birgün

17° AÇIK

RÖPORTAJ 30.07.2019 04:00

Yoksulluktan doğan yıldızlar – 1

Bir transfer sezonu daha geçerken ömürden, topçuların dudak uçuklatan paralar karşılığında kulüp değiştirdikleri zamanlarda hatırlayalım yoksulluktan doğan yıldızları. 30 Ekim 1960’ta Buenos Aires’in kenar mahallerinin birinde dünyaya gelmiş Diego Armando Maradona, kimilerine göre futbolun gelmiş geçmiş en büyük yıldızı. Şehrin güneyinde yer alan, çoğunluğunu İspanyol ve İtalyan göçmenlerin oluşturduğu 42 bin nüfuslu Villa Fiorito kasabasının […]

Bir transfer sezonu daha geçerken ömürden, topçuların dudak uçuklatan paralar karşılığında kulüp değiştirdikleri zamanlarda hatırlayalım yoksulluktan doğan yıldızları.

30 Ekim 1960’ta Buenos Aires’in kenar mahallerinin birinde dünyaya gelmiş Diego Armando Maradona, kimilerine göre futbolun gelmiş geçmiş en büyük yıldızı. Şehrin güneyinde yer alan, çoğunluğunu İspanyol ve İtalyan göçmenlerin oluşturduğu 42 bin nüfuslu Villa Fiorito kasabasının suyu akmayan, elektriği dahi olmayan viran bir gecekondusunda, üçü erkek, dördü kız, yedi kardeşiyle birlikte yokluk ve sefalet içinde geçirmiş çocukluk yıllarını. Babası Don Diego hayatın tüm zorluklarına rağmen fedakârlıkla yetiştirmiş çocuklarını. Bir akşam, gece karanlığında evin bahçesinde yer alan tuvalete giderken fosseptik çukuruna düştüğünü, imdadına amcası Cirilo’nun yetiştiğini, minicik bedenini çukurdan çıkarmaya çalışırken, bir yandan da “Ufaklık, kafanı b**un üstüne tut!” diye bağırdığını, kafasını b**un üstünde tutmayı o gün öğrendiğini anlatır o yılları hatırladığı söyleşilerinde.

2015’te solunum yetmezliği nedeniyle 87 yaşında hayata gözlerini yuman babası Don Diego’nun yaşamındaki en büyük destek olduğunu, kariyerini ona borçlu olduğunu anlatır. Fabrikalarda işçi olarak çalışır her gün sabahın dördünde işe gidermiş cefakâr baba. Oğlunun antrenmanlara gidebilmesi için gerekli otobüs parasını kimi zaman patronundan, kimi zaman arkadaşlarından borç alarak karşılarmış. Antrenmanları olduğu günlerde onu da yanına alır, baba oğul tıka basa dolu halk otobüsünde düşermiş yollara. Üçüncü yaş gününde kuzeni Beto Zarife’nin hediye ettiği bir futbol topuyla başlamış sonraları futbolun sevildiği her coğrafyada dillendirilecek hikâyesi. Topa o kadar düşkünmüş ki uykusunda bile topu kucağından bırakmazmış. Henüz 9 yaşında Argentinos Juniors’un seçmelerine davet edilmiş ama hayatını futboldan kazanmasının zor olacağını düşünen babası izin vermemiş. Takvim yaprakları 20 Ekim 1976’yı gösterirken, 16 yaşına basmasına az kala ilk profesyonel maçına Argentinos Juniors ile çıkmış. Sonrası malumunuz.

19 Nisan 1972’de, Brezilya’nın kuzeyinde, günümüzde 1,5 milyon nüfusa sahip Recife şehrinin varoşlarında yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş Rivaldo Vítor Borba Ferreira, nam-ı diğer Rivaldo. Vitamin eksikliği ve beslenme yetersizliği nedeniyle küçük yaşlarda kaybetmiş dişlerini, kariyerindeki en önemli silahı olacak bacaklarındaki çarpıklık da o zamanlardan miras. Futbola sevdalandığı zamanlarda Paulistano Futebol Clube’in antrenmanlarına katılabilmek için her gün 20 kilometre yürür, hiçbir antrenmanı kaçırmazmış. Henüz 15 yaşında bir araba kazasında kaybetmiş babasını, ailenin geçimini sağlamak için futboldan arta kalan zamanlarda plajlarda su satarmış. Yoksulluğun pençesinde okul yüzü görmeden hayata tutunmaya çalışan çocuğun ilerleyen zamanlarda ‘Yaşayan 100 efsane futbolcu’ listesinde yerini alacağını kim bilebilirdi ki.

29 Kasım 1904’te, Montevideo’nun varoşlarında açmış gözlerini dünyaya Hector Castro, nam-ı diğer ‘Tek kollu’. Hikâyesi hazin, 13 yaşında odun keserken testere kazası sonucu sağ kolunu kaybetmiş. 19 yaşına geldiğinde şehrin en büyüğü club Nacional’in yıldızıymış. Takımla yaşadığı üç şampiyonluğun yanı sıra, 1930’da Uruguay’ın kazandığı ilk Dünya Kupasında ev sahibi takımı Arjantin’i 4 golle geçerken son gol onun ayağından gelmiş. Sahada agresif, kaybetmeyi sevmeyen, hırçın ve bir o kadar da yetenekli golcü saha dışında alkole, kadınlara, kumara, gece hayatına, âlemlere düşkünmüş. 15 Eylül 1960’ta geçirdiği bir kalp krizi sonucu 55 yaşında aramızdan ayrılmış.

4 Kasım 1967’de Doğu Londra’nın göçmen mahallesi Hackney’de yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş kanat oyuncusu. Henüz 18 yaşına geldiğinde suçla iç içe yaşamayı öğrenmiş, en yakın arkadaşlarını cinayetlerde kaybetmiş. 1986’da banka soygunundan 4 sene hapis yattı. Ama hapishanede geçirdiği yıllardan ders çıkarmış, çıktığı zaman en iyi yapabildiği işte yükselmeyi kafasına koymuştu. Amatör takım Haringey Borough’da yıldızı parladı, 1990’da 100 bin sterlin karşılığında Leyton Orient’e transfer olarak profesyonel futbola adım attı. 1994’te, onu futbola kazandıran, zamanın iyi teknik direktörü Barry Fry’ın takımı Birmingham City’e 800 bin sterlin karşılığında transfer olduğunda bu, kulüp tarihinin o dönemki rekor transferiydi. 2002’ye kadar süren kariyerinde kimisi amatör 10 takımın formasını giydi Ricky Otto. Futbol sonrası üniversite eğitimini tamamladı ve günümüzde hapishanelerde eğitmen olarak çalışıyor.

9 Ocak 1977’de Kamerun’un sahil kasabası Kribi’de açmış dünyaya gözlerini, ilerleyen zamanlarda Arsenal’de adını duyuracak olan savunma oyuncusu. Babası ülkenin tanınmış politikacılarındanmış ama o dönem ülkeyi yöneten zalim diktatör Francisco Macías’un zulmünden kurtulabilmek için ailesiyle birlikte ülkeyi terk etmek zorunda kalmış. İspanya’nın Sevilla şehrinin varoşlarında 14 kardeşiyle birlikte yeni hayata başlamış ama hiç kolay olmamış yoksulluk içinde geçen zamanlar. İlk profesyonel sözleşmesini 1995’de Utrera takımı ile imzalamış. 2000-2006 arasında Arsenal’de adını duyurmuştu Laureano Bisan Etamé-Mayer, nam-ı diğer Lauren. Futbolu 2010’da bıraktı, günümüzde Sevilla’da yaşıyor.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol