birgün

23° PARÇALI BULUTLU

author

Metin Lokumcu Davası bize ne söylüyor?

YAŞAM 13.01.2022 07:11
Abone Ol google-news

6 ve 7 Ocak’ta kimyasal içerikli gaz saldırısıyla Metin Lokumcu’nun ölümüne sebep olan polislerin yargılandığı duruşmaya katılmak için Trabzon’daydım. Metin Lokumcu ülkesini, toprağı, doğayı rant odaklı sermayeye karşı savunuyordu. Bir hak savunucusuydu. Kendisi için değil hepimizin geleceği için oradaydı. Doğayla savaşanlara, doğal olanı yok edenlere söyleyecek sözü vardı. Başbakanın Hopa’da yapacağı miting öncesi sağlığımızı, toprağın verimini, nefes ve yaşam hakkımızı tehdit eden Hes’lere karşı farkındalık yaratmak için yapılacak basın açıklamasına katılmak için bölge halkıyla birlikte meydandaydı. Doğa talanına, hak ihlallerine karşı mesajları sözcüklerinde, sloganlarındaydı. Onlar şiddet karşıtıydı, silahsızlardı ama silahlı polislerce doğrudan hedef alınarak ablukaya alındılar, orantısız şiddet karşısında cesurca direnmeyi seçtiler. Metin Lokumcu’nun can kaybını önlemek için canı pahasına dil döktüğü, yapıcı tavrıyla yatıştırıcı rol üstlendiği kamera kayıtlarıyla sabit. Aynı kamera kayıtlarında onu kurtarabilecek olan ambulansı ve sağlıkçıları kimyasal gaza boğan müdahale de yer alıyor.

Metin Lokumcu davası 10 yıllık bekleyişin ardından bilinçli bir kararla katılımı sınırlamak üzere eylem yasağıyla birlikte nihayet Trabzon Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlamıştı. Avukatların mesleki sorumluluk bilinciyle özverili ve titiz çalışması sonucu önemli bir kazanım sağlandı ve dava en başta olması gerektiği gibi Ağır Ceza Mahkemesi’ne alındı. Yine önemli bir gelişme olarak sanıkların bizzat mahkeme salonunda bulunarak sorgulanmalarına karar verildi. Sanıkların sorgulandığı bu duruşmada yaşananlar dönemin ruhunu yansıtıyordu. Sanıkların adil yargılanma hakkı gereği elbette avukatları olur, elbette savunma haktır. Ancak kendi dayattığı yaşam biçimini benimsemeyenleri hedef göstererek taraflar yaratan iktidarın sözcülüğüne soyunmuş sanık avukatlarından bazıları savunmanın ötesinde bir taraftarlık bilinciyle sorguya müdahale ediyor, hatta sanıkların bir daha duruşmaya katılmamasını sağlamak için ilerleyen duruşmalarda yeni soru sorulması halinde yanıt vermeyerek mahkemeyi oyalama tehdidinde bulunmaktan bile çekinmiyorlardı.

Kendisine soru yönelten avukatlara kafa tutan, küstah tavırlarla “cevap dosyada yazılı bakarsınız” diyebilen sanık polislerin uyguladıkları şiddeti kamu hizmeti olarak içselleştirdiğini, sorgulanışlarına sinirlendiklerini, birinin ölümüne neden olmaktan üzüntü duymak yerine müdahaleyi özgüvenle sahiplendiklerini gördük. 13 sanıktan 9’unun sorgulanması tamamlandığında mahkeme salonunda kolektif hafıza kaybına tanık olduk. Tesadüf bu ya, sanıkların tümü aynı şeyleri hatırlıyor ve aynı şeyleri hatırlamıyorlardı. Müdahale anında bulunduğu yeri, mesafeyi, emri aldığı kişiyi, zimmetindeki gaz kapsülü sayısını, müdahale sonunda kayıtla teslim etmesi gereken malzemeyi kime teslim ettiğini hatırlamayan sanıklar ilk kez duyduklarını iddia ettikleri Metin Lokumcu’nun adının ambulanstan anons edildiğini çok net hatırladılar.

Sanıkların ifadelerindeki çelişkileri gidermek üzere görüntülerin ilerleyen duruşmalarda yeniden izlenmesi ve ek sorular oluşması ihtiyacıyla sanıkların gelecek celselerde dehazır bulunması talep edildi. Bu talep bazı sanık avukatlarından da gelmiş olmasına rağmen avukatlardan birinin “Sanıklara ne sorulacaksa şimdi sorulsun kimse bize aba altından sopa göstermesin. Yanıtlamaz, oyalarız.” diyerek adil sorgu sürecine gölge düşürmesine, tarafsızlık ilkesini yok saymadına tanık olduk. Polisin orantısız güç kullanmadığı ama Metin Lokumcu’nun orantısız efor harcadığı, kendini iyi niyetle aracılık etmek için bile olsa bile isteye yorduğu söylendi. Utanmasalar ‘kendi kendini öldürdü’ diyeceklerdi. Kulağımda Sivas Katliamı’nda yitirdiklerimiz için bazılarının büyük rahatlıkla söylediği “onlar yanmadılar ki boğuldular, pencereyi açsalardı ölmezlerdi” cümleleri yankılandı. Bazı şeyler hiç değişmiyor!

Emir verenlerin sorgulanmadığı, kameralarda açık müdahalesi olanların kimlik tespitinin yapılmadığı, mahkemeye getirilmediği bir davayla daha karşı karşıyayız. Bu da değişmeyenlerden!

Sorgu sonunda müdahale emrini Kaymakam’ın verdiği, sosyal medyaya yansıyan ve polislere hedef tanımlayan, kişiye zimmetli silahı alıp ateş açan sivil giyimli kişinin “başbakanlık özel koruma” mensubu olduğu açığa çıktı. En çarpıcı olansa mitingden günler öncesinde fakslanmış gözaltına alınacaklar listesiydi. Bu delillerin bizi nereye götüreceğini ilerleyen celselerde göreceğiz.

Mahkemeye getirilen bir avuç sanık elbette emir almış olsa da sorumluluk sahibidir. Ancak o gün küçük bir sahil kasabasına hiç sebep yokken 7 ilden sayısız güvenlik görevlisi sevk eden, bu 7 ilin gaz stokunu bitirecek orantısız saldırıyı günler öncesinden planlayan, Türkiye'nin de taraf olduğu sözleşme uyarınca yasaklı gazlar listesinde olan öldürücü kimyasal C10 gazının kullanımını onaylayanların mutlaka yargı önüne çıkmasını bekliyoruz.

Ulaş Lokumcu tüm yaşananlara rağmen babasının adı gibi metin, kendisi gibi vicdanlı ve adaletliydi. “Kim suçluysa o yargılansın isterim. Çünkü beni böyle bir baba yetiştirdi” sözleri bu kötü güne dayanmak için ihtiyacımız olan tertemiz ve haklı, bir o kadar net çağrı oldu.

Metin Lokumcu davası göz göre göre gelen bir ölümün hesabının sorulacağı bir dava olarak emsal niteliğinde. Metin Lokumcu’nun ölümü 10 yıldır adaletsiz kalmasaydı 10 yıldır polis şiddetiyle nice insan canından olmayacaktı. Belki Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Ahmet Atakan, Medeni Yıldırım, Hasan Ferit Gedik, Uğur Kurt, Dilek Doğan, geçtiğimiz ay Kadıköy’de öldürülen Çetin Kaya hayatta olacaktı.

Bu dava bize en önce ifade özgürlüğünün ihlal edilmiş olması nedeniyle temel hak ve özgürlüklerin yeniden kazanılması için bir fırsat sunuyor. Doğayı, suyu, torağı korumak için direnme hakkının korunması, polis şiddetinin normalleştirilmesine karşı yaptırım sağlanması, yaşam hakkını tehdit eden silah ve kimyasal kullanımının yasaklanması, cezasızlığın güvenlik güçleri nezdinde güvence olmaktan çıkması ve can alanların cezalandırılması için Metin LokumcuDavası’nın takipçisi olmalıyız.

6 Ocak günü CHP, HDP, TİP milletvekilleri, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, birçok ilden baro başkanları ve sivil toplum örgütleri duruşmaya kalabalık katılım sağladı. Ancak ertesi gün milletvekillerinin ve başkanların yokluğunu fırsat bilen polisin adliyeye giriş ve duruşmaya katılımı engellemesi sonucu Lokumcu ailesi adına Ul

Lokumcu kamuoyuna bir kez daha davaya destek vermeleri için seslendi. Katılımı etkisizleştirmek için Trabzon’a kaçırılan bu davayı yalnız bırakmamak, baskı ve şiddet rejiminden kurtuluş için haklı ve meşru bir sorumluluk.

18 Şubat’ta yeniden Trabzon adliyesindeyiz. Siz de gelin.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun