Kriz mi, darboğaz mı?
SERKAN ÖNGEL SERKAN ÖNGEL

Türkiye ekonomik açıdan zor bir dönemeçten geçiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Şimdi ihya dönemini yaşıyoruz. Kriz filan sakın ha bunlara aldırmayın, bunların hepsi manipülasyondur. Bizde kriz filan yok. Evelallah güçlenerek geleceğe yürüyoruz. Daha da güçleneceğiz” dedi. Erdoğan’ın bu sözleri sonrasında “kriz var” diyebilmek belli kesimler için gerçekten zor (Bakın ben de bu sözü söylemekten imtina ediyorum. Ne olur ne olmaz!). Özellikle iş dünyasında “kısa çalışma” beklentisi içinde olan işverenler açısından iş çıkmaza girmiş durumda.



Peki nedir bu kısa çalışma? Tanımı şöyle: “Genel ekonomik, sektörel, bölgesel kriz veya zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerinin geçici olarak en az üçte bir oranında azaltılması veya süreklilik koşulu aranmaksızın işyerinde faaliyetin tamamen veya kısmen en az dört hafta süreyle durdurulması hallerinde, işyerinde üç ayı aşmamak üzere (Bakanlar Kurulu kararı ile 6 aya kadar uzatılabilir.) sigortalılara çalışamadıkları dönem için gelir desteği sağlayan bir uygulamadır.”

Yani kısa çalışma uygulamasına geçilmesi krizin kabul edilmesi anlamına geliyor.

Nitekim Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Özdebir, Sözcü’den Erdoğan Süzer’in haberine göre, gazetecilere açıklamalarda bulunmuş. “Kriz” demeyelim, bunun yerine “ekonomik darboğaz” diyelim diye öneriyor. Ancak işverenlere bir dönem için işçilerin ücretlerini ödememeleri fırsatı veren, işçilerin bu süreçte “sanki işsiz kalmış gibi” işsizlik ödemelerinden, o da eğer bu haktan faydalanma şartlarını taşıyorlarsa, yararlandıkları kısa çalışma uygulaması için kriz koşullarında olmak şart. Bu sürelerin ödemelerinin işçilerin işsizlik ödeneği süresinden mahsup edildiğini de ayrıca not edelim.

Özdebir, firmaların işçilerin ücretlerini ödeyemez haline geldiğini söylemiş. “İnsan acaba bu da mı bir manipülasyon?” diye sormadan edemiyor. Cumhurbaşkanımız çok net konuştu çünkü. Cumhurbaşkanımız yalan söylemeyeceğine göre, bu işte bir bit yeniği olsa gerek.

Erdoğan’ın açıklamalarına rağmen “kısa çalışmanın derhal çıkması lazım” diyor Özdebir: “Zora giren firmaların ödeyemediği işçi maaşının yarısını işveren, kalan yarısını da 6 ay süreyle İşsizlik Fonu ödesin istiyoruz. Bu sistem 2008 krizi sonrasında uygulandı. Sistemin mevzuatı hazır ama karar alınması lazım. Ben bugün o işçileri işten çıkarsam hepsine Fon’dan zaten işsizlik maaşı verilecek. İnsanlar işsiz kalacağı gibi bu işin Fon’a bir maliyeti olacak. Onun yerine insanlar işinde kalsın, çalışılan sürenin maaşını patron, işçinin izinde olduğu dönemin maaşını da Fon ödesin. Bu düzenlemenin 6 aylık bir dönem için hayata geçirilmesi gerektiğini ilgili bakanlara ilettik.”

Yani beklenti, işçinin ücretini ödememek için kriz kararı alınması. Ama ben sermayenin bu krizin (ekonomik kriz değil tabii ki) bir şekilde üstesinden geleceğine (tabii en yüksek makam ile birlikte) inanıyorum. Bu sorun bir kararname ile çözülür. İlgili mevzuatta “Kriz” yerine “Darboğaz” yazsın, “kriz” değil ama “darboğazdayız” densin, olsun bitsin.

Bu arada 2008 krizi sonrasında (yani 2009 yılında) kısa çalışma ödeneği aktif bir şekilde uygulandı. Haziran 2009’da bu haktan faydalanan işçi sayısı 82 bini buldu. “Neymiş faydalandığı hak diye sorabilirsiniz. Yararlandıkları hak “işten atılmama hakkı”, gelirlerinin ve işsizlik ödeneğindeki haklarının azalması hakkı. Böyle hak mı olur? Elbette olmaz.

Günlük kısa çalışma ödeneği tanımı şöyle: “Sigortalının son on iki aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde 60’ıdır. Bu şekilde hesaplanan kısa çalışma ödeneği miktarı, aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde 150’sini geçemez. İşçinin Kısa Çalışma Ödeneğinden Yararlanabilmesi İçin; …İşçinin kısa çalışmanın başladığı tarihte, 4447 sayılı Kanun’un 50’inci maddesine göre çalışma süreleri ve işsizlik sigortası primi ödeme gün sayısı bakımından işsizlik ödeneğine hak kazanmış olması”…gerekir.

Yani işçi tam ücretini alamaz. İşsizlik ödeneği hakkı olmayan, gelirsiz kalır. Bu sürede işveren beklemeye geçer. İşçiye ödemesi gereken ücreti biriktirebilir. Kıdem tazminatı yükünü hafifletebilir (işsizlik ödeneğinden faydalanan işverenlerin, yüksek ücretli işçilerin kıdem tazminatlarını ödediği, işçinin rızası ile -borçlarını ödeyemeyen işçi bunu tercih edebiliyor çünkü- işten ayrıldığı örnekler var).

Kısa çalışma 2009 yılının haziran ayında 82 bin kişiyi buldu. Krizdeki işyerlerinde kısa çalışma ödeneğiyle işçi ücretleri işsizlik fonundan ödendi. Yüz binlerce işçi de işten atıldı. Aynı yıl 500 sanayi firmasının yüzde 82,4’ü kâr açıkladı. Yine ilk büyük 500 firma kârını yüzde 10, ikinci büyük 500 firma ise kârını yüzde 30 oranında arttırdı.

Peki bu kârlar işçilere dağıtıldı mı? Zor günlerinin bedeli işçiye iade edildi mi? Hayır! İşsizlik fonuna iade edildi mi? Hayır!
Ancak 2009 yılı işsizlik fonu için dönüm noktası oldu. Fon işsizlerin pek çoğuna değmedi bile. Ama Hazine’ye gelir, işverenlere destek ve teşvik olarak aktı. Konuya ilişkin Birleşik Metal-İş Sendikası Sınıf Araştırmaları Merkezi işsizlik fonu raporuna bakmanızı tavsiye ederim. http://www.birlesikmetalis.org/index.php/tr/guncel/basin-aciklamasi/880-dokuz-baslikta-issizlik-sigortasi-fonu-nasil-talan-edildi)