Suça sürüklenen toplum
SELÇUK CANDANSAYAR SELÇUK CANDANSAYAR

SELÇUK CANDANSAYAR

Sıradan insanın “küçük” suçlarının görmezden gelinmesi adına iktidarın “büyük” suçlarına göz yummasıyla sürüyor düzen.

Geçen hafta Gemlik’te bir kafede şiddete maruz kalan “gazi” ve sonrasındaki gelişmeler Türkiye insanlarının nasıl bir tehdit, şantaj siyasetiyle insanlıktan çıkarıldıklarının da örneği oldu.

Kafede ayaklarını sandalyeye uzatan bir müşteri, çıkan tartışmada kafenin sahiplerince öldüresiye şiddete maruz bırakıldı. İlk savcılık soruşturmasında saldırganlar “yasa gereği” serbest bırakıldı. Şiddete uğrayan “gazi” çıkınca, sosyal medya ayaklandı. Saldırganlar, tekrar gözaltına alınıp aynı savcılık mahkeme kararıyla tutuklandılar. İlk duruşmada “baklavacılar” gibi serbest bırakılırlar, dava uzar gider, unutulur.

Bu haberin can alıcı yanı sonrası, devlet, kafeye geldi! Sosyal Güvenlik Kurumu, kafede işçilerin sigortasız çalıştırıldığını buldu! İlçe Tarım Müdürlüğü kafenin ruhsatsız olduğunu buldu! Çevre Sağlık Müdürlüğü, kapalı alanda sigara içilmesine göz yumulduğunu buldu! Belediye Zabıta Müdürlüğü kafenin Kıyı Kenar Kanununa muhalefet ettiğini buldu! Plaj bölümünü işgal eden şezlong ve şemsiyeleri topladı! Kafenin sözleşmesi Bursa Büyükşehir Belediyesi şirketi Burfaş tarafından askıya alındı ve sözleşmenin iptalini Belediye Meclisi yapana kadar da kafe kapatıldı!

Şiddete maruz kalan “gazi” çıkmasaydı ve sosyal medyada duyulmasaydı, suç örgütü işini yürütmeye devam edecekti. Suç örgütünden kastım kafe sahipleri değil. Onlar masum demiyorum ama zurnanın son deliği oldukları da açık değil mi?

Suç örgütü, kafenin yasa gereği uyması gereken hiçbir şartı yerine getirmemesine göz yumanlar. Kafenin sahipleri, yakınları, iş güvenceleri patronun iki dudağı arasında olan işçiler, yakınları, yasal görevleri olan denetimleri yapmayanlar, onların yakınları diye sayarsak yüzlerce kişi o belediye başkanına oy vermesinler de ne yapsınlar!

Hepsinin ekmek parası Belediye Başkanının iki dudağının arasında! Hepsini aç da bırakabilir, kimini boğaz tokluğuna da olsa yaşatabilir, kimine de bal börek verebilir. Aynı belediyeye aynı yerde yasal şartların tümünü yerine getirerek kafe açmak için başvuran, yasal şartlar dışında da ne bir komisyon, ne rüşvet ne de oy garantisi vermeyen birinin ruhsat alabileceğini söyleyebilir misiniz? Kafeleri denetlediğinde yasaya aykırı olanları cezalandıran, kapatan bir kamu görevlisinin belediyedeki, devletteki işinden olmayacağından emin olabileceğinin garantisini verebilir misiniz?

Liberal düşüncenin çekirdeğinde insanın kendi haline bırakıldığında ahlaksız olacağı fikri yatar. Bir devlet gücü (ve tabi ki din) insanları ahlaklı olmaya zorlamalı, aksi halde insanlar “vahşileşir” ve gücü yeten gücü yettiğini ezer, sömürür, keser yalanı pompalanır zihinlere. Oysa gerçekte olan devlet ve dinin önce insanları ahlaksız olduklarına inandırması, suça sürüklemesi ve ardından da “cezalandırma” tehdidine maruz bırakması.

Şimdi güzelim, şirin ilçemiz Gemlik’in adına leke sürmeye yeltenen bir kaç kendini bilmez kafe sahibi yüzünden vatanımız, milletimiz, bayrağımız için gazi olan sevgili vatandaşımızın uğradığı eziyet, en hassas şekilde belediyemiz tarafından giderilecek, içeri tıkılan suçlular da cezalarını muhakkak çekeceklerdir. Sevgili gazimiz bir sonraki tatilinde belediyemizce misafir edilecek ve yaralar sarılacaktır!!!

RTE-AKP dönemi, bu ikiyüzlü ahlakın, sıradan insanı suça sürükleyip, suç işlemek zorunda bırakıp, ardından da tehdit ve şantajla esir etmesi süreci olarak işliyor. Şeriat çığlıkları atılırken toplumun her bireyine kadar suça sürüklenmesi de bu yüzden, değil mi?