birgün

17° PARÇALI AZ BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 10.04.2020 04:00

Koleksiyon nesnesi olarak özne

Yolculuk, evin güvenli ortamı terk edildiğinde başlar; yeryüzü tehlikelerle dolu. Dağlar aşılır, engin denizlerden geçilir, canavarlar öldürülür ve kişi, evine döndüğünde bir kahramandır. Kahramanın yolculuğunu yaşamak için evinizi terk etmenize gerek yok; canavar kapınıza dayandı; üstelik her kılığa girebiliyor. En evcil nesnelerin bile yabanileştiği, varlığımızı tehdit eden canavarlara dönüştüğü tuhaf zamanlar yaşıyoruz. Nesneler, tükettikçe kendini var eden öznenin varoluş dayanakları. Her şey öznenin etrafında dönüyor. Özne, kozmokratördür, yani evren yaratıcı. Kozmozunu, yeryüzünü nesneleştirdikçe, nesnelere simgesel anlamlar yükledikçe yaratıyor: “Eşyalar, davranışların düzenli bir şekilde ve sırasıyla yinelenmesini sağlayacak şekilde belli bir eksen etrafına yerleştirilmiş olup ailenin ev içindeki simgesel varlığını anımsatmaya çalışır gibidirler” (Baudrillard, Nesneler Sistemi, BÜY). Kolaj ve brikolaj yöntemleriyle nesnelerin yer ve işlevlerini değiştirip, aralarında daha önce mevcut olmayan ilişkiler icat etse de öznenin evrenindeki simgesel varlığı değişmiyordu. Nesneleri kendi amacına uygun olarak biçime sokma çabası, evcil ortamda sıradan gündelik bir faaliyet olarak gerçekleşirken, birden işler değişti. Boyun eğdirilmiş sıradan nesnelerin, artık yabanileştiği görülüyor. Ev, öznenin sığındığı kozmoz. Yabani nesneleri kozmozuna dâhil etmeden önce, evin eşiğinde evcilleştirme ritüelleri gerçekleştirmesi gerek. Yeryüzünün tahakküm altına almayı başaramadığımız işleyişi, nesneleri aracılığıyla öznenin giderek küçülen son sığınağını da tehdit ediyor.

Babil’in duvarlarını, dalga dalga yayılan Dicle ve Fırat’ın taşkın suları yıkmıştı. Şimdi virüs formunda dalga dalga yayılan yeryüzünün kaotik suları öznenin duvarlarına çarpıyor. Özne artık rahat değil; en tanıdık nesnelerin bile, Freud’un tabiriyle “tanıdık yabancı”ya dönüştüğü bir sürecin içindeyiz. Tanıdık yabancılar, tanıdığımız ama bastırdıklarımızdır. Birden karşımıza çıktıklarında tekinsiz deneyimler yaşıyorduk. Şimdi en tanıdık olanlar bile bize tekinsiz görünüyor. Kapımızda teslim aldığımız tüketim nesnelerine giydirilmiş parlak, göz alıcı ambalajların bizi yanıltmaya yönelik maskeler olduğunu fark ettik. Ama aldanmıyoruz artık. Erotik bir cazibeye bürünmüş nesnelerin bizi ele geçirmeye, kozmozumuzu yıkmaya yönelik tuzaklar olduğunu düşünüyoruz. Dışarıdan gelen her nesne bastırılmış olanın, yani doğanın yüzeye çıkmış tekinsiz bir formudur. Nesnelere baktığımızda hayaletler görüyoruz; doğanın hayaletini. Nesneler bizim kâbusumuz oldu.

Koleksiyonculardık. Nesneleri bağlamlarından çıkarıp, “hem kullanım değerinden hem de geleneğin onlara yüklediği etik-toplumsal anlamdan yoksun” bırakırdık (Agamben, İçeriksiz Adam, Monokl). Şimdi nesnelerdir, özneleri bağlamlarından çıkarıp toplumsal anlamlarından yoksun bırakan. Walter Benjamin’in alıntılar için söylediği nesneler için de geçerli: “Eserlerimdeki alıntılar, yolda pusuya yatmış, yoldan geçene saldırıp onu kanılarının yükünden kurtaran silahlı soyguncular gibidir”. Koleksiyoncu ve alıntılayan; her ikisi de geleneğin içinde anlam kazanmış parçaları bağlamlarından koparıp, ait oldukları geleneğe karşı yıkıcı bir kuvvet olarak kullanır. Nesneler, kibirli özneyi sadece kanılarının yükünden değil, basma kalıp düşünceleriyle ördüğü anlam ağlarından, toplumsal bağlarından da kurtardı ve bir koleksiyon nesnesi olarak ev denilen steril kutuların içine kapattı.

Hakikat-sonrasının öznesi, kapı eşiğinde karşılaştığı hakikat ile tekinsiz deneyimler yaşarken, kullanım değerinden, geleneğin yüklediği toplumsal anlamdan yoksun kalmıştır. Mutlak bir denge durumu olarak tahayyül ettiği kozmozun, aslında denge ile denge bozumu arasındaki bitimsiz bir geçiş olduğunu, yaşamanın ip cambazlığı gerektirdiğini duyumsuyor. Tahakküm altında boyun eğdirilmiş ve iktidarların elinde olmadık biçimlere sokulmuş organik maddenin özel bir biçimi insan, kendini doğanın işleyişine göre biçimlendirmek zorunda kalmıştır. İçkin aklıyla kendi kendini biçimlendiren madde, kardeşleri kültür ürünlerini de esaretten kurtarabilir. Nesneler, maddenin tekinsizliğini insana da bulaştırıyor.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız