birgün

8° AÇIK

DÜNYA 26.09.2021 08:56
author

Yeni dönemin seçimi

Almanya bugün sandık başında. 16 yıllık Merkel dönemini sonlandıracak seçime SPD ve CDU/CSU başa baş giriyor. Ancak SPD bir adım önde, sol koalisyon dönemi başlayabilir. Berlin’de konutların kamulaştırılması için de oy kullanılacak.

Yeni dönemin seçimi

Almanya’da son yılların en dinamik genel seçimi için milyonlarca seçmen bugün sandık başına gidiyor. Uzun yıllardır ilk kez kazananın öngörülemediği bir seçim olacağı ve 16 yıldır süregelen Angela Merkel dönemini sonlandıracağı için hem ülke içinde, hem de dış dünyada bu akşam sandıktan çıkacak ilk sonuçlar merakla bekleniyor.

60 milyonu aşkın seçmenin oyuna talip toplam 47 partinin, 6211 adayla girdiği seçimde yarışan liderlerden Olaf Scholz, Armin Laschet ve Annalena Baerbock, bu seçimden sonra siyaseti bırakacağını açıklayan Merkel‘in halefi olmayı hedefliyorlar. Yeşillerin Federal Başbakan Adayı Baerbocak hem kendi hataları, hem de muhafazakâr kesimlerin karşı propagandaları nedeniyle başlangıçtaki popülaritesini kaybettiği için asıl yarış, SPD’nin (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) adayı Scholz ve Hıristiyan Birlik partilerinin (CDU/CSU – Hıristiyan Demokrat Birlik ve Hıristiyan Sosyal Birlik) ortak adayı Laschet arasında. İktidardaki Merkel hükümetinde Federal Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı olarak görev yapan Scholz, tüm anketlerde CDU Genel Başkanı ve Almanya‘nın en büyük eyaletlerinden Kuzey Ren Vestfalya’nın Başbakanı Laschet’e göre halk arasında çok daha sempatik ve çok daha yetkin olarak görülüyor. Ancak kimin federal başbakanlık koltuğuna oturacağına, seçimden sonra oluşan yeni Federal Meclis‘teki hükümet çoğunluğu karar verecek ve bu süreç aylar sürebilir.


MERKEZ SAĞ ARAYI KAPATTI

Bir kaç gün öncesine kadar merkez sağ partiler, SPD’nin yüzde 25-26 oy oranıyla önde götürdüğü seçim anketlerinde 4-5 puanla ikinci sırada yer alıyordu. Seçimden iki gün önce gerçekleştirilen son ankete bu farkın bir puana düştüğü görülüyor.

Son haftalarda sosyal demokratların anketlerde oy patlamasının ardından, SPD, Yeşiller ve Sol Parti arasında bir „ilerici partiler koalisyonu“ seçeneği yeniden gündeme gelmiş ve yoğun olarak tartışılmıştı. Genel olarak „sol koalisyon“ ya da bu partilerin renk sembollerinden esinlenerek „kızıl, yeşil, kızıl koalisyon“ olarak adlandırılan, sosyal demokrat ve yeşil politikacıların pek istekli görünmediği bu model son anketlere göre de halen mümkün.

Ancak “sol”daki bir ortaklığın yönetimi devralma olasılığından paniğe kapılan merkez sağ ve liberal partilerle, işveren örgütlerinin soğuk savaş döneminin “anti komünist propagandalar”ını çağrıştıran çıkışları, bunlara yandaş medyadaki kampanyaların etkili olduğu görülüyor.

Yapılan son anketlere göre sosyal demokratlar yine önde, ancak merkez sağ aradaki farkı büyük ölçüde kapatmış durumda. Analistlerin haftalardır vurguladığı gibi sonucu seçimden bir gün öncesinde bile toplam 60 milyon seçmenin yüzde 30-35‘in oluşturan “kararsızlar“ belirleyecek.

Öte yandan cuma günü gerçekleştirilen “Friday for future” eylemlerinin dinamizmine dikkat çeken kimi gözlemciler, bu durumun sandığa da yansıyabileceğini ve programlarında “çevre koruma”ya öncelik veren partilerin, yani Yeşiller, SPD ve Sol Parti‘nin oylarının biraz daha artabileceğine işaret ediyorlar.

Bu akşam saat 18.00‘den itibaren yeni parlamento aritmetiğinin ana hatlarıyla belli olması bekleniyor. Ancak seçimin kesin sonuçlarının açıklanması uzun sürecek. Çünkü halen etkili olan korona salgını nedeniyle milyonlarca seçmenin „mektupla oy“ hakkını kullanması nedeniyle tüm oyların sayım işlemlerinin bitmesi haftalar sürebilir. Ancak bu durumun sandıktan çıkan genel durumu büyük ölçüde değiştirmesi beklenmiyor.

KOALİSYON MODELLERİ

Son anketlerdeki eğilimlere bakılırsa önümüzdeki dönem için çok sayıda hükümet modeli mümkün görünüyor. Seçim analizleri oy toplamı yüzde 45-45‘yı bulan partilerin Federal Meclis’te (Bundestag) gerekli çoğunluğu bulabileceğine işaret ediyor. Bu durumda mevcut barajları aşarak meclise girmesi kesin olan yedi partiden altısı arasında, sosyal demokrat ya da merkez sağ ağırlıklı 3‘lü koalisyonlar gerçekleştirilebilir.

Anket sonuçları sadece CDU/CSU ve SPD arasında, "büyük koalisyon“ denilen ikili koalisyonun mümkün olabileceğini gösteriyor. Ancak Almanya‘yı uzun yıllardır yöneten bu modelin, artık ne politikacılar, ne de geniş halk kesimleri arasında taraftarı kalmamış durumda.

Diğer ikili koalisyonlar, yani SPD’nin Federal Başbakan Adayı Olaf Scholz’un birinci tercihi olan bir sosyal demokrat-yeşil ve ya da CDU/CSU’nun adayı Armin Laschet’in Hıristiyan demokrat-liberal partiler koalisyonları ise mümkün görünmüyor.

Seçim kampanyaları sırasında gerçekleştirilen ortak tartışma programları ve parti sözcülerinin açıklamaları dikkate alındığında şu anki en güçlü koalisyon olasılıkları şöyle:

1. Sosyal demokrat ağırlıklı SPD-Yeşiller-FDP (trafik lambası) koalisyonu.
2. Hıristiyan demokrat ağırlıklı CDU/CSU-Yeşiller-FDP (Jamaika) koalisyonu.
3. “Sol koalisyon“ (SPD-Yeşiller-Sol Parti).

4. Ayrıca meclisteki koltuk sayısı çoğunluğu sağlamaması halinde SPD ve CDU/CSU’nun Yeşiller ya da liberallerle bir koalisyon arayışı da söz konusu olabilir. Ancak üçüncü ortakların karar ve yönetime katılma hakkını neredeyse sıfırlayacak bu modelin de üzerinde durulmayan seçenekler arasında.
Şu an en güçlü seçenek, Jamaika bayrağındaki renkleri bir araya getiren CDU/CSU-Yeşiller-FDP koalisyonu. Liberal parti FDP’nin lideri Christian Lindner, buna öncelik vereceklerini resmen açıkladı. 2017’deki koalisyon pazarlıkları döneminde, liberallerin itirazları sonucu aynı model içinde iktidar ortağı olma fırsatını kaçıran Yeşiller fazla sorun çıkarmadan böyle bir hükümette yer alabilir.

Eğer son anketlerde olduğu gibi SPD küçük farkla da olsa seçimden birinci parti olarak çıkarsa, doğal olarak hükümet kurma görevinin önce Olaf Scholz’a verilecek. SPD’nin liberal-sağ kanadında yer alan Scholz’un bir “sol koalisyon”dan yana olmadığı biliniyor. Yeşillerin yönetimi de bu seçeneğe açık değil. Ancak her iki partinin yöneticileri de seçim öncesi kampanya döneminde sağdan gelen tüm baskılara rağmen bu konuda kesin bir açıklama yapmadılar. Analistler, Scholz’un SPD-Yeşiller-FDP seçeneğine öncelik verecek olan Scholz’un, bu pazarlıklarda uzlaşmaz tavır alması beklenen liberalleri baskı altına alabilmek bu kapıyı açık tuttuğu yorumunda birleşiyorlar. Sol Parti liderleri ise son haftalarda yaptıkları açıklamalarda başta dış politika, savunma ve iç güvenlik konuları olmak üzere birçok alanda uzlaşmaya gidebilecekleri mesajları veriyorlar. Ayrıca her üç parti tabanında da bu modelin sempatiyle karşılandığı biliniyor.

AŞIRI SAĞLA İŞBİRLİĞİ YOK

Bugünkü seçimle Almanya‘da Merkel‘in liderliğindeki son 16 yılda gerçekleştirilen seçimlerden farklı olarak, kaWzananı önceden belli olmadığı için, oldukça canlı, partilerin hem halk içinde, hem de kendi aralarında programlarını yoğun olarak tartıştırabildiği canlı bir seçim süreci sona eriyor.

Bugün bir yandan tüm ülkede 20’nci dönem Federal Meclisi’ni seçme üzere genel seçim gerçekleştirilirken, diğer yandan da Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern’de eyalet meclisleri için seçimler yapılacak. Her iki seçime ilişkin kamuoyu yoklamaları da sosyal demokrasinin son yıllardaki parlak kadın liderlerinden Manuela Schwesig ve Fransizka Giffey’in yarışı önde götürdüğünü gösteriyor. Bunun yanında Berlin Eyaleti’nde konutların kamulaştırılması için de oy kullanılacak.

Böylece çeşitli düzeylerde çok sayıda seçim gerçekleştirildiği “süper seçim yılı” olarak nitelenen süreç de tamamlanmış olacak. Yıl içinde Almanya‘nın önemli eyaletlerinden Baden Württemberg ve Rheinland-Pfalz‘la, Saksonya Anhalt’taki eyalet meclisi, Hessen ve Aşağı Saksonya‘da da yapılan yerel seçimlerde oldukça farklı sonuçlar alınmış, oyların büyük bölümü şu anki anketlerde görülen ilk üç partiye akmıştı.

Hem genel seçim öncesi tartışmalarda hem de geçmişte kalan seçimlerde demokratik partilerin liderleri, genel olarak başta AfD (Almanya için Alternatif) olmak üzere aşırı sağ partiler ve politikacılarla işbirliğine kesin olarak karşı tavır aldılar. Ancak, CDU/CSU’nun tabanında zaman zaman bu partiyle görüşülebileceğine dair çıkışlar oldu ve hatta parti liderliği "aşırı sağa“ yakın tutumuyla istihbarat teşkilatının başından alınan Hans-Georg Maasen’ın milletvekili adayı seçilmesine engel olamadı. Bu arada Türkiye kökenli göçmenlere yakınlığıyla bilinen ve bu yüzden “Türk Armin” lakabıyla anılan CDU Genel Başkanı Armin Laschet’in sağ muhafazakar seçmenlerin oylarını kaybetmemek için bu konuda kesin tavır almaktan kaçınması hayal kırıklığına yol açtı.

Öte yandan özellikle pandemi nedeniyle yaşanan sosyal ve ekonomik krizi suiistimal eden aşırı sağcı AfD’nin buna rağmen oy oranını arttıramaması, seçim sürecinin olumlu yanlarından biri olarak değerlendiriliyor.

yeni-donemin-secimi-925604-1.

yeni-donemin-secimi-925605-1.

***

Göçmenler seçim sonucunu etkileyebilir

2002’deki gibi partilerin oy oranları arasındaki fark çok az olduğu için her bir oy çok önemli. Dolayısıyla göçmen kökenli partiler göçmen kökenli seçmenlere, göçmen kökenli adaylarla ulaşmaya özen gösteriyor. AfD hariç tüm partilerin listelerinde göçmen kökenli politikacılar aday olarak yer alıyor.

Göçmen kökenli seçmenlerin ağırlıkla sol ve sosyal demokrat partileri tercih ettiği biliniyor. Son yıllarda merkez sağ ve liberal partilere yönelenler artsa da bu eğilim genel olarak devam ediyor.

Nüfusu üç milyonu aşan Türkiye kökenli göçmenler açısından da durum böyle. Tahminen 900 bin civarındaki Türkiye kökenli seçmenin daha önceki seçimlerde olduğu gibi SPD, Yeşiller ve Sol Parti’yi tercih etmesi bekleniyor. Seçime katılan 47 partinin gösterdiği 6 binin üzerindeki aday arasında çok sayıda Türkiye kökenli politikacı da yer alıyor.

Federal Meclis’te şu anda 14 Türkiye kökenli vekil bulunuyor. Bu seçimde aday olan 50’nin üzerindeki adayın büyük bölümünün seçilme şansı yok, ancak Yeşiller’den Cem Özdemir, Ekin Deligöz ve Filiz Polat’ın, SPD’den Aydan Özoğuz, Cansel Kızıltepe ve Metin Hakverdi gibi daha önce seçilmiş olanların yeniden seçilmesi kesin gibi. Uzun yıllardır CDU Adayı Laschet’le çalışan Serap Güler ile Yeşiller’in eski Eş Genel Başkanı Cem Özdemir’in kurulacak hükümetlerde bakan olarak görev alması bekleniyor.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol