında Dinamo Moskova’nın kalesinde 326 maçta görev alırken, 1954 senesinde Sovyetler Birliği Milli Takımına seçilmiş. 1956’da düzenlenen Melbourne Olimpiyatlarında Sovyetler Birliği’nin kalesinde sadece iki gol görerek yıldızlaşmış…

Ama onun kaderini değiştiren 1958 Dünya Kupası… İsveç’te düzenlenen Dünya Kupasında son sekiz takım arasına kalan Sovyetler Birliği’nin en göze batan oyuncusuymuş. Turnuvayı kazanan Brezilya ve dönemin önemli takımı İngiltere’nin bulunduğu grupta Güney Amerika takımına karşı oynadığı maçta yediği iki gole rağmen farkı önleyerek yıldızlaşmış. İngiltere ile oynanan ve golsüz biten maçtan sonra gruplardan çıkan takım bir üst turda ev sahibine yenilerek turnuvaya veda etse de, o turnuvanın en iyileri arasında yer alıyormuş.

1962 ve 1966 Dünya Kupalarında artık futbolseverin aşina olduğu, kalecilik sanatına merak salan gençlerin örnek aldıkları bir sporcuymuş. Ancak 1962 Dünya Kupası onun adına pek iyi geçmemiş. İlk maçında Yugoslavya‘ya karşı kalesinde gol görmezken, grubun ikinci maçında Kolombiyalı futbolcu Marcos Coll’un kornerden attığı gol her iyi kaleci gibi onun da hata yapabileceğini göstermiş. Eh, neticede insan! O maçtan sonra Sovyetler Birliği gruptan lider olarak çıkıp çeyrek finale yükselse de üst turda Şili karşısında fena dağılmışlar. Güney Amerika takımı karşısında oynanan maçta hatalı iki gol yemiş. O maçta ikinci golü atan Eladio Rojas, golünden sonra sevineceği yerde rakip kaleye giderek kaleciye sarılmış. Muhtemel o bile inanmamış efsaneye gol atabileceğine! 4-4 biten maç sonrası Fransız gazetesi L’Equipe, manşetinde dev kalecinin kariyerinin sonuna yaklaştığını yazıyormuş. Ancak Fransızlar fena yanılmış. 1963 senesinde “Avrupa’da yılın futbolcusu” seçilirken, 1966 Dünya Kupasında takımını tarihte ilk kez yarı finale taşımış…

Yirmi senelik kariyerinde Dinamo Moskova‘yla 5 lig şampiyonluğu, 3 Sovyet Kupası ve 1 Avrupa Kupası şampiyonluğu yaşayan, kariyerinde 270 maçta kalesinde gol görmemiş müthiş kaleci, futbola 1971 senesinde 100 bin kişinin önünde düzenlenen jübile maçıyla, milli takım formasını 75. kez giyerek veda etti. O gün sahada Pele, Eusebio, Beckenbauer, Boby Charlton ve Gerd Müller’in yer almış olması ona duyulan saygının göstergesi. Onun futbol oynadığı zamanlarda, kalecilerin kaptan olmasına pek sıcak bakılmazmış, o yüzden kaptanlık bandını fazla takma şansı bulamamış. Günümüzde olsa farklı olurdu sanırım…

1986 yılında tromboflebit nedeniyle bir bacağı kesilen dev kaleci, 1990 Ekim’inde 61 yaşında mide kanseri nedeniyle aramızdan ayrıldı. Rusya’da devlet töreni ile toprağa verilen Lev Yashin International Federation of Football History & Statistics (IFFHS) tarafından 20. yüzyılın en iyi kalecisi seçilmiştir. 1963 senesinde kazandığı ‘European Footballer of the Year’ (Avrupa’nın en iyi futbolcusu) ödülünü ondan başka hiçbir kalecinin kazanamadığını hatırlatalım. Ona yetişmiş olanlar, futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi kalecisi olduğunu söylerler. Günümüzde Dinamo Stadı’nın girişindeki bronzdan yapılmış heykeli o futbol mabedinin ziyaretçilerini karşılar. Four Four Two dergisinin, yakın geçmişte yayımladığı makalede, kaleciliğinin sırrını soranlara verdiği cevap o unutulmaz sporcuyu anlatır: “Bir kaleci yediği golden sonra büyük üzüntü duymalı, kendisine işkence ediliyormuşçasına acı çekmeli. Eğer yediği golden sonra sakin kalıyorsa bu onun sonu demektir. Geçmişinde ne yaptığının hiç önemi kalmaz, zira böyle adamların geleceği yok demektir!”